• 55 syf.
    Ne Lübnanlı ne Amerikalı ne Müslüman ne Hristiyan yalnızca ama yalnızca bir DÜNYA VATANDAŞI, bir İNSAN;
    CİBRAN HALİL CİBRAN

    Sevgili okur dostlarım, bugün sizlerden hemen kısacık sorgulamanızı istediğim bir terim var; görünürde bir tamlayan bir de tamamlanandan oluşan minicik bir ad tamlaması bu terim ama dediğim gibi yalnızca görünürde öyle. Yükte hafif pahada ağır diye bir deyimimiz vardır ya, terimimiz de tam olarak bu nitelikte ve ben bu terimin manâsının derinine indiğimden beridir yer yüzünde bu niteliğe sahip insan arar oldum… Sözü fazla uzatmadan, sizi de daha incelemenin en başından usandırmadan söyleyeyim.

    Terimimiz: başlıkta da kullanmış olduğum “Dünya Vatandaşı"

    Nedir dünya vatandaşı? Kime denir? Neden anlamı beni bu kadar etkiledi? Neden öyle insanlara bu denli hasret çekiyorum? Dünya vatandaşı nasıl olunur?

    Cevaplayacağım efendim, hepsini tek tek cevaplayacağım. Ancak bir TDK olmadığım için “Dünya Vatandaşı” yazıp iki nokta üstü üste koyup tanım yapıştırmak da elbette ki benim üstüme vazife değil. Ben tüm bu soruların cevabını bir Dünya Vatandaşının üzerinden açıklayarak ilerleyeceğim, incelemenin sonuna geldiğinizde tüm bu soruların cevaplarına da ulaşmış olduğunuzu göreceksiniz.

    Dünya Vatandaşının yer yüzündeki karşılıklarından biri de CİBRAN HALİL CİBRAN’dır. 1983 yılının başında soğuk bir kış gününde adeta insanların yüreklerine sıcaklık versin diye gönderilmiştir bu dünyada. Belki şansından belki şansımızdan ilk nefesini Lübnan’da aldı -hayatının ilerleyen aşamalarında bir çok toplumun atar damarı haline gelen yazarımız. Şans mı dedim? Ne doğru demişim! Ne de güzel oturmuş kelime cümle içindeki yerine. Hem de ne büyük şans…

    Bir adamın Lübnanda ya da Amerikada ya da ekvatorda doğmasının ne gibi bir önemi olabilir ki? Bunun şansla ilgisi nedir? Normal şartlarda olmaz, olamaz, olmamalı da ancak söz konusu şahsımız Halil Cibran olunca işler bir hayli değişiyor. Devam edelim bakalım neden ve nasıl değişiyor.

    Lübnanda doğan Arap asıllı Hristiyanlık dinine mensup yazarımız, babasının hapse atılması ve ardından da ailesinin elinden varının yoğunun alınması üzerinde Amerika’nın Boston eyaletine göç ederler. Orada geçirdiği ve yaşamında büyük etkiler bırakan yokluk ve sefalet yıllarının ardından babasının isteği üzerine Cibran tekrardan dünyaya gözlerini açtığı yere, ana yurdu Lübnan’a döner ve Mehadül Hikme adında ki okula Arap Dilini geliştirmek ve tahsilini tamamlamak üzere yazılır. Arapçaya ve Arapça İncil’e olan ilgisi dışında kanı deli akan biraz haylaz bir gençtir Cibran.

    Ayrıca resme karşı büyük ilgisi ve yeteneği olan Cibran, genç yaşlarında keşfedilmiş ve kitap tasarım işiyle de ressamlık hayatına giriş yapmıştır. Kendi kitap kapak tasarımlarını kendisi tasarladığı gibi ERMİŞ kitabının kapak resmindeki kadının da annesi olduğu söylenir. Bir süre kazancını bu yolla elde etmesinin ardından edebiyat dünyasının ona kapılarını sonuna kadar açması ile dünya çapında büyük bir yankı uyandıracak olan MEHCER EDEBİYATINA öncülük yapmış ve Arap edebiyatına yeni bir soluk kazandırmıştır.

