Melankolik bir adamın yaşadığı buhranları uzun tasvirlerle anlatan bu kitabı okumaktan baya sıkıldım. Hiçbir sonuca varmayan bir sonuç sunmayan ve okuyucuyu yarıda bırakan bir eser olmuş. Belki de benim belirsizlikten hoşlanmamam ve tasvirlerden sıkılmam ile ilintili bir beğenmezlik söz konusudur, bilemiyorum.
Sünni alim Zehebî ve Şii alim Marifet'in eserlerinin incelenmesi ile ortaya koyulan Sünni-Şii "Tefsir tarihi" değerlendirmesi olan bir kitaptır. Bu eserin okuyucuya istatistik bilgisi, müfessir ve eser bilgisi ve Sünni-Şii mezheplerinin bu yazar ve eserlere bakışını görme açısından katkı sağlayacaktır. Sahabeden itibaren günümüze kadar müfessir ve eser bilgisi aktarması yönünden iyi bir tefsir tarihi tekrarı da olacaktır.
Bu kitap, Temel İslam Bilimleri alanında bitirme tezi yapmaya karar vermiş bir talebeden başlayarak lisansüstü öğrencilerin okuyup faydalanabileceği bir eserdir.
Hz. Peygamber'e isnat edilen meşhur bir rivayette " “Küçük cihaddan (savaş) büyük cihada (nefisle mücâhede) döndük” sözü ile savaştan dönen insanın asıl mücadelesinin nefsni ıslah etmesi olduğu belirtilir. Bazı âlimlere göre bu rivayet zayıf kabul edilse de İslâm geleneğinde kabul görmüş, özellikle sufi ekol tarafından itibar edilerek felsefî bir ilke olmuştur.
İmam Humeyni'nin de bu eserde medrese öğrenci ve hocalarını muhatap alarak ilim öğrenmenin yanında asıl meselenin nefsi ıslah etmek olduğu konusunda uyarı yaptığı ve bu anlamda muhataplarını karakter ve kişiliklerini eğitmeleri yönünde teşvik ettiği görülmektedir. Eserde dikkatimi çeken ve uygulanabilecek bir nasihat olarak Humeyni'nin maneviyat ve ahlak için de fıkıh ilimleri gibi bir üstadın olması, bu konuların müzakere edilmesi gerektiği vurgusu (s. 24) beni etkiledi. Bu mesele mühim bir mesele, zira insan unutkan bir varlık olduğu için sürekli bir hatırlatmaya ihtiyaç duymaktadır.
Eserde aynı zamanda ilim-amel vurgusu ön plana çıkmaktadır. Bu, felsefi ve psikolojik açıdan büyük öneme haiz bir meseledir. Nitekim bu husus aynı anda okuduğum Epiktetos 'un İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını açar kitabında şöyle vurgulanıyordu: "Ben size, karakterinizde yaptığınız ilerlemeyi soruyorum, siz ban bir filozofun kitabını çok iyi okuduğunuzu ve anladığınızı söyleyerek, övünüyorsunuz. Bu kitabı anlamanız sayesinde ruhunuz şimdi daha yüksek, daha özgür, daha vefalı ve daha güzel oldu mu? Ruhunuz hiçbir şeyin engel olamayacağı kadar güçlü ve hiçbir şeyin bulandıramayacağı kadar berrak oldu mu? Şikayetler, öfkeyi ve sızlanmayı hayatınızdan kovabildiniz mi? İlkeler içinizde yeşerdi mi?" İmam Humeyni'nin de aynı doğrultuda düşündüğü görülmektedir; aslında İslam kültüründe ilim-amel ilişkisinin mütemmim bir birliktelik olduğu
Füruğ, hüzün diyarından konuşan bir elçi; yalnızlık vadisinde bir bekçi; umutsuzluk ve ümidin arasında kalmış bir ermiş… Geceleri mekan edinmiş kendine, öyle ki şiiri gecede başlıyor, gecede bitiyor, gecenin içinden sesleniyor. Her geceye bir şiir, her geceye bir keder nakşetmiş ayet ayet. Kültür, din, felsefe ve edebiyat birbirine girmiş; aşk, eleştiri, toplum ve diğer meselelerin birbirine karıştığı gibi. Zira insan hayatın tüm karmaşıklığı ile birlikte bir bütünlük arz eder, ne dinden aridir, ne toplumdan, ne siyasetten, ne edebiyattan, ne tarihten… Her şeyde biraz, bazı şeylerde çok… Bir taraftan kendinizi bulursunuz mutlaka onda. Bir hüznün gerçekliğiyle toplumda var olmanın inceliğini… Füruğ biraz da otuzlu yaşların şairi olsa gerek, bir şeyleri anlamak için. Erken yaşta tanımak, bazı şeyleri öldürebilir fakat zamanında tanımak yeniden bir umut bahşeder insana… Fars modern şiirinin mimarını rahmetle anıyor ve kitaplarını tavsiye ediyorum.
Bir Başka DoğuşFuruğ Ferruhzad