Hanzala'nın yüzü "Hanzala, benim imzam. Nereye gitsem, insanlar bana hep onu soruyor. Ben bu çocuğu Kuveyt'te dünyaya getirdim ve insanlara armağan ettim. Hanzala, insanlara hep kendi olarak kalma sözü vermiş bir çocuk. Ben onu pek de güzel olmayan bir çocuk şeklinde çizdim. Saçları, dikenlerini silah olarak kullanan bir kirpiyi andırıyor. Hanzala iyi beslenmiş, mutlu, rahat veya şımartılmış bir çocuk değil. O, mülteci kampındaki bütün çocuklar gibi yalın ayak. Hanzala, aynı zamanda, beni yanlışlar yapmaktan koruyan bir sembol. Kaba bir çocuk olmasına rağmen, kokusu amber gibi. Elleri ise, bize dışarıdan sürekli dayatılan çözüm önerilerini reddettiğinin bir göster-gesi olarak, arkasında bağlı. Hanzala, 10 yaşında olarak doğdu ve her zaman da 10 yaşında kalacak. Tam da, benim vatanımı terk etmek durumunda kaldığım yaşta. Ne zaman vatanımıza dönebilirsek, Hanzala da o zaman normale dönecek ve büyümeye başlayacak. Tabi-atın kanunları şu anda ona işlemiyor, çünkü o sıra dışı. Ama zaten, ufacık bir çocuğun vatansız kalması da tabiatın kanunlarına aykırı değil mi? Hanzala, çağın hiç ölmeyecek bir tanığı. Dünyaya aniden geldi ve onu hiç terk etmeyecek. Bu karakter, hayatta kalmak için doğdu. Ben de, öldükten sonra bile onun içinde yaşamaya devam edeceğim." Filistinli karikatürist Nâcî el Ali, kendisinin meydana getirdiği "Hanzala" karakterini böyle anlatmıştı. Hepimizin zihnine kazınan, hep arkası dönük ve yalın ayak gördüğümüz, Filistin'le özdeşleşen sevgili kardeşimiz Hanzala'yı...
Sayfa 106
Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
Sayfa 12 - Everest Yayınları·Kitabı okuyor
Şiir
Reklam
Ve sinema sektörü "Yahudi soykırımı" hikâyesini pazarlamanın, unutturmamanın, propagandanın ve tabi yıllar yılı Almanları suçlamanın en etkili yoluydu. En etkin biçimde kullandılar. Filistin halkına zulmün her türlüsü uygulanırken sektör çalışmaya devam ediyor, halen en yürek dağlayıcı filmler bu konuda yapılıyor Buna örnek olacak bir savaş filmi. Korku, vahşet, açlık, sefalet, kan, dehşet acımasızlık, acının her türlüsünü seriyor gözler önüne... Kokmuş cesetler, yanmış yığınlar, yıkılmış evler... Yıkılmış, talan edilmiş sokaklar. Bombalarla yıkılmış. Kinle yıkılmış, hınçla, şiddetle dinmek bilmez bir nefretle yerle bir edilmiş mahalleler... Evler yıkılır da içindekiler kalır mı? Kimi sürgünlere gitmiş, kimi oracık da öldürülmüş. Yaşayanlar ölümü arar bir ruh halinde. Vahşet görmekten dehşete kapılma duygusu sığ kalır olmuş. Bahsettiğim alt yazılı filmde, filmin başkahramanı küçük bir çocuk. Kendisini savaşın orta yerinde bulmuş, varını yoğunu, ailesini hepsinden öte çocukluğunu kaybetmiş. Vahşet göre göre vahşileşmiş bir grubun içine düşüyor, en son eline bir silah tutuşturuyorlar. Artık çocuk değilsin. Müdafan için, hayatın için insanların için bu silaha kullan, demek istiyorlar. Ama bunu soğuk bir cümleyle ifade ediyorlar. Filmin sonunda çocuk; onca vahşete, dehşete, ölümün her türlüsüne tanık olarak cinnetlerden dönen çocuk, birikmiş bütün hıncını boşaltıyor elindeki silahın namlusundan. Yerde, çamurun içinde yatan Hitler fotoğrafının üstüne her bir hayalde bir kurşun sıkıyor. Topluca katledilen, öbek öbek cesetleri hayal ediyor, bombaları, uçakları ve kavmiyetçilikle süslenmiş alabildiğine uluscu haşin tavırı, faşizan ateşli konuşmaları. Bir kurşunda onlara, sonra yıkılan evleri, yok edilen kentini bir kurşun daha... Sonra yok edilen geçmişi, elinden alınan ailesi
Filistin
Küresel kapitalizm, mültecilerle işçi sınıfını karşı karşıya getirmektedir. Böylelikle işçileri ırkçı davranmaya yöneltirken bir yandan da ucuz iş gücü mülteci tehdidiyle iş piyasalarında ücretleri düşük tutmaya çalışmaktadır.
Yaralanmanın derecesi ne olursa olsun, tüm bağımlılıklar bir tür mülteci hikayesidir: Zorluklar yoluyla ortaya çıkan ve asla işlenmemiş dayanılmaz duygulardan, hayali olsa bile geçici bir özgürlük durumuna iltica.
Sayfa 229·Kitabı okudu
Bağımlılık
Bak, koca bir denizde birbirinden habersiz sürüklenen tekneler gibi amaçsız ve bir mülteci teknesi kadar kimsesiziz.
Alıntı
Reklam
Reklam