(...) Türk müziğine “millî değildir” diye saldıranların başında “Türkçülüğün Esasları” müellifi Ziya Gökalp gelir. Gökalp, adıgeçen eserinde, Türk müziğini “Arap, Acem ve Bizans müziklerinin melezi, iptidaî ve mürtecî” sayar, onu derhal atıp, yeni bir musikî icad etmek gereğini öne sürer.
Bir Yunanlı’nın, “Eski Yunan felsefesi, Babil, Mısır, İran ve Hind melezidir; derhal onu atıp, yeni Yunan felsefesi yapmalı” demesine eş bir cehalet örneği… Toplumun ruhunu atıp ona yeni bir ruh bulmaya çalışmak türünden bu düşünce, ne var ki 1920’lerden sonra baş mesele hâline gelir ve 1930’larda tatbike geçirilir: Türk müziği çalınması ve söylenmesi yasaklanır! Topluma belediye bandolarıyla, “filârmoni” orkestralarıyla yeni bir müzik dayatılır. Toplum bu köksüz ve soysuz müziğe isyan eder. Paris, Berlin, Londra gibi Batılı merkezlerden, “noel hediyesi” hâlinde Türk’e yeni bir ruh getirme davranışı, her alanda olduğu gibi müzikte de birtakım hoyratlıkları beraberinde getirir ve nihayet “millî bünye” tarafından şiddetle reddedilir.
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Kökleri-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)