    Mehcer edebiyatı mı? O da ne??? Diyorsanız eğer buyrun şuraya minnacık bir tanım ekliyorum sizler için:

    // Mehcer edebiyatı 19. Yüzyılın yarısından itibaren başta Lübnan olmak üzere Suriye, Filistin ve Ürdün gibi ülkelerden Kuzey ve Güney Amerikaya göç eden Arapların gittikleri yerlerde başlattıkları ve temsil ettikleri edebiyat akımıdır. //

    MEHCER kelimesi kök harfleri itibariyle bir çoğunuza tanıdık gelmiş, bir aşinalık uyandırmıştır. HİCRET kelimesi ile aynı köktendir, en kısa tabiriyle hicret eden edebiyatçıların oluşturduğu edebi akımdır da diyebiliriz.

    Bu akımın başta gelen isimleri Cibran Halil Cibran, Mihâîl Nuayme ve Emin er-Reyhâni’dir. 1920 yılında Cibran’ın önderliğinde bazı Lübnanlı ve Suriyeli edebiyatçıların gayreti ile Kuzey Amerika’da er-Râbıtatü’l-kalemiyye adlı bir dernek kurulmuştur. Bu derneğin başlıca amaçları için; Arap dili ve edebiyatına canlılık kazandırmak, edebi ürünlerini bir araya getirmek, klasik edebiyatla bağları koparmak ve toplumsal özgürlük için çalışmaktı diyebiliriz. Ve bu amaç doğrultusunda yaptığı çalışmalar Amerika kıtasından Arap dünyasına bir bir yankı uyandırmış, birçok yazar ve şairi de etkisi altına almıştır.

    İngiliz edebiyatının romantik akımından etkilenen Cibran, bu eserimizde de sıkça ve hatta neredeyse her cümlesinde karşılaştığımız gibi şiirlerinde ve düz yazılarında imgelemeye fazlaca önem vermiş, özen göstermiş ve yaşadığı coğrafyayı yani Batı’yı Doğululaştırma gayretiyle akıllarda yer etmiştir.

    Ancak ne var ki genç yaşta Lübnan’dan ve diğer Arap ülkelerinden savaş, yokluk vb. durumlar dolayısıyla göçe mecbur edilen bu Mehcer edebiyatı yazar ve şairlerimiz Arap diline tam manâsıyla vakıf olamadıkları için eserlerinde çeşitli dil hataları yapmışlar ve bu sebeptendir ki çok sert eleştirilere maruz kalmışlardır. Başta Halil Cibran olmak üzere bunu kabul etmek istemeyen diğer Mehcer edebiyatı edipleri bir dergi yayınlamışlar ve yaptıkları yanlışları savunma hatası içine düşmüşlerdir. Bir yanda yaşadıkları coğrafyaya ayak uydurma çabası, diğer bir yanda kökenlerini sürdürme arzusu. Ve sonuç kocaman bir kimlik karmaşası!

    Cibran hayatının ilerleyen yıllarında artık yalnızca İngilizce eserler vermeye başlamıştır. 8i Arapça 8i İngilizce olmak üzere 16 eser bırakmıştır bu dünyaya. Ve özgürlükçü düşüncelerini tüm dünyaya yayma çabası ile dolup taşmaktadır. Ve bu düşüncelerinden dolayı da bir çok cefa çekmiş, olmadık sıkıntılara düşmüştür. Hatta bu bahsettiğim hâlini izah etmek adına şöyle bir söz söylemiştir. “Cezaya çarpıtılıp sürgüne gönderildim ve kilise tarafında aforoz edildim. Gerçirdiğim yıllarda hiçbir pişmanlığa kapılmış değilim. Gerçeği arayıp da onu insanlara açıklayan herkes acı çekmeye mahkûmdur.”

    Yaşamda, düşüncede, inançta ve daha bir çok hususta özgürlüğe bu denli önem gösteren birine şimdi ne Lübnanlı demeye dilim varıyor, ne Arap demeye, ne Hristiyan demeye ne de Müslüman. Zaten bir Dünya Vatandaşını bu kalıplara öyle kolay sığdırabileceğinizi zannediyorsanız eğer, tüm çabalarınızı bir köşeye bırakın derim. Zira kendisi yine dini görüşünü şu şekilde dile getirmiştir: “ “Göğsümün bir yanında İsa, diğer yanında ise Muhammed oturur.” Kimilerine göre her kesime yaranmaya çalışan, kimlerine göre kendini bulamayan Cibran bana göre ise çok sık kullandığımız ama genelde hep içi boş kalan bir tabirin tam olarak içini dolduran insandır yani, DİN, DİL, IRK, MEZHEP, GÖRÜŞ FARKETMEKSİZİN TÜM DÜNYAYI KUCAKLAYAN BİR DÜNYA VATANDAŞIDIR. Ve ben işte böylelerinin hasretini duymaktayım…

    Ayrıca şunu da eklemek isterim ki Nietzsche’nin eserleriyle tanışmasının ardından ona duyduğu yakınlığı şu cümle ile ifade etmektedir: “Nietzsche kelimeleri ağzımdan çalmış.”

