"Kulluğum, divaneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel..."
Ama sevinç ve mutluluk insanı ne kadar da güzel kılıyor! Kalp aşkla nasıl da kaynıyor! İnsan bütün kalbini
bir başka kalbe akıtmak istiyor, her şey neşeli olsun her şey gülsün istiyor. Ve bu sevinç ne kadar bulaşıcı! Dün sözlerinde öyle hoşluk, kalbinde bana karşı öyle iyilik vardı ki… Beni öyle kolluyor, bana öyle sokuluyordu, kalbime öyle bir yakınlık gösteriyor, öyle bir cesaretlendiriyordu ki… Ah, mutluluktan ne cileveler yapıyor insan! Bense… Bütün bunları iyi yanından alıyordum; sanıyordum ki o… Ama Tanrım, bunu nasıl düşünebildim? Bütün bunlar bana değil, bir başkasına ait olduğunu bile bile nasıl bu kadar kör olabildim; sonuçta, bu kibarlığı, bu özeni, bu sevgisi bile… evet bana olan sevgisi, yakında diğeriyle buluşacak olmanın sevincinden, mutluluğunu bana da bulaştırma arzusundan başka bir şey değildi.
Yedi ömrüm olsaydı eğer, her akşam şu taraçada, şu rahat divana uzanıp yatmak için birini feda ederdim seve seve; bu şarabı içmek, parmaklarımı şu kaseye daldırıp yemek için.. Mutluluk tekdüze bir yaşamda gizli.