Sizi merak ettim... Nasılsınız?” suali olurdu.
Bu merak genç kızın içinde tatlı bir akis yapıyordu. Ömer hiçbir zaman karısını merak ettiğini söylememişti.
Ömer çok kereler karısını fark bile etmiyordu. Onun sevgisi, bütün hisleri gibi ani ve şiddetliydi. Birdenbire coşuyor, belki dünyada hiçbir insanın muktedir olamayacağı kadar kuvvetle Macide'yi aşk fırtınalarına boğuyor, fakat bu tufandan sonra, bazen günlerce, sanki evdeki kadın uzak bir akraba, yahut ev sahibi madammış gibi lakayt bir hal alarak muhayyilesinin dünyasına çekiliyordu. Macide bu coşkunluk ve aşk anlarının tesiriyle ona ne kadar yakınlaşsa, içinde mevcut olduğunu inkâr edemediği birtakım ihtiyaçların el sürülmeden kaldığını düşünerek bir sızı duymaktan da kendini men edemiyordu. Onun tabiatı bu hususta Ömer'e hiç benzemiyordu. Hislerinde daima ölçülü, en çılgın anlarında bile kendine hâkim olmayı bilen, sık sık iradesini kullanmaktan zevk ve gurur duyan bir insandı.
Kendinde bulunmayan coşkunluğun, şiddetin, ani ve kuvvetli heyecanların Ömer'de çok olarak mevcut oluşu, ona daha ziyade bağlanmasına sebep oluyor, fakat kendisinde olup da Ömer'de bulunmayan vasıfların noksanlığını da acı acı hissediyordu
seni istediğim gibi dinleyemeyeceğim daima aklım bir çalıya takılacak huzursuzluğum beni bir gölge gibi takip edecek bu yükü taşıyamazsın boşuna çırpınma senin gibi bir insanla birlikte yaşamayı ilk
Nasıl olacaksınız Ruhi Bey
Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey
Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey
Böyle sabah sabah Ruhi Bey
Akşam akşam Ruhi Bey
Akşam sabah Ruhi Bey
Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey
Yakalım Ruhi Bey, yakalım
Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey
Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey
Ne olur ne olmaz
Önümüz kış Ruhi Bey
Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey
- İyiyim, iyiyim.
ayrılırsak bir daha tanışamayacağız asla
nasılsınız.. diye ince bir tülle örteceğiz camlarımızı. Gazete kâğıtlarıyla kaplayacağız ellerimizi. Eskiyeceğiz sevgilim. Ekşiyeceğiz! Albinomi'nin Adagio'sunu dinleyeceğiz farklı farklı yatak odalarında, farklı, farklı hazlarda
görüyorsun kerem
gün geliyor bütün sevdalar kirleniyor
bütün gökler, bütün balerinler, bütün nilüferler hatta beyazlar da...
bırak peşimi, lütfen, peşin hükümleri.. bırak! kerem, kuşlar kadar özgür ve güzel olsak da göğe bak sevgilim! göğe bak! Görüyorsun, şu mavi ve hayat bizi içine alamayacak kadar ufak..
kalbimdeki kazığı sökebilirse eğer beklemek
yeniden dirileceğim senin dudaklarında
bir ibadet olacak hasret
Hayatımda tanıdığım insanların çoğu yüzeysel içeriklerle ve küçük hoşbeşlerle yetinirdi. Aynı, "Nasılsınız?" Sorusunun ezberlenmiş yanlış cevabının, "iyiyim" olması gibi.