    Gerek kendi düşünceleri gerek etkilendiği isimlerden dolayı olsun şu dünya üzerinde karşılıklı konuşmak istediğim ve hatta şöyle düzelteyim karşılıklı oturup saatlerce onun konuşmasını dinlemek istediğim ve konuşurken kelimelerinden çalmamak için çıtımı bile çıkarmadan yalnızca sessizce dinleyebileceğim nadir insanlardandır.

    Mehcer edebiyatında ve bütün dünyada en çok yaygınlaşan ve en çok tutulan eseri olan ERMİŞ’i kendisine “Benim küçük Ermiş’im” diye hitap eden Joseph’e ithaf etmiştir. Kitabın beni en çok etkileyen noktası Aşk, Evlilik, Çocukluk, İyilik, kötülük, güzellik, kendini bilme vs. türden bir çok konuya getirdiği açıklamanın ardından kendisine “Din Nedir?” diye sorulmasına cevaben verdiği “Bugün başka bir şeyden bahsettim mi ki?” yanıtıdır. Kitabın özü bence bu cümlede saklı. İnsana yakışır bir şekilde yaşamanın yollarını gösterdikten sonra "Din budur" diyebilen bir insan hayata objektif bakabilme yetisine, insana insanca yaklaşabilme yetisine de sahiptir bana göre. Ve gerçekten hasretim buna da. Din, dil, görüş ayrılıkları olmasın demiyorum, olacak elbette ki ancak bu bir çatışmaya sebep olmasın.

    Dünyada ne kadar insan varsa bir o kadar da ayrı parmak izi var, el dediğimiz herkeste var ancak o elin parmaklarının izi bile tutuşmuyorken her insan bu denli biricikliğe sahipken görüşlerin tutuşmasını beklemek başlı başına bir mantık hatasıdır. Ancak CİBRAN gibi bazı isimler vardır ki geniş ufkuyla tüm dünyayı kucaklayabiliyorlar. Hasretim, buna gerçekten hasretim..

    Öyle olabilmek ve öyle olanlarla karşılaşabilmek dileklerimle
    Keyifli okumalar dilerim.
    Sevgiyle …
  • Öğrenim dönemimde epey üstünde durduğum lakin teknolojinin gereksede şartların bugünkü kadar elverişli olmamasından dolayı ulaşamadığım kitap isimlerini bi liste halinde hazırladım. En azından bu alana ilgi duyan okurlar ve öğrenciler için yol gösterici olacağını umuyorum.

    Kısa bir hatırlatma KPSS A ya yönelik bir liste değildir. Lakin analiz ve yorum konusunda çok şey kazandıracaktır okurlara.

