Puan vermedi·432 syf.··
2026 335. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 21:51
Nihayet bitti… Benim için adeta bir maratona, hatta upuzun bir yolculuğa dönüşen bir kitabın son sayfasını kapattım bugün. 38 günde bitirdim bu kitabı bu kadar uzun bir vakitte okumam halbuki. Kitabı tamamen elimden bırakıp kaçmadım belki ama araya tam 5 farklı kitap soktum, onları bitirdim, sonra dönüp yine bu kitabın sayfalarına baktım. Bu kadar uzamasının sebebi kitabın kötü olması kesinlikle değildi; tamamen benim dönemsel olarak yaşadığım odaklanma problemiydi. Bazen zihnimiz öyle bir hal alıyor ki, satırlar akıp giderken biz o dünyanın içine bir türlü tam kapasiteyle yerleşemiyoruz. kitabın konusuna geçiyorum uzatmadan… Kitap, en kaba haliyle ölümsüzlüğün sırrını arayan bir çiftin; eski bir Bohemya kralı olan Kudra ile yoldaşı Alobar’ın yüzyıllara yayılan hikayesini anlatıyor. Ama olay sadece bununla sınırlı değil. İşin içine modern dünyadan parfüm üreticileri, kokuların gizemli dili, hatta keçibacaklı mitolojik tanrı Pan bile giriyor. Tom Robbins öyle bir dünya kurmuş ki; tarih, mitoloji, felsefe ve modern yaşam tek bir parfüm şişesinin içinde çalkalanıp duruyor. Yazarın dili gerçekten çok nevi şahsına münhasır. Tom Robbins, kelimelerle adeta dans ediyor. Alışılagelmiş, düz bir anlatımı yok. Çok zeki, ironik, bazen fazlasıyla absürt ama kesinlikle derinlikli bir üslubu var. Mesela kitaptan zihnime kazınan, yazarın o hayata bakışını özetleyen bir örnek var sayfaların arasında; “Pancar en hüzünlü sebzedir, oysa hüzünlenmek için hiçbir nedeni yoktur." Tom Robbins tam olarak bu bana göre. Bir sebzeden yola çıkıp insan psikolojisine, yaşamın köklerine öyle bir bağlanıyor ki, odaklanma sorunu yaşarken bile zekasına hayran kalmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Kitap boyunca kokuların insanların kaderini nasıl değiştirdiğini, insanoğlunun ölümsüzlük ve kalıcılık arzusunun
Parfümün DansıTom Robbins · Ayrıntı Yayınları · 20196,4bin okunma
Dublörün Dilemması
Puan vermedi·296 syf.··
2023 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2023 01:13
"️Herkesin sizin düşündüklerinizi düşünmek ve hissettiklerinizi hissetmek zorunda olmadığını gözden kaçırıyorsunuz." "️Acaba yüzümüzdeki bu tuhaf maskelerle, bizi kurtaracak bir gemiye binebilecek miydik?.." "️Kendinizle aranıza mesafe koymazsanız, başkalarından bunu bekleyemezsiniz." Dublörün Dilemması, popüler kültür ögelerini, absürt mizahı, felsefeyi ve polisiyeyi harmanlayan postmodern bir başyapıt denemesi. Klasik edebiyat kalıplarından sıkılan, farklı bir kurgu okumak isteyen herkesin kütüphanesinde bulunması gereken, Türk edebiyatının en nevi şahsına münhasır eserlerinden... Eğer klasik, ağır ilerleyen ve ağdalı bir edebi dil bekliyorsanız baştan uyarmak isterim; bu kitap sizi bir lunapark gezisine çıkarmışcasına size renkli bir dünya sunacak. Keyifli okumalar dilerim
Dublörün DilemmasıMurat Menteş · Alfa Yayınları · 202017,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·256 syf.··
2026 66. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 17:39
Geoffrey Homes takma adını kullanan eski gazeteci Daniel Mainwaring’in 1946 tarihli eseri Build My Gallows High (Darağacımı Yükseğe Kur), Amerikan kara edebiyatının (hard-boiled) ve sinema tarihinin en saf, en tavizsiz kaderci anıtlarından biridir. Roman, geçmişindeki karanlık dedektiflik günlerini geride bırakıp taşrada küçük bir benzin istasyonu işleterek steril bir hayat kurmaya çalışan Red Bailey’nin, kaçamadığı o uğursuz geçmişi tarafından kıskıvrak yakalanışını konu alır. Mainwaring, bizzat kendisinin senaryolaştırdığı ve Jacques Tourneur’ün yönettiği 1947 yapımı Out of the Past (Geçmişin Gölgesinde) adlı sinema şaheserine de kaynaklık etmiştir. Romandaki femme fatale figürü Marni (sinemada Jane Greer'ın canlandırdığı Kathie Moffat), türün en tehlikeli, nevi şahsına münhasır kadın portrelerinden biridir; o, kötülüğü bir lüks gibi taşıyan ve erkeği kendi darağacını bizzat yüksek kurmaya (build my gallows high) ikna eden tekersiz bir yıkım makinesidir. Robert Mitchum’ın beyaz perdede o kendine has kayıtsız, dumanlı gözleriyle hayat verdiği ana karakterin romandaki prototipi, Amerikan rüyasının o steril taşra yüzeyinin altındaki çürümeyi ve kaderin kaçınılmaz trajik geometrisini dimağda mühürlenmiş bir zaman fragmanı olarak bırakan vakur bir janr klasiğidir.
