Modern çağa kadar milliyetçiliğin maddi desteklerinin ve politik niteliklerin genelde eksik olduğu bölgenin öteki ülkeleri arasında tarihsel bellek kimliği belirlemeden daha da büyük bir önem kazanır. Pek çok diğer Yahudi için olduğu gibi İsrailliler için de modern kimliklerini belirleyen iki olay vardır. Birincisi 1960’lardan bu yana Holokost olarak anılan ve kıta Avrupası Yahudilerinin planlanmış ve hemen hemen tamamlanmış imhasıdır. İkincisi de, ki pek çok bakımdan birincisinin doğrudan doğruya sonucudur, 1948’de kurulan İsrail Devleti’dir. İsrail Devleti’nin kurulması Yahudi perspektifinden Siyon’a dönüş ve eski Yahudi milletini özgün vatanında yeniden kurma olarak görülür. Dindarlar için bu ‘onlardan bir kısmı geri dönecek’ kehanetinin (İşayah 10: 20-22) gerçekleşmesidir.
Filistinliler ve daha çok Araplar için bu bir gerçekleşme değil bir gasptı. İsrail’in doğuşu ve o doğumu önleyememek ya da son verememek ve bunun Filistinliler için getirdiği ıstırap ve diğer Araplara getirdiği aşağılanma modern Arap tarihinin belirleyici bir noktası ve bir dizi sosyal, kültürel ve en son olarak da politik değişimin başlangıç noktasıdır. Araplar buna nakba ya da felaket derler. Terim Arap benliğinin ve yaratıcılığının yabancı hakimiyeti altında uzun yüzyıllar süren uyku ve hareketsizlikten sonra yeniden uyanışını ifade eden önceki nahda’nın (canlanma veya Rönesans) bir yankısıdır.
Filistinlilerin kaderinde Nakba Günü diye bir gün var. Nedir bu Nakba Günü diyenleriniz olabilir. Türkçe karşılığı talihsizlik günüdür. Ölenleri anmak, yaşanan sürgünün ya da göçlerin sonucunda kaybedilen toprakların, malların ve hakların yasını tutmak için 1948 yılından beri her yıl 15 Mayıs'ta bugünü anıyorlar. Ne hüzünlü bir anı ne bitmeyen gözyaşı ne dinmeyen bir acı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Terör şebekesi, yıllarca Filistin genelinde gerçekleştirdiği katliamlar, 7 Ekim'in ortaya çıkmasına sebep olan en önemli etkenlerdir. 1948 yılında yapılan Deir Yasin katliamı ile siyonist milisler tarafından 100'den fazla sivil vahşice katledildi. Yine 1948 yılında Nakba olayı ile 400'den fazla köy boşaltılarak 750.000 Filistinli sürgüne zorlandı, sürgünü kabul etmeyen Filistinliler zalimce toplu katliamlara uğradı.
Hamas’ın masum Yahudi sivilleri katletmesi soykırımı hatırlatırken Gazze’nin bombalanması Filistinler tarafından ikinci bir nakba olarak yaşanmaktadır.
Sorayda, onların kendi köylerine ait hatıralarını paylaşırken gözlerinin nasıl parladığını fark etti. Nakba sırasında toprağını kaybeden yaşlı insanlarla saatlerce konuşmuştu ve her ne kadar üzüntü verici olsa da bu paylaşımların o insanları rahatlattığını görmüştü. Bu onlara, hayatlarının tamamını bir mülteci kampında geçirmediklerini, bir zamanlar iyi bir hayata sahip olduklarını hatırlatmıştı. Hepsi geçmişte toprak sahibiydi ve köylerinde yaşarlarken, her ne kadar yalnızca anılarında kalmış olsa da gerçekten kendileri olduklarını hissediyorlardı.
O günden ölümüne dek, her yıl Nakba Günü'nde büyükbabam yırtık entarisini yeniden giydi. Büyükanneme onu yamamasını yasaklamıştı. Kumaş zamanın izlerini taşırken yırtığı da hep açık kaldı. O unutmayı reddediyordu. Boğum boğum parmakları onu saygıyla okşuyordu; sonsuza dek açık kalacak bir yara, bir çatlaktı o. Bu giysi görünür yırtığıyla bizim tarihimizin simgesine dönüştü. Sessizce çekilen acıları, uğranılanan adaletsizlikleri ve bir halkın direncini anlatıyordu. Kopmuş her bir iplik, parçalanmış hayatlarımızın, yarım kalmış düşlerimizin ve yasaklanmış geriye dönüşlerimizin öykülerini fısıldıyordu.