BİR İSLÂM İHTİLÂL VE İNKILÂP SANATÇISI...
Bir medeniyetin küllerinden yeniden doğması, her şeyden önce ötelerin ötesine inanmış, kalbi mutlak hakikat ritmiyle çarpan bir şuurun varlığına bağlıdır. İşte Salih Mirzabeyoğlu, modern çağın ruhsuz karanlığına, kalemin şimşek şimşek çakan aydınlığıyla meydan okuyan, ömrünü bir dâva ufkuna adayan fikir kumaşı mücerred bir çilenin adıdır. Onun mücadelesi, alelâde bir siyâsî kavga değil; varoluşu, san'atı, hukuku ve hikmeti yeniden İslâm’ın o sarıp sarmalayan estetik potasında eritme sevdasıdır. Onun fikrinin anahtarı ve kalbinin vatanı, şüphesiz ki Üstadı Necip Fazıl Kısakürek’tir. Necip Fazıl, Anadolu topraklarında bir "Büyük Doğu" şafağı muştularken, Mirzabeyoğlu bu şafağın bağrında tutuşan o büyük yangını, yâni İBDA’yı (İslâm’a Muhatap Anlayış) kurmuştur. Üstadından aldığı estetik ve diyalektik mirası, entelektüel bir zirveye taşıyan Mirzabeyoğlu için Büyük Doğu bir gövde, İBDA ise o gövdeden göğe uzanan, çağı sorgulayan muazzam dallardır. O, Üstadının dizinin dibinde âdeta ruhunu emzirmiş ve bu büyük mirâsı, kaskatı kesilmiş bir dünyaya karşı canlı, devingen ve kurucu bir sisteme dönüştürmüştür. Mirzabeyoğlu’nun fikrî cephesi, köksüz bir taklitçilikle dünyayı sömüren Batı medeniyetine karşı tavizsiz bir duruştur. O, Batı’nın ruhu ve insanı yok eden maddedeki hegemonyasına, rasyonalizmin tek tipleştirici tasallutuna karşı kalbin ve ulvî yükselişin savunucusudur. Batı’nın kokuşmuş felsefî labirentlerine, İslâm’ın tasavvufî derinliği ve berrâk hikmetiyle girer; oradaki sahte ışıkları söndürüp, yerine ezelî ve ebedî olanın nûrunu ikâme eder. Batı karşıtlığı, onun düşüncesinde ham bir düşmanlık değil, insanlığı düştüğü maddiyât çukurundan kurtaracak asil bir medeniyet hamlesidir. **Ancak bu büyük tefekkür yolculuğu, her büyük çile gibi, bu topraklarda derin yaralar ve engellerle
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Bir Fikir Devi: SALİH MİRZABEYOĞLU...
Mirzabeyoğlu'nun fikir dünyası, Doğu ve Batı felsefesini İslâm tasavvufu potasında eriten terkipçi ve bütüncül bir yapıya sahiptir. Onun düşüncesindeki temel amaç, çağdaş dünyada Müslüman kimliğinin yeniden bir “şahsiyet" olarak inşâsıdır. Anti-tez olarak değil bir tez olarak İslâm'a sımsıkı bağlı medeniyet tasavvurunu ve varlık bilgi değer anlayışını İbda Külliyatında örgüleştirmiştir. 1980 sonrasında “İslamcı” camiada "Büyük Doğu’yu aşmalıyız" anlayışı popülerken, Salih Mirzabeyoğlu tam tersine tüm entelektüel üretimini Üstad Necip Fazıl Kısakürek’e nispet ederek (ona bağlayarak) yürütmüştür. Mirzabeyoğlu fikir ile aksiyonun birbirinden koparılamayacağını savunan "diyalektik" bir metod benimsemiştir. Ona göre aksiyona dönüşmeyen fikir güdük, fikre dayanmayan eylem ise kördür. Özellikle 1990'lı yılların siyasi atmosferinde ve 28 Şubat sürecinde, devleti ele geçirmiş zümrenin darbeci yapısına ve Batı merkezli politikalara karşı sert bir muhalefet yürütmüştür. "Cepheleşme" modeli, onun aksiyon teorisinin sahadaki karşılığıdır. Bu model, tek bir merkezden yönetilmeyen ancak aynı ideolojik amaca hizmet eden otonom grupların eylemliliğine dayanır. Bu tavrı Mirzabeyoğlu’nu 28 Şubat askeri müdahalesi döneminde devletin güvenlik bürokrasisinin birincil hedefi hâline getirmiştir. 