Robert Louis Stevenson şöyle yazıyor: "İnsan yazgısında, bizzat körlüğün bile görmezden gelemeyeceği bir unsur vardır; yapmaya niyetlendiğimiz her şeyde aslında başarısızlığa niyetlenmişizdir. Payımıza düşen yazgı başarısızlıktır." Doğamızın kökeninde başarısızlık olduğuna göre, teologların bunu özsel kabul etmeleri ve yaşamın anlamına dair derin duyuşa ancak bunun yol açtığı kişisel aşağılanma deneyimiyle ulaşılabileceğini düşünmeleri şaşırtıcı bir durum mudur?* Ancak bu, dünya-bulantısının sadece ilk aşamasıdır. İnsanın duyarlılığını biraz daha artırırsanız, mutluluk eşiğinin biraz daha ötesine taşırsanız, başarılı anların iyi niteliği bozulur ve kirleniverir. Bütün doğal iyilikler yok olur. Zenginlikler uçup gider; ün bir soluktur; sevgi bir aldatmacadır; gençlik, sağlık ve zevk yok olur. Ucunda her zaman yanılgı ve hayal kırıklığı olan şeyler ruhumuzun istediği gerçek iyilikler olabilir mi? Her şeyin arkasında büyük evrensel ölüm heyulası, her şeyi saran siyahlık vardır: "İnsanın, şu Güneş'in altında yaptığı şeylerin amacı nedir? Ellerimle yazdığım bütün o eserlere baktım da hepsinin boş ve ruh eziyeti olduğunu gördüm. İnsanoğlunun başına gelen şey hayvanların da başına geliyor; biri ölüyorsa öteki de ölüyor; hepsi topraktan geldi, hepsi toprağa dönecek... Ölüler hiçbir şey bilmez, artık taltif de edilmezler; çünkü unutulup gitmişlerdir. Sevgileri, nefretleri ve kıskançlıkları artık bitmiştir. Güneşin altında yapılan hiçbir şeyde payları yoktur... Işık gerçekten hoş bir şeydir, gözlerin güneşi görmesi mutluluk verici bir şeydir. Ama insan uzun yıllar yaşamış ve bütün bunları tatmışsa, karanlık günleri hatırlasın; çünkü onlar da çok olacak." Özetle, yaşamla yaşamın olumsuzlanması iç içe geçmiştir. Ancak yaşam iyiyse, olumsuzlanması kötü olmalıdır. Buna rağmen
Sayfa 152
Felsefe
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Felsefede mistisizmin karşısındaki düşünceye bazen rasyonalizm adı verilir. Rasyonalizm inançlarımızın nihayetinde açık açık aktarılabilir bir zemine dayanması gerektiğini savunur. Rasyonalizme göre bu tip zeminler dört şeyden oluşmak zorundadır: (1) Kesin bir şekilde açıklanabilen soyut ilkeler; (2) Tanımlanabilir duyum olguları; (3) Bu olgulara dayanan tanımlanabilir hipotezler ve (4) Mantığa dayanan tanımlanabilir çıkarımlar. Tanımlanamaz bir şeyle ilgili belirsiz izlenimlerin, bütün felsefelerimizin kaynağı olduğu gibi (birçok güzel şeyin yanında) doğa biliminin de kaynağı olarak, kesinlikle mükemmel bir zihinsel eğilim olan rasyonel sistemde yeri yoktur. Bunun yanında, insanın zihinsel yaşamının bütününe; insanın eğitim ve bilimin dışında kalan zihinsel yaşamına bakacak olursak rasyonalizmin ancak görece yüzeysel bir kısmı açıklayabileceğini kabul etmek zorunda kalırız. Hiç kuşku yok ki zihinsel yaşamın itibar gören kısmı bu yüzeysel kısımdır; laf kalabalığı yapabilir, kanıtlarla size karşı çıkabilir, sözcük oyunlarıyla mugalata yapılıp sizi sözcüklerle susturabilir. Ama dilsiz sezgileriniz bu kısmın çıkarımlarına karşı çıkarsa sizi ikna etmeyi ya da döndürmeyi başaramaz. Bir şekilde sahip olduğunuz sezgileriniz, doğanızda rasyonalizmin bulunduğu laf kalabalığı düzeyinden daha derin bir yerden gelmektedir. Bütün bilinçaltı dünyanız, dürtüleriniz, inançlarınız, ihtiyaçlarınız, tahminleriniz sonuçlarının ağırlığı bilinciniz tarafından hissedilen öncülleri hazırlamıştır; içinizde bir şey sonucun, ne kadar zekice olursa olsun onunla çelişebilecek herhangi bir eleştirel rasyonel konuşmadan daha doğru olması gerektiğini kesinlikle bilmektedir. Rasyonel düzeyin inancı temellendirmedeki yetersizliği, hem dine karşı çıkarken hem de dini savunurken sergilediği yetersizlik
Sayfa 83
Felsefe
Kafan dökülecek tek kimseyi bile aşkla ararken bütün etrafındakileri boş, manasız görmek ne müthiş azaptır…
Sayfa 17·Kitabı okudu
"Mutsuz olmak için harcadığın tek bir an sana geri gelmeyecek. Yaşamının ne zaman başladığını biliyorsun ama ne zaman biteceğini bilmiyorsun. Yaşadığımız her saniye bize sunulmuş bir hediyedir ve onu ziyan etmememiz gerekir. Mutluluk şimdiki zamanda yaşanır. "
Sayfa 33 - Maya·Kitabı okudu
Günahların çoğu, boş ve gereksiz konuşma ve bakmalardan kaynaklanmaktadır. Bu ikisi şeytanın, insan nefsine açılan en geniş giriş kapılarıdır. İnsan bir kere bu ikisine başladı mı artık bunlardan ne usanır ne de yorulur. Halbuki çok yemek böyle değildir. Çünkü mide dolduktan sonra insanda yeme isteği kalmaz. Fakat göz ve dil, kendi hållerine bırakılsalar, bakmaya ve konuşmaya asla doymaz ve hiç ara vermezler. Bundan dolayı yol açtıkları suçun boyutları geniş ve çeşitleri de çoktur.