Muhteşem!!!
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 21:23
Çoook net bir şekilde şimdiye kadar okuduğum en iyi Kitap... Roskolnikov`un yaptığı cinayet ve cinayetin ortaya çıkmaması için yapılanlar ve daha fazlası , muhteşem bir kitap ama o Lujiv adlı karakterden nefret ediyorum , Ruzumuhin ise gerçek bir kardeş , gerçek bir dost. İşte fazilet , işte feraset , işte cesaret , işte ADAM GİBİ ADAM! Bu kitapı aylardır okumayı bekliyordum ve sonuçta beklememe değdi. Bu sadece 128 sayfalık kısa versiyonu acaba 849 sayfalık o büyük , benden ağır kitap nasıl mükemmeldir?!.. 3 sözle bu kitapı böyle anlatırım: 1.MUHTEŞEM! 2.CİNAYET! 3.YOKSULLUK!
Cinayət və CəzaFyodor Dostoyevski · Altun Kitab · 0194,2bin okunma
Aşk ve Taşra
Puan vermedi
Sürü filmi, aşkın geleneksel taşra yapısı içerisinde nasıl kuşatıldığını gösteren önemli bir toplumsal analiz merceğidir. Şivan ve Berivan arasındaki ilişki, bireysel duyguların aşiret düzeni, kan davası ve ataerkil otorite karşısında ne kadar güçsüz olduğunu sunar. Taşra, filmde yalnızca bir coğrafya değil bireylerin yaşamlarını belirleyen toplumsal kuralların, geleneklerin ve güç ilişkilerinin hakim olduğu bir alan olarak konumlanır. Özellikle Berivan karakteri üzerinden taşrada kadının konumu açıkça görülmektedir. Çocuğu olmadığı için sürekli suçlanması, uğursuz olarak görülmesi ve yaşanan olumsuzlukların ona yüklenmesi, kadınların toplum içindeki kırılgan konumunu göstermektedir. Filmde Berivan karakterinin hiç konuşturulmaması, Berivan ile kafesteki keklik sahnesi de Berivan'ın iç dünyasındaki çırpınışlarını karakter susturulsa da izleyiciye sembolik bir anlatı olarak sunmaktadır. Şivan ise bir yandan eşine duyduğu sevgiyle hareket etmeye çalışırken diğer yandan babasının ve aşiretin otoritesi arasında sıkışıp kalır. Sürü, aşkı bir duygu olarak değil, toplumsal yapıların ve coğrafyanın baskısı altında var olmaya çalışılan bir mücadele olarak ele alır. Bu yönüyle Sürü, taşra yaşamının bireyler üzerindeki etkilerini, kent yaşamı ile taşra yaşamının avantaj ve dezavantajlarını, taşrada kadını, otoriteyi sosyolojik açıdan çok boyutlu ve başarılı biçimde yansıtmaktadır. Yılmaz Güney
Film
SürüYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017154 okunma
Reklam
10/10
·74 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
Merhabalar, Dönüşüm'ü okuyunca içim çok bunalmadı değil, eserin çözümsüzlüğü ve karamsarlığı açısından. Konudan bahsedecek olursam , Gregor bir sabah böceğe dönüşüyor diye başlamakta ama asıl göze çarpan şey bu değil, ailesinin ona davranışı. Yıllarca evi geçindirmiş, kendini feda etmiş ama işe yaramaz hâle gelince herkes ondan uzaklaşıyor, sanki bir eşyaymış gibi.Ölümüyle birlikte ailesine gelen rahatlamayla birlikte daha da üzüldüm çünkü "değerli olmak" denen şeyin bazen sadece "faydalı olmak" anlamına geldiğini fark ettim. Kafka hiçbir şeyi açıklamıyor, neden böceğe dönüştü bilmiyoruz, ama belki de mesele tam olarak bu - bazen hayatta hiçbir şeyin mantıklı bir nedeni yok, sadece yaşıyoruz ve etrafımızdakilerin bizi nasıl gördüğüyle baş ediyoruz- Kısa ama insanı uzun süre düşündüren bir kitap, bittiğinde rahatlamadım, daha çok varoluşsal düşünceler içerinde kaldığımı söyleyebilirim.İnsan olmanın anlamını ,aile sevgisinin sınırlarını ve bireyin toplum içindeki değerinin ne kadar geçici olabileceği konusunda sorgulayıcı, kısa ama yoğun bir eser oldu benim için. "Sağladığın faydan kadarsın"düşüncesi tüm kitap boyunca üzerimde etkili oldu.