Build My Gallows HighGeoffrey Homes · Simon & Schuster · 19881 okunma
Kitaba dair,
Puan vermedi·270 syf.··
2026 252. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 09:45
Zamanın Ötesinde Bir Takip ve Ölmekte Olan Bir Dünya Silahşör, fantezi edebiyatının en nevi şahsına münhasır kahramanlarından biri olan Roland Deschain’in, zaman ve mekân algısının yitip gittiği, "yerinden oynamış" bir dünyada Siyahlı Adam’ın peşinden gidişini anlatan, adeta bir rüya hissi uyandıran mistik bir serüvendir; Stephen King, bu ilk kitapta okuyucuyu alışılagelmiş korku kalıplarının dışına çıkararak, uçsuz buçuksuz çöllerin, terk edilmiş kasabaların ve kadim bir büyü ile teknolojinin kalıntılarının ortasına bırakır. Roland’ın saplantılı bir arzuyla hedeflediği Kara Kule yolculuğu, sadece fiziksel bir takip değil, aynı zamanda dostluk, ihanet ve fedakarlık sınırlarının sorgulandığı varoluşsal bir hesaplaşmadır; Jake adındaki o küçük çocukla yollarının kesişmesi ve finaldeki o meşhur felsefi yüzleşme, serinin geri kalanında bizi nelerin beklediğine dair sarsıcı ve hipnotize edici bir kılavuz niteliğindedir.
SilahşorStephen King · Altın Kitaplar · 20173,050 okunma
En sevdiğim ikinci İtalyan yazardan muhteşem bir roman.
9/10
·232 syf.··
2026 145. kitabı
Okyanusun dibinde bir pansiyon var. Okyanus med cezirlerinde sular pansiyonun duvarlarına kadar yükseliyor. Bu pansiyonda kalan nevişahsına münhasır insanlar var. Denizin portresini yapan takıntılı bir ressam, denizin bittiği noktayı tespit etmek için bilimsel çalışmalar yapan ve hiç tanımadığı bir sevgiliye mektuplar yazan (Don Kişot?) bir bilim insanı, en büyük meziyeti erkekleri baştan çıkarmak olan çekici bir kadın, gizemli bir hastalığın pençesinde olan bir kız, bu kızı tedavi etmek için çabaladığını zannettiğimiz sürekli şiirsel bir şekilde dualar eden otacı bir papaz, pansiyonunson odasında kalan ve hiç dışarı çıkmayan gizemli bir adam... Bütün bunların yolu pansiyonda kesişmiştir. Her birinin kendine özgü sorunları vardır. Ama biz bunları hemen öğrenemiyoruz, yazarın tercih ettiği sarmal anlatım bize bütün bilgileri parça parça veriyor. Ve son bölümlerde her şey açığa çıkıyor gibi oluyor. Ama tam olmuyor... . Her zaman diyorum, şu an Nobel'i sapına kadar hak eden birkaç yazar varsa bunlardan biri hatta birincisi Baricco'dur. En sevdiğim ikinci İtalyan yazardır kendisi. Bütün kitaplarını hop oturup hop kalkarak, damağımı şaklatarak, ah be şunu ben yasabilseydim diyerek, büyük keyif alarak okudum. Bu kitabı da öyleydi. Harika ve benzersiz bir tarzı var. Yazdıklarının nereye gideceğini, öykünün ne yöne evrileceğini asla kestiremiyorsunuz. Bu yüzden okuduğunuz her sayfa sizi için sürpriz oluyor. . Hala Alessandro Baricco ile tanışmamış olan sevgili kitapsever dostum; sana imreniyorum çünkü onu ilk defa okumanın keyfini çıkaracaksın, ayrıca sana acıyorum çünkü henüz onu okumanın keyfini hiç yaşamamışsın.
Okyanus DenizAlessandro Baricco · Can Yayınları · 200925 okunma
8/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 22:42
“Ev alma, komşu al derler ya... Peki ya o komşu bu dünyaya ait değilse?" Bugün sizi Türk edebiyatının en nevi şahsına münhasır, en absürt ve en sıcak fantastik dünyalarından birine götürüyorum! Sezgin Kaymaz’ın kaleme aldığı Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir, büyülü gerçekçilik ile mahalle kültürünü harika harmanlayan gizli bir klasik. Roman, hayatın karmaşasından kaçıp kendi kabuğuna çekilmek isteyen Musa’nın, Uzunharmanlar semtinde kiraladığı o tekinsiz evle başlar. Planı sadece yalnız kalmaktır ama taşındığı andan itibaren evde yalnız olmadığını anlar. Karşısına aniden çıkan, argosu bol, huysuz ama bir o kadar da sevimli "Leyla" (namıdiğer Aspendos) isimli o davetsiz misafirle hayatı tamamen değişir. Kuru bir fantastik kitap gibi düşünmeyin; yazar doğaüstü olayları bizim bildiğimiz o sıcak, samimi mahalle ortamına o kadar güzel yedirmiş ki... Akıcı bir üslupla kaleme alınmış, insanı okurken hiç sıkmayan bir anlatımı var. Yalnızca Leyla’nın çok fazla argolu konuşması beni bir tık rahatsız etti, o kısımlar biraz abartı gibiydi. Son sayfalardaki o şaşırtıcı ters köşe bitiş gerçekten çok iyiydi. Hiç beklemediğim bir yere bağlandı ve beni şaşırtmayı başardı. Farklı bir eser okumak isteyenlere naçizane tavsiyemdir. Edebiyatla kalınız..
Edebiyat
Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz MisafirSezgin Kaymaz · İletişim Yayınları · 20222,300 okunma
Reklam
Reklam