Milyonlarca insan çeşitli devrim sloganları eşliğinde, sonu bitmek bilmeyen sinsi operasyonlarla katledilmiş, milyonlarca kadın zorla kürtaja maruz bırakılarak doğmamış yavrularını yitirmişlerdir. Dilimiz, yazımız, kültür ve medeniyetimiz Çin işgalcileri tarafından büyük baskılar ve taarruzlar altında kalmıştır. Doğu Türkistan halkı sahip olduğu sayısız yeraltı ve yerüstü zenginliklerine rağmen kasten çok fakir bırakılmıştır. Tarih boyunca İlim ve irfan yuvası, kültür ve medeniyet beşiği olmuş olan topraklarda Çinlilerin çıkarttıkları yangınlarla her şeyi silinip süpürülmüş, halkın üstüne cehalet ve karanlık örtüsü örtülmüştür. Doğu Türkistan halkı 1949'dan itibaren insanoğlunun görmediği zulümleri görmüştür. Türkistan her daim dünyadan ayrı ve kapalı tutulmuş, İslam alemi için o bölge sanki Zülkarneyn'in yaptığı duvarın ötesinde kalmıştır. Çin'in günbegün her alanda büyümesi ile birlikte Doğu Türkistan'da Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar da artmıştır.
Aynı zamanda Uygur örf adetlerini, tarihi miraslarını Türk İslam medeniyeti ile yoğrulmuş olan milli kültür ve medeniyetlerini yok etmek için katliamları ciddi anlamda bir politika olarak uygulamaktadırlar. Bu doğrultuda Çin devletinin zirvesi dünyanın gözü önünde basın açıklaması yapıp halkı doğrudan tehdit edebiliyor, "Bize başkaldırırsan seni siler bitiririm" minvalinde mazlum halkın çığlıklarını bastırmaya ve onlara sindirmeye çalışabiliyor. Uygurcayı resmen yasaklayıp bütün eğitim sistemini Çinceye çevirmeye cüret edebiliyor, bununla da yetinmeyip Doğu Türkistan'ın demografik yapısını değiştirmek adına "sözde" kalkındırma projesi adı altında eski şehirleri yıkıp yerle ahaliyi kasten göçe zorlayarak onların yerlerine milyonlarca Çinli yerleştirme projesini sinsice sürdürebiliyor. Süreç böyle devam ederse