Kitap Kapaklarındaki Ünvanlar Gerçekten Ne Anlama Geliyor?
Selam. Kitapların üzerinde sık sık gördüğümüz ve ne olduğunu bilmesek de bize güven veren unvanlardan söz etmek istiyorum bu gün. ayça ile konuşmamız sırasında New York Times Bestseller ifadesini çok gördüğünden, haftalık olup olmadığına dair yapılan esprilerden bahsetmiş ve sonra gerçekten haftalık olduğunu öğrenip beni kültürlendirmişti. Böyle olunca, ben de dayanamayıp daha detaylı bir araştırma yaptım. Şimdi o detayları konuşalım... Bir kitapçıya girdiğinizde ya da internette kitap araştırdığınızda sürekli aynı ifadelerle karşılaşırsınız: "New York Times Bestseller", "Nobel Ödüllü Yazar", "Pulitzer Kazananı", "Hugo Ödüllü Roman"... En azından benim internet arayüzüm bunlardan oluşuyor. İlk bakışta bunların hepsi aynı şeyi ifade ediyormuş gibi görünüyor, hepsi kitabın iyi olduğunu iddia ediyor. Ancak işin aslı bundan biraz daha karmaşıktır. Çünkü kitapların kapaklarında gördüğümüz her ifade bir ödül değildir ve ödül olanların da hepsi aynı kriterlere göre verilmez. Boşuna kitabı kapağına göre yargılama dememişler... Aslında bu ifadeleri anlamanın en kolay yolu onları üç farklı kategoriye ayırmaktır: satış başarısını gösterenler, halk oylamasına dayananlar ve jüri tarafından verilen ödüller. En çok karıştırılan örneklerden biri olan The New York Times Bestseller ifadesiyle başlayalım. Pek çok kişi bunun bir ödül olduğunu düşünür, ancak gerçekte bu bir ödül değil, haftalık olarak yayımlanan çok satanlar listesine girmiş olmayı ifade eder. Bir kitap yalnızca bir hafta boyunca listede kalmış olsa bile kapağında ömür boyu "New York Times Bestseller" yazabilir. Dolayısıyla bu ifade kitabın edebî kalitesini değil, belirli bir dönemdeki satış başarısını gösterir. Bu nedenle kitap kapaklarında bu unvanın bu kadar sık görülmesi şaşırtıcı değildir. Öte yandan
Edebiyat
İNSAN ve HAKİKAT-İ FERDİYYE...
(...) Her insan ve her kültür, kendi özellikleri içinde insanî özün çeşitli derecelerdeki gerçekleşmelerini temsil eder. Zaman da Küllî Ruh’ta toplu olan bütün varlık sırrının oluş ve gerçekleşme zeminidir. Böylece insan kendi hakikatinden uzaklaştığında zamanın gayesinden de uzaklaşır, zamanın ve varoluş amacının dışına düşer. İnsanlığın ve zamanın gayesini de insanî özün en yüksek seviyede gerçekleştiği ve Mutlak Fikrin nihai tamlığına ulaştığı son peygamber ve döneminde gerçekleşen topluluk hakikati temsil eder. Her fert, kendi hakikatini ancak onun hakikatinde izleyebilir ve özgürlüğünün ölçüsünü yalnızca onda bulabilir. Tarihî açıdan insanlığın ilerleme ölçütü de her biri aynı hakikatin kendi dönemindeki görünüşünü temsil eden peygamberlerin bildirdiği Mutlak Fikir'dir. Buna göre, ilk insandan bugüne kadar ortaya çıkan bütün düşünceler, âit oldukları zaman dilimlerinin temsilcisi olan peygamberlerin bildirdiği Mutlak Fikrin tezi veya antitezi konumundadır. Küfür de imânın kendine yabancılaşması ve tersinden gerçekleşmesini ifâde eder. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -İbda’da İnsanî Hakikat-III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
37.sayfa
