Alçakgönüllülükle her şeyin geçip gittiğini bilen kişi, bahçesini cennete dönüştürebilen her insanın ne kadar mutlu olduğunu, mutsuz olanın da yorulmadan sırtındaki yükle nefes nefese yolunda ilerlediğini, bu güneş ışığını bir dakika fazla görmenin herkesi aynı şekilde ilgilendirdiğini anlayan kişi- evet, o kişi de huzurludur, hem kendisinden bir dünya kurar, hem de bir insan olduğu için mutludur.
Ama yine de, bilincin getirdiği vicdan yükünün ve duyarlılığın neden olduğu rahatsızlığın çok kötü şeyler oldugunu düşünmezsiniz.
Çünkü duyarlılık bir bütündür. Vicdanlarını köreltmek için gerçekleri görmeyecek bir kişilik yapısına bürünenler, vicdanlannı sağırlaştıranlar, evet, rahatsız olmaktan kurtulabilirler; ama güzelliklere karşı da körleşirler, sağırlaşırlar.
Duyarlı olmak, sadece acıları ve çirkinlikleri değil, sevinçleri ve güzellikleri de algılamamızı sağlar.
En diğerkam insanlar, aynı zamanda müzikten ve romandan en çok keyif alanlar değil mi? Doğanın bozulmasına en çok dertlenenler, güneşin doğuşundaki güzelliği en iyi görebilenler ... Mutluluk uğruna bilincinizi ve vicdanınızı bastırmak gerekiyorsa, durup düşünmek gerek.
Zaten "mutluluk" dediğiniz nedir ki? Biraz güvenlik, biraz da can sıkıntısı değil mi?
Ve hayatının en büyük ânını yaşıyordu, mutluluk ânım, evet mutluluk ânını, neden söylememeli bu sözcüğü, kendini büyük ve yakışıklı hissediyordu, kendini ünlü hissediyor ve sandalyesine doğru yürüyüşünün uzamasını ve hiç bitmemesini arzu ediyordu.
Ama sevinç ve mutluluk insanı ne kadar da güzel kılıyor! Kalp aşkla nasıl da kaynıyor! İnsan bütün kalbini
bir başka kalbe akıtmak istiyor, her şey neşeli olsun her şey gülsün istiyor. Ve bu sevinç ne kadar bulaşıcı! Dün sözlerinde öyle hoşluk, kalbinde bana karşı öyle iyilik vardı ki… Beni öyle kolluyor, bana öyle sokuluyordu, kalbime öyle bir yakınlık gösteriyor, öyle bir cesaretlendiriyordu ki… Ah, mutluluktan ne cileveler yapıyor insan! Bense… Bütün bunları iyi yanından alıyordum; sanıyordum ki o… Ama Tanrım, bunu nasıl düşünebildim? Bütün bunlar bana değil, bir başkasına ait olduğunu bile bile nasıl bu kadar kör olabildim; sonuçta, bu kibarlığı, bu özeni, bu sevgisi bile… evet bana olan sevgisi, yakında diğeriyle buluşacak olmanın sevincinden, mutluluğunu bana da bulaştırma arzusundan başka bir şey değildi.
"Mutluluk üzerine paranın etkisi nedir?” sorusu aklıma geldi. Cevabım iki seçenekli: Birincisi para mutluluk getirir, ikincisi de para mutluluk getirmez.
Daha açık anlatmalıyım. Eğer para seni bulunduğun alt refah düzeyinden bir üst gelir düzeyine çıkarıyorsa cevabım evet. Ancak bu düzeyden daha üst, daha üst düzeye çıkarıyorsa hayır diyorum.