"mesele de bu işte. bilmiyorum." yanağından bir damla gözyaşı süzüldü. "çünkü çok, çok uzun zamandır beni seçmedin."
aramıza bir sessizlik çökerken hızlı soluklarım köşedeki saatin sağır edici tik tak seslerine karıştı. cevabım, alessandra'nın gözyaşlarının ağırlığı altında ezilmişti.
yoksulluk. başarısızlık. sabotaj. yıllar içinde onlarca şeye katlanmıştım ama alessandra'nın ağladığını görmek beni her defasında dizüstü çöktürebilecek tek şeydi.
"kendime de arkadaşlarıma da senin için türlü türlü bahaneler uydurup durdum. bundan sonra böyle yapmayacağım." sesi fısıltıya dönüşmüştü. "artık var olmayan bir şeye tutunuyoruz. bence bırakmanın vakti geldi. bunu yaparsak ikimiz de daha mutlu oluruz."
her kelimesi geliştirmek için on yılımı harcadığım irademe ve soğukkanlılığıma bir darbe indiriyordu. öfke, utanç ve lanet olası memleketimden çıkabilmek için mücadele ettiğim şiddetli bir çaresizliğin de aralarında bulunduğu bir duygu ordusu üzerime çullanmıştı. tüm bu şeyleri artık hissetmemem gerekiyordu.
ben artık koca bir ceo'ydum, ailesi ya da parası olmayan çaresiz bir çocuk değildim. fakat alessandra'yı kaybetme ihtimaliyle yüzleşmek...
panik göğsümü sıkıştırdı. "boşanırsak daha mutlu olacağımıza gerçekten inanıyor musun? sensiz mutlu olabilir miyim? biz beraber olmalıyız." hislerin boğuklaştırdığı kelimeler boğazımdan güçlükle çıkıyordu. "você e eu. para sempre." sen ve ben. sonsuza dek.
alessandra'nın sessiz hıçkırığı kalbimi parçaladı. ona uzandığımda geri kaçması ise o parçaların un ufak olmasına neden oldu. "bunu daha da zorlaştırma." konuşması zar zor duyuluyordu. "lütfen."
ciğerlerimdeki yumruk iyice sıkılaşırken elimi indirdim. bu noktaya nasıl geldiğimizi bilmiyordum ama mücadele etmeden onu bırakmayacaktım.
"dün her şeyi batırdım," dedim. "ondan önce
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Baz istasyonu bu anlamda ciddi bir huzur, geceleri tepesinde yanıp sönen kırmızı ışığı da ayrı bir hava getirmişti köye... Baz istasyonunun bir başka iyi tarafı sivrisineğin kökünü kazımış olması. Sittin yıldır belediyenin mücadele ettiği ve ilaçlamalar sonucu köyde sivrisinekten başka tüm hayvanları zehirleyerek öldürdüğü, ancak sivrisineği yok edemediği görülmüştü. Bu yaz hiç yok. Tek tük rastlanırsa da, çok fersiz, zar zor uçuyor, fiske vursan ölüyor. Sivrisineğin kökünün kazınmasından ötürü çok mutlu olan köylü bunu baz istasyonunun başardığına inanıyordu.
Çocukken saklambaç oynadığımız günlerde annem, tenha yerlere, inşaatlara saklanmayın, öyle yerlere hiç gitmeyin derdi. Böyle zamanlarda aklıma tek gelen, Erol Taş filminden kalan bir sahneyle kolumu kesip dilendirebilecekleriydi. Daha kötü bir ihtimal yoktu benim için.
Şimdi olumsuz haberlere çocukları maruz bırakınca iç dünyalarında nelerle mücadele ediyorlar, tutunacak hangi dallarını kırıyoruz haberimiz yok. Çocuk yetiştirirken onlara şaşıracak, üzülecek, acıyacak kadar vicdan bırakmalıyız. Hayatın gerçeklerini öğrenmesinler, her seyi bilmesinler. Çocuklarımız acıya şaşırmayacak hâle geldikleri gün, yaşama dair umudumuzla birlikte insanlığımızı da kaybetmişiz demektir.