Geceyi arkasında bırakıp çöle doğru yalınayak yürüyen bir Mecnun düşün ki tek derdi kumların üzerinde kaybolup giden o geçici ayak izlerini takip ederek vahasını bulmaktır. O yolcu yolun başında attığı her adımda susuzluktan kavrulurken aslında kalbindeki o amansız yangının kendisini kum tanelerine değil, o çölün ötesindeki muazzam bir deryaya ulaştıracağını henüz bilmemektedir. İşte seninle bu kitabın ilk satırında kalbimize düşürdüğümüz o hararetli aşk kıvılcımı da tıpkı o çöl yolcusunun susuzluğu gibi fani bir çehrenin hasretiyle, o geçici gölgenin acısıyla başlamıştı. Biz bu yola o yangınla çıktık zira insan ruhu öyle muazzam bir iklimle dokunmuştur ki seraplara kanamaz ve bu yolculuğun nihayetinde varacağı o son liman, kalbindeki o devasa muhabbetin asıl sahibi olan ebedi ve baki Allah’ın huzurundan başka bir yer olamaz. Mülkün mutlak hakimi olan o yüce yaratıcı, bahar mevsiminde yeryüzü kumaşını milyarlarca taptaze çiçekle ve rengarenk ipeklerle dokurken aslında her bir nakışla senin o en derindeki sevme kabiliyetine hitap eder. Gökyüzündeki şaşmaz nizam, bulutların arkasından süzülen nurlu damlalar ve kalbinin her bir ritmi, o tek bir merkeze doğru akan nehirler gibi aynı muazzam hakikati fısıldar. Sen yol üstündeki solan yapraklara, veda eden yüzlere bakıp hüzünlenmeyi bırak çünkü bu kitaba neyle başladığımızı ve en nihayetinde hangi ulu kapıda bu sözleri taçlandıracağımızı aklından çıkarma. Karşına çıkan her fani ayrılık, her sarsıcı imtihan, ruhunun üzerindeki fani tozları silkeleyen ve seni o hiç batmayacak olan ezeli güneşin rızasına ram eden nurlu birer basamaktır. Bismillah diyerek adımladığımız bu ömür sayfalarında her yeni gece, o büyük vuslata doğru yaklaştığımızın en parlak nişanesidir. Kalbindeki o saklı cevheri sadece topraktan doğup yine toprağa
SİLİKON VADİSİ’NİN KARANLIK AYNASI: PETER THIEL, PALANTİR VE TEKNO-FEODALİST "ÇIKIŞ" FELSEFESİ 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, küresel güç dengeleri ulus devletlerin egemenlik alanlarından çıkarak, insanlık tarihinin en büyük veri ve sermaye tekellerini elinde tutan dar bir teknokratik elitin eline geçmiştir. Bu yeni nizamı, kurduğu algoritmik yapılar ve finanse ettiği radikal siyasi figürlerle el altından dizayn eden en hegemonik aktör ise şüphesiz Peter Thiel’dir. Thiel, sadece Silikon Vadisi’nin en güçlü yatırımcılarından biri değil; felsefi temellerini demokrasi düşmanlığı, esoterik seçkincilik ve toplumsal sözleşmenin mutlak reddi üzerine kuran yeni bir ideolojik akımın, yani "Tekno-Feodalizm"in baş mimarıdır. Onun dünyayı algılayış biçimi, kurucusu olduğu gözetim şirketi Palantir’in küresel operasyonları ve son olarak ailesini Arjantin’e taşıyarak gerçekleştirdiği fiziksel kaçış, insanlığın karşı karşıya olduğu totaliter geleceğin entelektüel haritasını sunmaktadır. I. CONFINITY'DEN BEYAZ SARAY'A: PAYPAL MAFYASI VE İKTİDARIN SÖZLEŞMELİ MİMARİSİ Bugünkü küresel teknopolitiğin köklerini anlamak, 1998 yılında Peter Thiel tarafından kurulan şifreleme yazılım şirketi Confinity ile Elon Musk’ın X.com adlı çevrimiçi bankacılık girişiminin birleştiği o tarihsel kırılma noktasına geri dönmeyi gerektirir. Birleşik yapının idaresini üstlenen Elon Musk, sistemin altyapısını Microsoft platformuna taşımak istediğinde, Unix mimarisinde ısrar eden Max Levchin liderliğindeki yazılım mühendislerinin sert direnciyle karşılaşmıştır. Bu teknik çatışma, Thiel’in öncülük ettiği bir iç darbe ile Musk’ın görevden alınması ve şirketin adının PayPal olarak değiştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu erken dönem kriz, Thiel’in yönetim felsefesinin ilk açık kanıtıdır: Teknik veya
Felsefe