1000Kitap
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,8bin okunma
10/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 21:01
Merhaba kitap dostlarım Bugün sizlere okurken beni hem duygulandıran hem de sayfalarını büyük bir merakla çevirmeme neden olan bir kitapla geldim: Firuze: Kehribar Ateşi. Mehsa'nın kalemiyle daha önce tanışanlar bilir; onun hikâyelerinde sadece olaylar değil duygular da yaşanır.Bu kitapta da tam olarak bunu hissettim.Daha ilk sayfalardan itibaren kendimi aşiretlerin gölgesinde şekillenen hayatların,sırların ve yıllara meydan okuyan bir sevdanın içinde buldum. Firuze;yaşadığı tüm zorluklara rağmen dimdik ayakta duran,güçlü ve etkileyici bir kadın karakterdi.Onun verdiği mücadeleleri okurken kimi zaman üzüldüm,kimi zaman gururlandım. Özellikle geçmişten gelen yüklerin hayatını nasıl etkilediğini görmek yüreğime dokundu. Ezra ise;uzun zamandır okuduğum en özel erkek karakterlerden biri oldu.Firuze'ye olan sevgisi,sabrı ve koruyuculuğu o kadar içtendi ki her sahnelerinde kalbim biraz daha eridi. Özellikle ona seslenişleri ve sevgisini göstermenin ince yollarını bulması çok güzeldi. Kitapta beni etkileyen bir diğer detay ise mücevherlerdi.Her taşın,her işlemenin ve her detayın ardında ayrı bir anlam saklıydı.Bu sahneler hikâyeye hem zarafet hem de derinlik katmıştı. Arjin ise;başlı başına bir gizemdi.Rüyaları, hissettikleri ve söyledikleriyle hikâyenin görünmeyen kapılarını aralıyordu.Özellikle anlattığı rüyanın ilerleyen kitaplar için önemli ipuçları taşıdığına inanıyorum.O rüya hâlâ aklımın bir köşesinde dönüp duruyor. Kına gecesi,düğün hazırlıkları ve sonrasında yaşanan olaylar ise kitabın temposunu bambaşka bir noktaya taşıdı.Tam her şey yoluna giriyor derken yaşanan gelişmeler beni sürekli şaşırtmayı başardı.Hele ki sonlara doğru ortaya çıkan isimle birlikte kafamda onlarca soru oluştu. Kitabı bitirdiğimde elimde cevaplardan çok sorular vardı.Geçmişte neler yaşandı?Kim
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202645 okunma
8/10
·176 syf.·
2024 72. kitabı
Adèle'in hikâyesi Gulyabaninin Bahçesi. Adèle, canım Milan Kundera'nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabını okuduktan sonra ağırlık mı hafiflik mi sorusuna kafa yoruyor (hangimiz yormuyoruz ki?): "Çünkü ruhu bu kadar heyecanlandıran şey, bedenin onun iradesine karşı gelmesiydi; beden ihanet ediyor ve ruh sadece seyretmekle yetiniyordu." Fas asıllı Fransız yazar Leïla Slimani'nin ilk kitabı Gulyabaninin Bahçesi ve 'kadın edebiyatı' adına önemli bir yerde bence çünkü aynı konuyu hep erkek bakış açısıyla ya da baş rolde erkek varken okumaya alışkınız. Adèle, gazeteci ve 'alımlı, güzel' bir kadın. Richard ile evli, Richard doktor. Bir çocukları var: Lucien. Orta sınıf, çekirdek bir aile; bakıldığında 'toplumsal normlar' adına her şey yolunda. Çiftin ailelerini, arkadaşlarını ve iş çevresini de tanıma imkanı veriyor Slimani, böylelikle daha büyük çerçeveden bakabiliyoruz yaşananlara. Adèle, nemfomanyak. Kitapta da söylenildiği gibi "Tek istediği arzulanmak." Eşi dışında ismini bile hatırlamadığı erkeklerle beraber oluyor çünkü durduramıyor bu hissi, bu bir bağımlılık. Oğlu Lucien, eşi Richard, Adèle'in etrafındaki erkekler, Adèle ve Richard'ın annesinin arasında yaşananlardan Adèle'in hislerini anlamlandırmaya çalışıyoruz sayfalar boyu. Hisleri ve olmak istediği ya da olması gereken yer arasında sıkışan bir karakter aslında Adèle. Annelik, eş olma ve mesleğini bir çember gibi düşününce kendine çıkış yolu bulamayan biri. Annesi sevdiği için Richard ile evleniyor, toplum normlarını göz önünde bulundurup hamile kalıyor. Ama bağımlılığı her şeyin önüne geçiyor; tek arkadaşının sevgilisiyle beraber olacak kadar ileri gidiyor. İlişkileri yaşadığı sırada eşine yakalanma tedirginliği de yaşamıyor değil. Peki eşi Richard gerçekleri görebilecek mi? Farkına varırsa tepkisi ne
Gulyabaninin BahçesiLeila Slimani · Ayrıntı Yayınları · 2018193 okunma
Çıkış Yok'tan Octavio Paz'a: Araftaki Paradoks
Puan vermedi
Sartre'ın çıkış yok adlı oyununun meşhur repliği: “L’enfer, c’est les autres.” “Cehennem başkalarıdır." İnsan, kendini çoğu zaman başkalarının gözünden tanımlar, <bazen bir özne olmaktan çıkıp bir nesneye dönüşür> başkasının yargısı, beklentisi ve bakışı, benliğin etrafına görünmez duvarlar örer. Bu yüzden ilişki, yalnızca bir temas değil, aynı zamanda bir sınır deneyimidir kişiyi bazen sıkıştırır ve bu sosyal ilişki bazen özgürlüğü daraltan bir “cehennem” gibi hissedilir. Öyledir. Belki de mesele “başkası” değil, başkasının bizi nasıl gördüğüdür. Çünkü aynı bakış, hem kurucu hem yıkıcı olabilir. Bu noktada paradoks kaçınılmazdır: Cehennem başkalarıysa, cennet de başkalarıdır. Hayat, başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin içinde şekillenir; iyi ya da kötü diye adlandırdığımız her şey, bu temasın içinden doğar. İnsan, ilişkilerden bağımsız bir varlık değildir; onlarla birlikte biçim alır. Octavio Paz ise "ben'i" bambaşka bir yerden okur, bir şiirinde: Biziz ötekiler, ben kendimden başka biriyim, davranışlarım bana daha çok benziyor başkaları gibi davranırken, kendim olmak için başka biri olmalıyım, bırak kendini, başkalarında ara kimliğini, başkaları da yok eğer ben yoksam, başkalarıdır veren bana varlığımı, ben kendim değilim, ben diye bir şey yok, hep biz varız, yaşam başka biridir, cennet başka biridir, senin ve benim ötemde.
İnceleme
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
Reklam
Reklam