    Mahfi Eğilmez - Kolay Ekonomi
    Tim Harford - Görünmeyen Ekonomist
    Tim Harford - Sevgili Görünmeyen Ekonomist
    Sadun Aren - 100 Soruda ekonomi El Kitabı
    Robert H. Frank - Doğal İktisat
    John Charles Pool, Ross Laroe - Bir Günde Nasıl Ekonomist Olunur?
    Faruk Türkoğlu - Ekonomiyle İlgili Her Şey
    Edmund Conway - 50 Ekonomi Fikri
    Richard Bronk - Romantik Ekonomist
    Case, Fair, Oster – Ekonominin İlkeleri
    Şevket Pamuk – Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi
    Erinç Yeldan – İktisadi Büyüme ve Bölüşüm Teorileri
    Adam Smith – Milletlerin Zenginliği
    Dana Rodrik – İktisadı Anlamak
    Daniel Kahneman – Hızlı Ve Yavaş Düşünme
    Elif Çepni – Ekonomik Ve Finansal Göstergeler
    Eric Hobsbawm – Devrim, Sanayi Ve İmparatorluk Çağı Üçlemeleri
    J. Rousseau – Toplum Sözleşmesi
    Jim Stanford – Herkes İçin İktisat
    John Steinbeck – Gazap Üzümleri (ABD’de 1929 Bunalımındaki yıllarını konu alır)
    Karl Marx – Kapital
    Klaus Schwab – Dördüncü Sanayi Devrimi
    Mahfi Eğilmez – Tüm Kitapları (Kolay Ekonomi, Mikro Ekonomi Vs.)
    Nizamül Mülk – Siyasetname
    Phil Thornton – Büyük Ekonomistler
    Platon – Devlet
    Robert L. Heilbroner – İktisat Düşünürleri
    Tahsin Yücel – Kumru İle Kumru ( Gösteriş tüketimini anlatır.)
    Thomas More – Ütopya
    Thomas Piketty Kapital
    Tolstoy – İnsan Neyle Yaşar?
    Türk Dil Kurumu – İktisadi Terimler Sözlüğü
    Veblen – Aylak Sınıfın Teorisi
    Steven D. Levitt & Stephen Dubner Görünmeyen Ekonomi – Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?
    Robert Heilbroner -İktisat Düşünürleri
    Fernand Braudel - Maddi Uygarlık, Cilt 2 – Mübadele Oyunları
    Leo Huberman - Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla
    Albert O. Hirschman - Tutkular ve Çıkarlar
    Ayşe Buğra -İktisatçılar ve İnsanlar
    D. Edmonds ve J. Edinow - Wittgenstein’ın Maşası
    Ursula K. LeGuin - Mülksüzler
    Gülten Kazgan - İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi
    Alaeddin Şenel - İlkel Topluluktan Uygar Topluma
    Ted Walther - Dünya Ekonomisi
    Brian Snowdon, Howard R. Vane - Modern Makroekonomi
    Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi, Çeşitli Yazarlar - Ekonominin Güncel Sorunları
    Ümit Akçay ve Ali Rıza Güngen -Finansallaşma, Borç Krizi ve Çöküş, Küresel Kapitalizmin Geleceği
    Frederic Mishkin - Para, Bankacılık ve Finansal Piyasalar İktisadı
    İktisat Düşünürleri -Robert L. Heilbroner (Dost)
    İktisadi Düşünce Tarihi: Modern İktisadın İnşası - Mark Skousen (Adres)
    Fukaralığa Veda: Dünyanın Kısa İktisadi Tarihi — Gregory Clark (Bilgi Üniv. Yay.)
    Dünya Nüfusunun İktisat Tarihi — Carlo M. Cipolla (Ötüken)
    Büyük Güçlerin Yükseliş ve Düşüşleri — Paul Kennedy (İş Bankası Kültür Yay.)
    İktisat Tarihi — John Kenneth Galbraight (Dost)
    Kuşku Çağı: Ekonomik Gelişmeler Tarihi — John Kenneth Galbraight (Altın)
    İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi — Gülten Kazgan (Remzi)
    Modern Uluslararası İktisat Teorisinin Kökenleri — N. Emrah Aydınonat (Siyasal)
    Büyük Kriz 1929 — John Kenneth Galbraight (Pegasus)
    Büyük Düşünenler: Ekonomi Dehalarının — Sylvia Nasar (Altın)
    Cinnet Panik ve Çöküş: Mali Krizler Tarihi — Charles P. Kindleberger (Bilgi Üniv. Yay.)
    Bu Defa Farklı: Finansal Çılgınlığın 800 Yıllık Tarihi — Carmen M. Reinhart & Kenneth S. Rogoff (CNBC-E)
    Şeytan Sofrası: Finansal Spekülasyonlar Tarihi — Edvard Chancellor (Scala)
    Tanrılara Karşı: Riskin Olağanüstü Tarihi — Peter L: Bernstein (Scala)
    Paranın Yükselişi: Dünyanın Finansal Tarihi — Niall Ferguson (YKY)
    Altının Gücü: Bir Tutkunun Olağanüstü Tarihi — Peter L. Bernstein (Scala)
    Küresel finans piyasalarında belirsizlik arttığında fiyatı fırlayan ve buna dayalı olarak ekonomi haberlerinde çok konuşulan altını bu kitaptan başlayarak incelemekte yarar var.
    Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabalıkların Çılgınlığı — Charles Mackay & Karışıklığın Karmaşası -Joseph De La Vega (Scala)
    Finansal krizler tarihine dair ilk kitaplardan. Birinci hamur kağıda basılı olması benim açımdan dezavantaj. Ama okuması çok uzun sürmüyor.
    Devrim Çağı — Eric J. Hobsbawn (Dost)
    Eric J. Hobwbawn’ın kitaplarından özellikle dördü: Devrim Çağı, Sermaye Çağı, İmparatorluk Çağı ve Aşırılıklar Çağı iktisatçılar için mutaka okunması gereken kitaplardır. Bu serinin ilk kitabı. Dikkatlice okunması gereken kitaplardan. Çok akıcı bir dil beklemeyin.
    Uzun Yirminci Yüzyıl: Para Güç ve Çağımızın Kökenleri — Giovanni Arrighi (İmge)
    Keynes’e Dönüş: Torunlarımızın Ekonomik Olanakları — Lorenzo Pecchi & Gustavo Piga (Bilgi Üniv. Yay.)
    Sermaye Muamması: Kapitalizmin Krizleri— David Harvey (Sel)
    Alternatif bakışlar derinliğinizi artırır. Bu kitaba vakit ayırmak gerek.
    Tüfek Mikrop Çelik — Jared Diamond (Tübitak)
    Beğenenler için Çöküş (Timaş Yay.) Diamond’ın bir başka değerli kitabı.
    Ölü İktisatçılardan Yeni Fikirler: Modern Ekonomik Düşünceye Giriş — Todd. G. Buchholz (Adres)