Muahhir | el-Muahhir İsminin Anlamı Muahhir isminin lügat anlamları: Muahhir ise geride bırakandır anlamındadır.. Kur’an’da geçmemiş, meşhur Esma-i Hüsna hadisinde zikredilmiştir. EL-MUAHHİR: Tehir eden, istediğini erteleyen, geriye bıra­kan; takdimi hak edeni takdim edip ileri geçiren; tehiri hak ede­ni tehir edip erteleyen, geri bırakan. Allah (c.c), kullarının yaptığı hayır hasenat ve dua gibi veya diğer bazı işleri esas alarak veya hiçbir şeye de bak­mayarak, doğumlarını, ölümlerini, rızıklarını veya başla­rına gelecek herhangi bir şeyi geciktirebilir. Kıyameti de geciktirebilir veya öne alabilir. Çünkü bu konuda tek yetki kendisine aittir. Bir hadisi şerifte sadakanın ömrü uzattığı ve duanın da kaderi değiştirdiği vurgulanmaktadır. Bunu daha önceki konularımızı da işlerken gördük. Dolayısıyla kullar olarak bize düşen Rabbimizi unutmadan, ona dua edip yalvarmak ve yakarmak ve ne halde olduğumuzu, neye ihtiyacımız olduğunu bildirmektir. Elbette ki Allah bizim neye ihtiyacımız olduğunu bilir bilmesine ama bi­zim istememiz önemlidir. Çünkü kul hesap verecek ve bunlardan isteyip istemediği şeylerden olacaktır. Bu yüz­den istemeli ve hayırlı isteklerde bulunmalıyız. Hakkımız­da hayırlısını istemeliyiz hem de. Aksi halde ne imanın, ne ibadetin, ne imtihanın anlamı kalırdı ne de dualarımızın veya yaptığımız hayırların… Muahhir isimlerinin ıstılah anlamları: Muahhir; hikmeti gereği bazı kullarını geride bırakandır. Muahhir; kimi varlıkları sonra yaratandır. Muahhir; kimi kullarını zekâ, akıl ve beden yönünden geride bırakandır. Muahhir | el-Muahhir Dualar ve Zikirler EL-MUAHHİR isminin zikri (846) adettir. Zikir saati Zu­hal; zikir günü Cumartesi’dir. Cumartesi Zuhal saati, sabah erken ve ikindi sonrası ile gece yarısı. Muahhir | el-Muahhir esmasıyla yapılacak
Din İslam
Panayırda görünme ve kararsızlık
Mevsimlerin fıtri inkılabıyla birlikte kainata gelen canlılık, ne yazık ki modern insanın nefsani dürtülerini de tetiklemekte; her iki cinsin de kendini fütursuzca vitrine çıkarma, saklama asaletinden mahrum kalıp gösterme yarışına girme meyli baş göstermektedir. Bu teşhir ve görünme arzusu, ne yazık ki düşüncelerin ve kalplerin konuşması gereken entelektüel platformlara dahi sirayet etmiş durumdadır. Son dönemde dijital mecralarda, tesettür şiarını taşıyan hanımefendilerin dahi tam bir anonimlik ile mutlak bir görünürlük arasında sıkışıp kaldıklarına, yüzlerinin bir kısmını veya flu kesitlerini paylaşarak kendilerini göstermekle gizlemek arasında kararsız bir arafta durduklarına şahit oluyorum. Kuşkusuz, tesettür dairesi içinde bir fotoğrafın varlığı fıkhen tamamen muhalif addedilmeyebilir; lakin burada asıl yaralayıcı ve mantık dışı olan durum, arada kalmışlık... Halbuki bu tür fikri zeminler, kişinin görsel vitrinini değil; zihninin derinliğini, kalbinin rıhtımını ve ruhunun kalitesini sergilemesi gereken mukaddes sahalardır. Görünmenin ve durmadan parlatılan alternatiflerin esaretinden kurtulmanın en selametli yolu, anonimlik perdesine bürünmektir; zira ne lüzum vardır ki ruhun kelam ettiği yerde yüzünün hatta bedenin gölgesi takılsın? Kalpteki ihlas ve dürüstlük mizanı netlik üzerine kuruludur; nefsini hem helal dairesinde tutup hem de fani vitrinlerin ilgisine ufak kapılar aralamaya çalışmak, ruhu iki iklim arasında hırpalamaktan başka bir işe yaramaz. Kendini yarım yamalak da olsa gösterme arafında kalan bir ruh, asrın beğenilme ve görünme hastalığına karşı mağlup sayılır; zira alternatifi ve vitrini olanın odaklanması, derinliği ve kalbi huzuru eksik kalır. Cemil Meriç’in ifadesiyle, modern çağ insanı adeta eşyanın ve suretlerin hamalı haline getirmiştir. Bu
Din