Ancak, yapması gerekenleri unutup “Allah kadirdir” diyerek bu sırları anlamak mümkün değildir. Allah'ın kudretinin sonsuzluk ve sürekliliği eşyâdaki bu sürekli hareket ve değişime, içimize ve dış âleme yolculuk ederek, tefekkür ederek anlaşılabilir.
Cenab-ı Hak yenilik ve değişikliğin lüzumuna işaret olarak farklı insanları, içerikleri aynı olsa da farklı mesajlarla peygamber olarak göndermiştir.
Hz. İbrahim'e Suhuf-i İbrahim dediğimiz sayfaları veren Cenab-ı Hakk'ın, Hz. Musa'ya Tevrat'ı, Hz. İsa'ya İncili, Hz. Peygamber'e de Kur'ân-ı Kerim'i vahyederek; kendi dininde bile özü aynı olmakla birlikte iptidâî kemalden, nihaî kemale muvafik olarak bir gelişim ve hareketliliği murad ettiği ifade edilebilir.
Bunu farkeden bir mü'min, sosyal değişmelere karşı çıkmaz; sosyal değişmeyi ilahî irade ve mutlak kudretin; tecellîsi olarak anlar, îmanı artar. Bunu, Allah'ın kudretinin sonsuzluğuna açılan bir pencere olarak görür.
Elmalı Tefsiri'nde Nisa süresi 141. âyet-i kerimenin açıklamasında da şöyle deniliyor:
"Allah'ın şeriatında, hak kanunda Mü'min kâfirden daima şereflidir. Kâfirin altında kalmaz. Onun ayağının altına düşmez. Şerefiyle ölür. Hakkın şerefini çiğnetmez
Bu hikmetten dolayıdır ki bir mü'min kadının kafirle evlendirilmesi câiz olmaz, küfür olur. Çünkü onu onunla evlendirmek, mü'min üzerine kâfire yol vermek, o mü'min kadını kâfirin istilasına terketmektir. Halbuki Hazreti Allah (c.c.) bu âyetin sonunda şöyle buyuruyor:
"Elbette Allah, mü'minlerin aleyhine kâfirlere bir yol vermeyecektir."
Elmalılı Merhum'un ifadeleri burada son buldu
Hem bu son paragrafı hem de Elmalılı Merhum'un Ba-kara sûresi 221. âyet-i kerime ile alakalı açıklamalarını, kadın-erkek ayırımı yapmadan, "Dinimiz ehl-i kitapla yani Yahudi ve Hıristiyanlarla evlenmeye izin vermiş" diyenlere ithaf ediyorum...
Bizi hayra teşvik eden, iyiliğimize sevinip, yanlışlarımıza üzülen ve bizim için dua eden tertemiz, nûrânî dostlarımız olduğunu, onlarla kuşatıldığımızı bilmek, iyilerin yalnız kaldığını düşünenlerden farklı olarak, insana ne büyük bir güç vermekte... (Mü'min 40/7-9 )
Her yıl yüz binlerce mü'min Mekke'ye gider, orda nefsten soyunur şeytanı gözle görmüşcesine teşhir eder ve taşlar, sonra milyonluk tek gönül halinde Allah'ın önünde eğilir Hz. ibrahim'i anar Hz. İsmail'i anar, insanlığın büyük ve eşsiz kurtarıcısını ve onun etrafında dört dönen sahabileri anar. Geçmiş zamanı, o büyük ve mes'ut vakitleri yeniden yaşarlar. Kulaklarında vahyin ilk tebliğ edildiği anlardan ihtizazlar, ruhlarında ulvî ürpermeler, gönüllerinde mübarek sevinçler, mükemmel ve üstün mü'min olarak yurtlarına dönerler. Kabe'de bütün İslam âleminin kalbi bir kalp gibi atar. Afrikalı, Asyalı, Avrupalı, Türk, Arap, Hintli, beyaz, sarı ve zenci ayrılmaksızın orda mü'minler, İslam'ın derinliğinde ve büyüklüğünde erirler ve olurlar.
Türk ordusunun karşısında duramayacağını anlayan Li Shih-min öne çıkarak Kat Il-han'ı teke tek dövüşe davet etti. Kat-han güldü fakat cevap vermedi. Bunun üzerine Li Shih-min sinirle Shih-po-p'i'nin kanşısına gelip atının dizginini alarak yüksek sesle şöyle dedi: "Biz herhangi bir anlaşma yapmadık ama zor durumdaysan sana yardım edebilirim. Yoksa yeminini unuttun mu? Kanlı bir savaşla zafere ula sabilir misin?" Tölös hanı herhangi bir cevap vermedi fakat gerçek ten Li Shih-min'le gizli bir ilişkisi olup olmadığı, yahut bunun Türk hakanlarını birbirine düsürmek isteyen T'ang veliahtının kurnazca bir planı mı olduğu anlaşılamadıysa da, her halükarda o amacına ulaşmıştı.