    Sosyal ve kültürel evrimi anlamak için:
    Alaeddin Şenel: İlkel Topluluktan Uygar Topluma. (4): Çok önemli bir kitap. Sosyal bilimle, hatta fizik bilimle ilgilenen herkes için temel kitaplardan birisi.
    Gordon Childe, Kendini Yaratan İnsan (4): Eski ama yine çok önemli bir kitap.

    Analitik düşünmeyi geliştirmek için:
    Arthur Conan Doyle, Dörtlerin İmzası (3): Analitik düşünmeyi geliştirmede Sherlock Holmes’in kullandığı tümdengelim yöntemi çok önemlidir. Bu roman Holmes’in bilimsel yöntemi en çok kullanarak çözüme ulaştığı öykülerinden birisidir. Analitik düşünmeye katkı sağlar.
    Agatha Christie, Doğu Ekspresinde Cinayet (3): Agatha Christie’nin bu romanı da insanı sürekli olaylar arasında bağ kurmaya, neden – sonuç ilişkilerini aramaya yöneltmesi bakımından analitik düşünmeye iten bir kitaptır.
    Ransom Riggs, Sherlock Holmes El Kitabı (2): Sherlock Holmes’in nasıl düşündüğünü, olayları nasıl çözdüğünü örneklerle analiz eden bir deneme. Çok önemli ama Holmes’in öykülerini de bilmeyi gerektirebilir.
    Maria Konnikova, Sherlock Holmes Gibi Düşünmek (4): Konnikova bu kitabında insanın beynini nasıl kullanması gerektiğini Holmes öykülerinde ünlü dedektifin kullandığı yöntemleri ele alarak açıklıyor. Yararlı bir deneme.

    Matematiksel ekonomik analiz bilgisini geliştirmek için
    Alpha C. Chiang, Matematiksel İktisadın Temel Yöntemleri (4): Matematik, ekonominin bir çeşit stenosu haline geldi. Matematiği ekonomiye en iyi uyarlamış kitaplardan birisi bu kitaptır. Benim gençliğimde bir numaraydı halen de oralardadır.

