Haddizatında insanın kendi hayatı içerisinde yaşayabileceği mutlulukların sayısı sınırlıdır. Ancak etrafındaki insanların mutluluklarını kendi mutluluğu olarak görebilen biri, sayılamayacak kadar mutluluk yaşayabilir. Bu nükteyi kavramış olan kişi, bir arkadaşı işe girdi diye mutlu olur, bir başkası hastalıktan kurtuldu diye sevinir, bir diğeri zorlandığı bir sınavı geçti diye memnun olur, bir başkası da sevdiğine kavuştu diye saadet bulur. Böylece etrafındaki insanların mutlulukları sayısınca mutluluğa sahip olur. Bu yaklaşımın tersi olan haset öyle bir hastalıktır ki insanın kendi mutsuzluğuna etraftaki insanlar sayısınca mutsuzluk ilave eder.
”Benliğimizin en çok parçası için en fazla mutluluğa dair mantıksal hesaplar söz konusu olabilseydi, hayatımızın hangi alanlarında kavramanın hangi alanlarında kavramamanın bize istediğimiz yaşamı sunacağını ölçüp biçebilirdik. Ve muhtemelen önemsediğimiz pek çok alanda ikisinden de birazına ihtiyaç duyduğumuzu keşfederdik.”
Kimi insanlar yaşamı asla mutluluğa indirgemezler, çünkü mutluluğa indirgenmiş bir yaşam, yoksul geçirilmiş bir ömürdür. Yaşamı mutluluğa indirgeyenler de ruhsal açıdan yoksul kimselerdir. Ruh bütünlüğünü kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki, kaybetme sanatını öğrenmişlerdir, bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir.