• İşinizin gerektirdiği hareketleri şiirselleştirinceye kadar tekrar tekrar yapın/ Micheal Jordan
  • Bu hayatı başarılı ve dolu dolu yaşamak isteyenler; önce düşünmeli, sonra yaşamalı, sonra tekrar düşünmeli yaşadıkları üzerine
  • Nietzsche okuyup karamsar olanlara odunla girişmek istedim bu kitabı okuyunca

    Yazar İstanbul’da doğmuş . Oradan Avrupa’ya ve sonra Güney Amerika’ya göç etmiş. Alabildiğine karamsar, üremeye ve umut etmeye karşı yazdığı kitaplardaki düşüncelerin de derin ve mutsuz izler var. 2. Dünya Savaşı bittikten sonra evine kapanıp günde 6 saat sistematik bir biçimde ölene dek yazmış. 22 cilde yakın kitabı olduğu söyleniyor fakat kitaplarından sadece biri İngilizceye çevrilmiş, pek değeri bilinmemiş ve kendi döneminde fazla okunmamış. İntiharı kesin ve tek son kabul edip ailesini üzmemek adına ertelemiş, önce annesi ardından babası ölmüş ve bu ölümle planladığı sona ulaşmak için hiçbir engeli kalmamış. Babasının ölümünden bir kaç saat sonra intihar ederek hayata veda etmiş.
    Vurucu karamsarlığı kitaba damgasını vuruyor fakat gerek yılları öngören tahminleri, gerekse insan, doğa, din, politika gibi konulardaki fikirleri oldukça şaşırtıcı...

    Caraco ölümün, umutsuzluğun, kin ve nefretin kankası gibi...

    Kitabı okuyunca bir tür hapishane içerisinde yaşadığımız dünyada, kendi küçük hapishanelerimizi kendi ellerimiz ile inşa ettiğimizi Gnostik’lerde olduğu gibi kendi sınırlarımızı kendimiz kapattığımızı ve bunun ile de övündüğümüzü tokat gibi suratınıza çarpıyor. Tüketiyor, tüketiyor ve hiç durmadan, doymadan tüketiyoruz. Dünya sahnesine çıktığımızdan beri doğaya zarar veriyor, diğer canlıların nefes alma hakkını elinden almayı şımarıklık derecesinde hak görüyoruz. Dinsel ya da ideolojik fikirler doğrultusunda insanları katlediyoruz. Sonsuz bir şekilde ürüyor yeniliklere ölümü dayatıyoruz. Sürekli birbirimizi yeriyor, sürekli yeni savaşlar türetiyoruz. Bu yüzdendir ki, içerisinde yaşadığımız yüzyıl ölümün yüzyılı olarak üzerimize kabus gibi çöküyor...

    Ona göre Düzen insanların dostu değil, onları keyfince yönetmekle yetiniyor, ender olarak uygarlaştırmaya, daha da ender olarak insanileştirmeye çalışıyor. Düzen şaşmaz olmadığından, onun hatalarını günün birinde telafi edecek olan şey savaştır diyor.

    Albert Caraco geleceğin alacağı şekli kafasında biçimlendiriyor ve çözümü çağı yakıp yıkmakta, acımasız olmakta buluyor. Bunu şu cümleyle ifade ediyor; bizi öldüren iyimserliktir ve iyimserlik en büyük günahtır.

    Tarihten bahsederken üretmeyen sadece tüketime odaklı asalaklarla dolmaması için, insan üremesinin bir an evvel son bulması çağrısında bulunuyor.

    Alain De Botton şöyle der;
    Görünen o ki, bir kısım için toplu umutsuzluk ve kaosa düşmeksizin Tanrı’ya daha az ihtiyaç duyulan bir dünya yaratmayı becerdik. Becerdikte iyi mi ettik🤔

    Birkaç Alıntı
    Bizler, sözcüklerle yetinemeyenler, yok olmaya razıyız ve rıza göstermekte de haklıyız, doğmayı biz seçmedik ve bize verilmekten çok dayatılan bu yaşama, kaygı ve acı dolu, neşesi sorunsallı ya da kötü bu yaşama hiçbir yerde katlanamadığımız için kendimizi mutlu addediyoruz..

    Tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz, ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak.

    Kendimizden kaçarak kendimizi arıyoruz ve bu kaçışın içinde kendi tutarlılığımızdan kaçış sanatını buluyoruz. Artık hiç durmayan hareket bizi parçalara ayırıyor, dağıtıyor ve biz zevkle bu duruma rıza gösteriyoruz, üzülmüş gibi yaptığımız şeyi alttan alta onaylıyoruz, en despotik düzenin içine sızmış bu kaos bize zevk veriyor, amaçlarımızın hilafına, özgürlüklerimizi ölümden alıyoruz.

    Tacirler ve papazlar zenginleşmek ve tahakküm kurmak isterler, maddi kâr ve manevi itibar isterler, bunları bizim salaklığımız sayesinde elde ediyorlar, çünkü bizim gözümüzün açılması onların ve sefaletin sonu olacaktır. Geleneklerimizin zamanı geçti ve onları savunanların, hırsız ursuz takımının, bize itaat vaaz edenlerin niyeti, bizi öldürmek pahasına da olsa kendi kurumlarını ebedileştirmektir.

    Ne bir şey inşa etmeyi biliyoruz ne heykel yapmayı ne de resmi; müziğimiz bir iğrençlik, bu nedenle eski anıtları yıkmak yerine restore ediyoruz ve bu nedenle bütün üslupların koruyucusu kesiliyoruz.

    İnsan üretmek ve tüketmek için bu dünyada değildir, üretmek ve tüketmek daima yalnızca tali olabilir, var olmak ve var olduğunu hissetmektir önemli olan, gerisi bizi karıncalar, termitler ve arılar düzeyine indirir.

    Şimdiden yaşayamayacak kadar kalabalığız; böcek gibi değil ama insan gibi yaşayamayacak kadar kalabalığız; toprağı tüketip çölleri büyütüyoruz, ırmaklarımız birer batak, okyanuslar can çekişiyor, ama iman, ahlak, düzen ve maddi çıkar bizi ilkel topluluklar halinde yaşamaya mahkum etmek için el birliği ediyorlar: Dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok.

    Tesadüfi çiftleşmeler sonucu döllendiler, sonra kalıplarından çıkan tuğlalar gibi doğdular ve işte, paralel diziler oluşturuyorlar ve yığınları bulutlara dek yükseliyor. Bunlar insan mı? Hayır. Yitik kitle asla insandan oluşmaz.

    Giderek daha zekice imkanlara sahip olurken giderek daha aptallaşıyoruz.

    Ciddiyetten uzaklaştık, ciddiyetsizlik hayra alamet değil, yargılarımız içimizi kemiren ve belki de başka çare kalmadığından yalan söylediğimiz korkunun izini taşıyor.

    Bence okunmalı karamsarlık ağır bassa da bazen aynı fikirde olmasanızda haklı olduğu yerler yok değil ama ürettiği çözüm olarak ölüm tartışılır...
  • (Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
  • CUMA HUTBESİNDEN..

    Rahman, dünyada mümin kâfir ayirt etmeden herkesi nimetlendiren demektir.
    Rahim, ahirette yalnız inananlara nimetini ihsan eden demektir.
  • "Çoğu durumda çaresizlik hiçbir seçeneğin olmamasından değil, kapalı akıl nedeniyle açık seçeneklerin görülememesinden kaynaklanır. Tıkanıklık doğada değil, aklımızdadır."
  • İman etmek sorumluluk üstlenmektir. Hayatın hangi noktasında olursa olsun mümin için bir sorumluluk alanı muhakkak vardır.