1998 yılında tutuklanmış ve ardından dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından "anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs" suçundan idâm cezasına (daha sonra müebbete dönüştürülen) çarptırılmıştır. Metris ve Bolu F Tipi Cezaevi'nde geçirdiği uzun yıllar boyunca da yazmayı sürdürerek fikir-aksiyon bağını koparmamıştır. __2014 yılında yeniden yargılanarak beraat etmesi ve 2018'de düzenlen suikastle şehid edilmesi, onun üzerindeki hukukî tartışmaları bitirse de bıraktığı fikir ve
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Mehmet Akif'e selam olsun
İSTİKLÂL MARŞI Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl... Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl! Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar, “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, anı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
1000Kitap
Maksadım oldu hicret-i mübarek hân-ı Eyledim ziyaret, Hak'tan na-mücerred Yâr'ı
Tasavvuf
Cennet Mekan-ı Âla olsun
Seferlerine "İmtisal-i câhid-ü fillah oluptur niyyetim. Din-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim" diyerek çıkan Fatih Sultan Mehmet, fetihler sultanı olduğu gibi şiirde de sultandır. Ruhu şad olsun… 3 Mayıs 1481 Fâtih Sultan Mehmed #3mayıs
Tarih
KEYFİYETLİ TOPLULUK ve İslâm'a Muhatap Anlayış...
(...) Netice itibarıyla; İslâm'a Muhatap Anlayış, fıkıh, kelâm ve tasavvuf gibi disiplinleri birbirinden kopuk parçalar olmaktan kurtarıp, "Mutlak Fikir" (İslâm) mihrakına bağlı birer kanat hâline getiren "Terkib"in adıdır. Bu anlayış, geçmişin mirâsını dondurmak yerine; o mirâstaki potansiyeli (mukadder olanı), "İbda" sırrıyla bugünün meselelerine tatbîk eden, İslâm’ın ebedî yeniliğini ve "çağlar üstü" nizâmını sistemleştiren bir "Dünya Görüşü"dür; İslâm’ı zamanın ve mekânın şartlarına göre gerçekleştiren, onu devlet, cemiyet ve fikir plânında "görünür" kılan sistemin ta kendisidir. Fıkhın yanı sıra, an'ânevî kelâm ilmi de bu sistem içinde "Hikemiyat" başlığı altında "mukadder oluş"unu bulur. Kelâm ilmi, geçmiş asırlarda İslâm akidesini sapkınlıklara ve Yunan felsefesine karşı savunmuştu. Bugün ise İslâm'a Muhatap Anlayış, Batı tefekkürünün ve modern felsefenin getirdiği bunalımlar karşısında, İslâm’ın "Mutlak Fikir" olduğunu ispatlayan, Batı ile hesaplaşan ve İslâm’ın fikrî üstünlüğünü "Hikemiyat" binâsıyla ortaya koyan yeni bir tefekkür hamlesidir. Sistemin ruhunu ve can damarını ise Tasavvuf oluşturur. İslâm'a Muhatap Anlayış, Tasavvufu sadece ferdî bir kemâl yolu veya münzevî bir hayat tarzı olarak bırakmaz; onu "cemiyet plânında" bir dünya görüşü ve nizâm olarak "zâhir" kılar. Şeriat’ın dış disiplini ile Tasavvufun iç derinliği, bu anlayışta birleşerek "Büyük Doğu" sistemini doğurur. Tasavvufun "mukadder oluşu", içte kazanılan o büyük ahlâk, vecd ve aşkın, dış dünyada adalet, estetik ve nizâm olarak maddeleşmesidir. Salih Mirzabeyoğlu’nun **fikir sistematiğinde İslâm, sadece vicdanlara hapsolmuş mücerred bir inanç manzumesi değil; eşyayı, hâdiseyi, zamanı ve mekânı kuşatan mutlak bir hayat nizamıdır. Topluluk Hakikati, İslam’ın vadettiği kurtuluşun
İslâm'a Muhatap Anlayış