    Ekonomik analiz bilgisini geliştirmek için:
    Sadun Aren: İstihdam, Para ve İktisadi Politika (3): Eski ama Keynesyen ekonomiyi anlamak için hala geçerli, anlatımı çok açık bir kitap. Benim gençliğimde sınavların temel kitaplarından birisiydi. Yeni baskısını okudum ve hala çok iyi bir kitap olduğuna kanaat getirdim.
    Gülten Kazgan: İktisadi Düşünce Tarihi veya Politik İktisadın Evrimi (4): Bana sorarsanız ekonomik analizin olmazsa olmaz el kitaplarından birisi. Ekonomiye bakışımda analiz yeteneğimi en çok geliştiren kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum.
    Zeynel Dinler: Mikroekonomi (4): Mikroekonomiyi Türkçe’de en iyi anlatan kitaplardan birisi. Biraz ağır bir kitap olması nedeniyle mikroekonomi okumuş öğrencilere önereceğim bir kitap. Yani mikroekonomi bilginizi artırmak ve sınavlara hazırlanmak için bu kitabı okumalısınız.
    Brian Snowdon, Howard R. Wane, Modern Makroekonomi (4): Makroekonomi bilgisini ekonomik düşünce tarihiyle harmanlamış bir kitap. Çok iyi planlanmış, oldukça yeni bilgileri içeriyor.
    Pierre Delfaud: Keynes ve Keynesçilik (3): Keynesyen ekonominin esaslarını gözden geçirmek için iyi bir özet.
    Hyman P. Minsky, İstikrarsız Bir Ekonominin İstikrarı (4): Ekonomide yaşanan yakın tarih gelişmelerini, krizleri analiz edebilmek için oldukça iyi bir kitap.
    Frederic Mishkin. Para Politikası Stratejisi (4): Para politikası ve uygulamalarını anlamak ve analiz edebilmek için yararlı bir kitap.
  • 128 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Popüler kültürde kendine sağlam yer edinmiş sanat eserleri hakkında herkesin elbet bir fikri vardır. Bu eserlerin hepsinin adı bilinir, konusu hakkında da fikir sahibi olunur. Fakat bu konuya gelince işler biraz sarpa sarıyor. Posterleri ile ünlenmiş filmler, kapakları ile ünlenmiş kitaplar hakkında herkesin öznel bir fikri olur. İnsan gördüğünü nasıl anlamlandırırsa o şekilde kalır. Tiffany'de Kahvaltı çoğu insan için bir romantik komedidir. Bunun için çoğu kişi filmi adres gösterir. Zamanın romantik film kraliçesi Audrey Hepburn'ün Holly Golightly rolüne seçilmesi bu konudaki algıları şekillendiren en büyük etken. Elbette bu demek değil ki Hepburn rolün hakkını verememiş, tam tersi hakkıyla oynamıştır. Fakat yazar Truman Capote bu rolü Hepburn'ün oynamasını istememiştir. Onun seçimi Marilyn Monroe'dan yana olmuştur. Hepburn de bu rolün tüm kariyerinin en zorlu rolü olduğunu ifade etmiştir. Nedeninin ise Holly Golightly'nin fazla dışa dönük, kendisinin de fazla içine kapanık karaktere sahip olduğu şeklinde açıklamıştır.

    Dediğim gibi; popüler kültür, herkesin elbette fikir sahibi olduğu materyallerden bahsediyoruz. Peki gerçekte Truman Capote'un bu uzun öyküsü ne ile ilgili? Holly Golightly karakterinin asıl etkileyici yanı, onu dışardan görmemiz. Dikkat çekilmek istenen karakterin bir yandan da kendine has gizemini koruması için seçilmesi gereken en doğru anlatım bu. Öykümüzü ağzından dinlediğimiz karakterimizin Holly'ye olan bakışı ve ona duyduğu hayranlık bizim de bakış açımızı ister istemez değiştiren bir durum. Holly'nin hayatının ayak uydurması zor temposu içinde aslında ne kadar yalnız oldugunu da değişen bakış açımız sayesinde fark edebiliyoruz.

    Aslında fazlasıyla buruk bir öykü olan Tiffany'de Kahvaltı'nın romantik komedi olarak bilinmesi beni bu yüzden rahatsız ediyor. Burada tanık olduğumuz olayların komediyle bir alakası yok. Karakterin aşırılığı denilse yine yanlış, çünkü aşırılık aslında daha derin ruhsal durumları saklamak için kullanılan bir örtü görevi görür çoğu zaman. Doğrusunu isterseniz, bu algıyı kırmak için kitabı şöyle güzelce okumak yeterli.

    Yalnızca komplike iki karakterin çevresinde dönen bir hikaye değil Tiffany'de Kahvaltı. Yazıldığı dönemin savaş psikolojisini de yer yer gayet güzel hissettiren bir eser. Dikkat çekmek istediği olay örgüsünün arka planında süregelen savaş, anlatım sırasında gözümüze yer yer çarpsa da etkisinin karakterler üzerinde ne denli büyük olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

