Çok şeyler var; vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul... İşte şu cüz'-i ihtiyarî, öyleler sırasına girebilir. Herşey, malûmatımıza münhasır değildir. Adem-i ilmimiz, onun ademine delalet etmez.
Hayat direnç değil, uyum ve denge ister.Akışkanlık, değişim ve gelişme büyük bir yaşam ustalığı gerektirir.Ancak esneyen ağaçlar, sert rüzgarların karşısında kırılmazlar.Değişime, gelişmeye ve büyümeye açık olmalısın.Bu seni özgün kılar.Şahsına münhasır, eşsiz bir birey yapar.
30 Ağustos zaferini mutlak ve münhasır olarak millî irade kazandı; ondan sonra bu köke bağlanan işler zincirini ise millî iradeye zıd olarak bu iradenin istismarcıları, yani CHP işçileri çekti; ve bu milleti o zincirin içine hapsetti.
30 Ağustos gününde, sadece Allahın, Resulünün, tarihinin, ecdadının, imanının kendisine gösterdiği mâna yolunda, bir çarıktan tank yapacak kadar azametli harikalar iklimine ayak basan Türkü, o günün aziz şeref ve hakkı yalnız kendisine ait olarak, Allah, yine o güne bağlanacak ve millî iradeyle tam bağdaşacak ve asla yol değiştirmeyecek mâna fatihlerine kavuştursun!
Büyük Doğu Gazetesi 30 Ağustos 1952, Sayı 105
Hz. Musa, firavunun karşısına Tevrat’a göre “İsrailin/İbranilerin tanrısı” adına, Kur’an’a göre ise “âlemlerinin rabbinin elçisi” olarak çıkmıştır. Mısır firavunu İsrail halkı üzerindeki etnik baskı ve zulmünü arttırdığında Hz. Musa ilahi elçi olarak firavuna gönderilmiştir. Tevrat metninde Hz. Musa kendisini “İsrailin/İbranilerin tanrısı”nın gönderdiğini ifade etmiş ve böylece söz konusu anlatı sadece İsrail halkına münhasır bir kurtuluş öyküsü haline gelmiştir. Halbuki Kur’an’da Hz. Musa “âlemlerin rabbinin elçisi” olarak ilahi nübüvvet çağrısının herkese yönelik bir evrensellikte olduğunu ve zulme karşı muhalefet etmeyi, kavmiyetçi perspektifle değil umumi bir ilahi mesaj olarak ilan etmiştir.
Tevrat’a göre Hz. Musa’nın ilahi misyonu sadece İsrailoğullarının Mısır’dan çıkarılması iken Kur’an’a göre firavuna, yakınlarına ve Mısır halkına yönelik ilahi bir çağrı söz konusudur. Tevrat anlatısına göre Hz. Musa, İsrail halkını kurtarmakla görevli politik bir lider olarak resmedilmiştir. Oysa Kur’an’a göre Hz. Musa, firavunun şahsında onun çevresi ve tüm Mısır halkına ilahi çağrıyı ulaştıran bir peygamberdir. Nitekim Mısır halkından ve sihirbazlardan Hz. Musa’ya iman edenlerin olduğunu bildiren Kur’an’ın aksine Tevrat’ta bu yönde bir kayıt bulunmamaktadır. Nihayet Kızıldeniz’de boğulurken firavunun da İsrailoğullarının rabbine iman etmesi, onun aynı ilahi çağrıya muhatap olduğunu fark ettiğini göstermektedir.
Kur’an açısından Hz. Musa bütün Çıkış anlatısı boyunca Kadim Mısır mitolojisinin kurguladığı kutsal politik güç ya da firavunluk ideolojisiyle mücadele etmiştir.Allah’ın Hz. Musa’ya vadettiği yardımla (Tâhâ, 20/46) süren mücadelede firavunun Kızıldeniz’de ölümü, hedefe ulaşıldığına işaret etmektedir.Bu yüzden Horus’un bedeni olarak inanılan firavunun boğularak ölümü Çıkış sürecinin sonunu ilan etmiştir.Çıkış anlatısının Kur’an versiyonu, bütün peygamberlerin kavimleriyle olan tebliğ mücadelesinin temel olarak üç boyutta gerçekleştiği tespitiyle uyumludur: (i) Peygamberlerin ilahi çağrısı, görünürde bir kavme ya da bir kentin halkına karşı dile getirilmiş olsa da esasen bütün insanlığa yönelik evrensel bir çağrıdır; (ii) Peygamberler temel olarak “âlemlerin rabbinin elçisi” olarak tevhit ilkesini tebliğ etmişlerdir; (iii) Peygamberlerin tebliğ stratejisi, muhatap alınan kavmin gündelik yaşamında etkili olan bütün batıl inanç, düşünce ve uygulamaları hedefleyerek bunları halkın gözünde zaafa uğratmaktır. Çıkış’ın Kur’an ile Tevrat anlatıları arasındaki en temel farklılık da İslam nübüvvet geleneğinin bu üç boyutuna ilişkindir.Kur’an’a göre peygamberlerin ilahi çağrısının evrensel boyutuna rağmen Tevrat’ta Çıkış anlatısının İsrailoğulları bağlamında insanlık tarihindeki küçük bir kavme münhasır bir içerikle öykülenmiş olması, bu anlatının evrensel değerini azaltmaktadır.Nitekim anlatının Tevrat nüshasında Hz. Musa’nın çağrısının İsrailoğulları dışında bir karşılık bulduğuna işaret edilmez. Ancak Kur’an anlatısında açıkça ifade edilen sihirbazların (Tâhâ, 20/70), firavunun eşinin(Tahrim, 66/11) ve firavun ailesinden olup imanını gizlemiş başka kişilerin (Mü’min, 40/28) Hz. Musa’nın rabbine iman etmiş olmaları, onun çağrısının Mısır halkının zihninde bir karşılığı olduğunu