Hiç kuşkusuz yaşam bir armağandır. Ama biz insanlar öyle aciz yaratıklarız ki, bize sunulan bu armağanın tadını çıkarmak yerine kendimizi acılara boğuyoruz.
Hayatın bitmek bilmez binbir işlerinin
arasında sahip olmamız gereken gerçek
düşünceleri kaybediyoruz. Hiç durmaksızın en iyi yemek ve içecekleri, en rahat oturacak ve yatacak yerleri hazırlamayı düşünüyoruz. Hepimiz budalaca, giyinip süslenmeye ve değerli vaktimizi zevk ve eğlence içinde geçirmeye çalışıyoruz.
Memleketimizde artık maneviyatla uğraşan neredeyse hiç kimse kalmamış gibidir. Yarınlarımızı düşünen idealist insanlar kayboldu. Herkesin aklında yalnız bir şey var, o da; nerede ve nasıl daha fazla kazanç sağlayabileceğini düşünmekten ibarettir.
Herkes zevk ve sofaya dalmış bir haldedir. Şimdi insanlar, bir yangın ânında felâketzedelere yardım etmek yerine, yağmacılık yapıp, mal kaçıran soygunculara benziyorlar.
Stoacı bilgelik ideali de budu & İnsan toplum yaşam ı nda neyin kend i si n e bağlı olduğunu n ve ne yin kendisine bağl ı olmadığının bilincinde olarak evre nsel doğaya ve kendi doğasına uygun ol m ayan hiçbir şeyin pe şi n de koşmayac a k, bunun için kendisini harap etmeyecekti t . Gerçek huzur ve mutluluk buradadı r .
Konuyu biraz daha açmamı istiyorsan, aynı düşünceyi olması gereken, gerçek anlamını korumak şartıyla farklı şekillerde ifade edebiliriz, zira mutlu yaşamın aslında özgür, dik, korkusuz ve sağlam duran bir zihin olduğunu, keza bu zihnin korkunun ve şehvetin dışında konumlandığını, kendisi için tek iyinin ahlaki doğruluk, tek kötünün ise ahlaksızlık olduğunu, değersiz bir yığından ibaret diğer şeylerin mutlu yaşamdan hiçbir şey alıp götüremediğini ve ona katkı sağlayamadığını, en yüce iyiyi artırmak veya azaltmaksızın gelip gittiğini söylemekten bizi ne alıkoyabilir?