    Kısa bir öykü niteliği olan bir eserde karakterlerin bu kadar başarılı çizilmesi, atmosferin başarıyla renklendirilmesi eseri güzel kılan yalnızca küçük unsurlar. Tiffany'de Kahvaltı, bilindiğinden çok daha derin bir eser.
  • 175 syf.
    ·4 günde·9/10
    İnsancıklar Dostoyevsky'nin ilk romanı. Bazı insanlar vardır, gösterir kendini, bilirsiniz bir şeyler olacak. Beklemeniz gerekmez uzun yıllar boyunca. İşte 23 yaşındaki Dostoyevski de böyle İnsancıklar'da. En sona yazacağım şeyi şimdi yazayım bari. O yaşında yazdığı böyle bir roman, nedense bana https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/'u hatırlattı. Yazım tarzı ya da türle ilgisi yok. Belinski'nin zamanında Dostoyevski'de gördüğü büyük yeteneği şu anda bir çok 1K okurunun kendisinde gördüğüne eminim. Umarım kendisi bizim gibi korkaklık edip hayatın akışına kapılmaz da, ileride büyük bir yazarı tanımış oluruz. Kitaba geçebilirim artık, yeterince övdüysem kendisini:)

    Evet, daha önce fransızca kitap çevirileriyle geçinen genç Dostoyevski parasızlıktan çıkış için bu romanı yazıyor. Biz nasıl şu anki yazılarımızda kendisine atıfta bulunuyorsak, o da dönemin usta yazar/şairleri Puşkin, Gogol, Karamzin gibi isimleri romanın içinde sıkça kullanıyor, hatta içeriğe olan etkisinden dolayı postmodern bir çalışma bile diyebiliriz belki modernliğin başlangıcından önce olmasına rağmen bu kitap için. (O kadar anlamıyorum bu işten, kusura bakmayın)

    Bugüne kadar olan incelemelere göz gezdirdiyseniz kitabın, ecnebilerin "epistolary" dediği, bizde ise " Olmasa Mektubun" kategorisine sokabileceğimiz bir türde yazıldığını anlamışsınızdır. Edebiyat dünyasına farklı bir eserle girmek istemiş Dostoyevski . "Yeni bir Gogol doğuyor" nidalarıyla kabul gördüğüne göre başarıya da ulaşmış daha bu ilk kitabında.

    Nasıl ulaşmasın, yeni şeyler var o dönem için kitapta. Sosyal eleştiri var, psikolojik gerçekçilik var, göndermeler var bolca. Kitabın adı İnsancıklar, ya da Yoksul/Zavallı İnsanlar. Ana tema da yoksulluk, öyle ki çıktığında kitaba Rusya'nın ilk toplumsal romanı diyen de var, sosyalizmin öncüsü olarak gören de. Tabi Dostoyevski sadece bu amaçla yazmıyor yan yana oturan iki uzak akrabanın mektuplarından oluşan bu kitabı.

    (Bundan sonraki kısmı Melih Ceylan'ın seslendirmesiyle okuduğunuzu düşünmeniz tavsiye olunur, ben kendisini Paul Auster'in sesli kitaplarında tanıdım, reklama girecek belki ama neyse- örnek: https://www.youtube.com/watch?v=vY1p77s46rY) (Ve bittabi küçük bir SPOILER ibaresi) Olayları karşılıklı binalarda iki sefil oda ya da oda parçasında yaşayan orta yaşını bir hayli geçmiş Makar Devushkin ve kendisinin uzaktan akrabası (kuzen) genç Varvara Dobroselova arasındaki mektuplar anlatmaktadır.

    Makar Alekseyevich Devushkin yoksul bir devlet memurudur, ara sıra çeşitli yazıları temize çekme işleri de yapar. Saf bir adamdır, güvensiz ve yalnızdır. Roman boyunca sevdiği insan için elinden geleni yapar - günümüz insanına biraz garip bir sevgi gibi gelse de- sürekli kendince güzel hediyeler alır Varvara (ya da Barbara)'ya kendi haline bakmadan.

    Varvara Alekseyevna Dobroselova'nın durumu da farklı değildir fazla. Sürekli azalan bir grafik gibidir hayatı. İlk önce babasını, daha sonra platonik sevgilisini en son da annesini kaybetmiştir ve odasında dikiş dikerek hayatını kazanmaya çalışmaktadır. Makar'ın kendisine aldığı hediyeleri, onun da yoksul olması nedeniyle gönülsüzce kabul etse de (istemem yan cebime koy havası aldım bazen), bu yaşlı denebilecek akrabasına karşı sevgisi kitabın sonlarına dek fark edilmektedir. Ta ki...

