Ervah-ı ezelden dosta ikrar edenleriz Saye-i Resûlullah'tan ehl-i iman derler bize Ta ezel lebbeyk kelamın söyledi lisanımız Cemale müşerref etsin hak eden derler bize
Sayfa 119·Kitabı okudu
Hem mesela, müthiş bir hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa birden zemin denilen hastahane-i kübrada bulunan bütün dertlilere, âlem denilen eczahane-i ekberden ilaçları ve
Risale-i Nur
Reklam
“Bir de köpek ürüyor köyde. Daha müşerref olamadık. Bir de horoz ötüyor her şafak vakti, onunla da şerefyap olamadık. Korkuyor, arkadaş, elime geçirir de keser yerim diye. Bilmiyor ki, bir balıkçı, acından ölse de adada öten, adayı terk etmek korkaklığını göstermemiş yiğit bir horozu kesip de yemez."
Sayfa 110 - YKY·Kitabı okuyor
Alıntı
Unutmayalım ne olduğumuzu temsil edemezsek ne olmadığımızı anlatmak zorunda kalırız. Şu an 2025 yılındayız. Dünyanın gözü önünde, Gazze’de bir soykırım yaşanıyor. Ve hiçbir güç, hiçbir söz, hiçbir kurum bu zulmü durduramıyor. Ama işte tam da bu karanlıkta, Gazze halkı bizlere “İmanı yaşamak ne demektir?”, iliklerine kadar gösteriyor. Onlar “Müminiz” demiyorlar, mümin gibi yaşıyorlar. Ve dünyanın dört bir yanından insanlar, onların yaşadığı bu hakikate bakıp İslam’la müşerref oluyorlar. İşte bu, tebliğin en etkili, en sessiz ama en güçlü hâlidir. Yaşanmış bir İslam, anlatılmış binlerce kitaptan daha derindir. Onlar sözle değil, hâlle konuşuyor. Ve hâlleriyle dünyaya meydan okuyor. Allah, her birine cennetiyle muamele etsin. Ve bizleri de onları izleyen değil, örnek alan kullarından eylesin.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Alıntı
Vahdettin- Atatürk karşılaşması. Seyahat öncesi görüşme.
Girdiğimiz bu odada ayakta dururken, çok laubali görünen redingotlu adamların içinde, başka redingotlu bir adam peyda oldu. Bu yeni gelenin kim olduğunu, ne olduğunu ve ne yapmak lazım geldiğini ne ben ne de arkadaşım [Albay Nazım) anlayamadık. İçeri girdi, bizim bulunduğumuz tarafa doğruldu ve kanepenin sağ köşesine oturdu. Gözlerini kapadı, derin bir vecde daldı. Neden sonra tekrar gözlerini açtı, bize lütfen iltifat etti: "Sizinle müşerref oldum, memnunum." diyerek iyi niyetini gösterdi. Tekrar gözlerini kapadı. Bu nazik sözlere cevap vermeye hazırlanırken kendinden geçmiş bir kişinin huzurunda bulunduğumu sezdim... Biraz sonra gözlerini açtı: "Seyahat edeceğiz, değil mi?” dedi. “Evet, seyahat edeceğiz," dedim, itiraf edeyim ki bir mecnunla karşı karşıya bulunduğumu derhal hissetmiş fakat mantıklı bir konuşmaya girişmekten kendimi men etmemiştim. Hemen ayağa kalkıp dedim ki, "Efendi Hazretleri, birlikte seyahat edeceğiz. Seyahat iki gün sonra başlayacaktır. Cumartesi akşamı Gar'da hazır bulunacaksınız..." Veda ettik ve çıktık. Mükellef bir saray arabasına binmiştik. Naci/ Bey ile aramızda aşağı yukarı şöyle bir konuşma oldu: "Zavallı bedbaht, acınacak bir adam. Bunlarla ne yapılabilir?" "Öyledir." "Bu zavallı yarın padişah olacaktır, kendisinden ne beklenir?" "Hiç..." "Biz ki aklımız mantığımız vardı, biz ki memleketin kaderini bugününü, yarını anlamış insanlarız, ne yapabiliriz?" "Güç,"dedi Naci Bey.
Sayfa 211 - Remzi Kitabevi- ikinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
insanı Dergâh‑ı İlâhiye’ye kamçı vurup sevkeden en keskin ve müessir sâik, hastalıklar olduğu gibi; insanı, kemâl‑i şevk ile şükre sevkeden ve tam mânâsıyla minnettar edip hamdettiren tatlı nîmetler ise, başta şifâlar ve devâlar ve âfiyetler olduğundan bu salavât‑ı şerîfe gayet müşerref ve mânidâr olmuştur.
Sayfa 27
Din
Reklam
Reklam