İnsanın öyle muhteşem bir varlık sahası var ki, bazen yaşadıklarımızın çok ötesinde hissedip hislerimizin çok çok gerisinde bir pes ediş, harekete geçemeyiş, duygularınla o günde o anda kalıp geçen sadece zaman oluyor. Hatta bir yazar "Okumaya başlayıp da bitiremediğim tek şey insandır" diyordu. İnsan kendisini okuyabilen, yaşayabilen, aynı zamanda yaşananların ötesinde hissedebilen, hissettiklerini de aşıp tüm çaresizliği, hayal kırıklığı ile hayata ve yaşama geri dönebilen bir varlık. Varlık sahamız o kadar geniş ki...
Şairlerin normal insanlardan daha fazla varlık sahalarına hakim olduğunu düşünürüm. Bir ilim adamı kıyaslaması yapmam doğru olmaz elbette ancak bir ilim ne kadar derin ve derya denizse şairlerin hissedişleri ve bu duygu yoğunluğu içerisinde hayatlerından sentezleyerek önümüze koydukları şiirler, dizeler, kavramlar ve de "Ömür Hanım" gibi seslenişler sadece buz dağının görünen kısmı. Bir kitap yazmak için bilmek gerekir, tanımak gerekir, çevreni, o çevrede kendini bulman gerekir. Şairler bunların çoğunu bünyelerinde derc edebilmiş nadide şahsiyetlerdir. Bir ömrü bir şiire, bir duyguyu bir dizeye, özlemi bir kelimeye, çaresizlikleni bir betimlemeye sığdırıp anlatabilirler. Günlerce yaşadıkları sancıların bir doğumudur şiirler, dizler. Benim burda bir solukta okuduğum hatta birkaç saatte okuduğum bu şiir kitabı şairlerin ömrünün özeti. Şairin okuduklarının, gördüklerinin, görmediklerinin sentezi olan bu kitapta Hanımı, Hatice Hanım'ın vefatı neticesinde ortaya çıkan duyguları ile baş edemeyişini, çaresizliğini, özlemini, tüm betimlemelerde hanımını buluşunu, hanımı olmadan keşfettiği birçok şeyin burukluğunu, ölümün daha makul gelişini, yaşamak için kendine ölümden bahaneler bulduğunu görüyoruz. Öyle içime işledi ki şu kısacık kitap sanki korku dolu