    Neyse tabi ki her şeyi anlatmayacağım. Aslında benim gibi tembel okurlar için özetlemeyi de düşündüm bu ince kitabı, ama güzel bir şey çıkarmış ortaya Dostoyevski. Gerçekten okumak gerek. Tarih ve mekanı değiştirsek bir de dönemin yazarlarına göndermelerini çıkarıp, bugünküleri eklersek şu an bile bir çok satan kitaplar arasına girebilir. Yoksulluk, açlık, kadın erkek ilişkileri, paranın insanlar üzerindeki etkisi, sınıfsal ayrımlar, kötü edebiyat, iyi edebiyat, bürokrasi, melodram, romantik komedi, ne yazacağımı şaşırdım artık. Baştan sona incelemelere bakıp insanların kitaptan neler aldığını, nasıl bir ruh haline girdiklerini görünce anlıyorsunuz bu çeşitliliği zaten. Bir an bir çocuğun ölümüyle çökerken, başka bir mektupta gülüyorsunuz Makar'ın tepkilerine.

    Tabi en azından Palto 'yu da okursanız iyi olur bu kitabı okumadan önce. Bir ara Varvara'yı kaybedeceğini düşünen Makar'ın bizli konuşmaya başlaması, "Kıymetlimiss" moduna giren Gollum'u hatırlatı bana. Adam herkesi etkilemiş gerçekten diye düşündüm, Tolkien'in benimle aynı şekilde düşünüp düşünmediği hakkında en ufak bir fikrim olmasa da.

    Anna Karenina incelemesinin altında keşke kısa kesseydin diye yorum yapan bir arkadaş vardı. Onun buradan okumaya başlayacağını değerlendirerek kitap hakkında, Kemaletin Tuğcu seven sevmeyen herkesin okuması gereken bir eser deyip incelememi bitirmeyi düşünüyordum ama, bir iki reklam linki daha almaya karar verdim en sona. Anıl'ın Dostoyevski okuma sırası (Tabi ki en başta İnsancıklar:) #27872199 Quidam'ın altında bir çok link bulunan etkinlik iletisi #28130221 ve Dart tahtanıza yerleştirmeniz için bir Nabokov resmi https://i1.wp.com/...Vladimir_Nabokov.jpg en kullanışlı teçhizatınız olacaktır Dostoyevski maceranızda. Sağlıcakla kalın, Dostoyevski ile kalın
  • 'Üşüdüysen söyle sevgilim, seni bir kat daha seveyim.'
    |•CemalSÜREYA| (yanlış)
    .
    Üşüyor musun ?
    Kıyamam,
    Ne olur üşüme,
    Donarak geber.
    |•Küçükİskender| (Doğru)
  • Melih Cevdet içkiye düşkünlüğünden söz eder , bir yandan da dayanıksız bir içkici olduğunu söyler. Bu yüzden içkici olmak için çok çalıştım, diye ekler. Sanırım içkili lokantaların keyifli söyleşilerinin yazılarında büyük yer bulması bundandır. Doğrusu bende çok yakıştırırım meyhaneleri, içkiyi şiire ve şaire… Böyle günlerin birinde,Köy Enstitüleri’ni kurma çabasının yoğun günlerinin birinde, Hasan Ali Yücel meyhanede rastlar Orhan Veli ve Melih Cevdet’e. Melih Cevdet hayli zayıflamıştır… Hasan Ali Yücel sorar:
    ‘’ ‘Çok zayıfladın,’dedi bana.
    ‘’Beslenemiyorum’ diyemezdim. Bunu anladı. Gerçek bir incelikle.
    Gülümsemekle yetindim.
    O günlerde Orhan Veli’nin ‘Oktay’a mektuplar’ adlı şiiri yayınlanmıştı. (Oktay Rıfat Paris’te idi); Hasan Ali Yücel o şiirdeki:

    Ve bugünlerde Melih’le ben
    Aynı kızı seviyoruz

    …dizelerini mırıldandı kendi kendine, sonra bize dönerek:
    ‘Sahi mi bu? diye sordu
    Bizim evet dememiz üzerine de:
    ‘Yahu niye birbirinizi öldürmüyorsunuz? Dedi
    Oysa bizim birer sevgilimiz vardı, ortaklık üçüncü bir hanım içindi;ama sadece romantik bir sevda.Bir birimizi öldürmenin gereği yoktu bu yüzden.Rakı içerken sözünü ederdik.’’