Yaptığımız anlaşmaya göre, Nataşa beni mutlaka görmesi gerektiğinde pencereye mum koyuyordu, böylece evinin yakınlarından geçersem, ki bu hemen hemen her akşam demekti, penceredeki ışıktan beklendiğimi, bana ihtiyacı olduğunu anlıyordum. Son zamanlarda Nataşa'nın penceresi sık sık aydınlanmaya başlamıştı...
Sayfa 84·Kitabı okuyor
Alıntı
Kuşkulu oluşu da saflığından, temizliğinden geliyordu. Gururluydu, ama bu gurur hiçbir zaman kibre varmıyordu. Yüceleştirdiği bir varlığın alaya alınmasına dayanamazdı. Kişiliğine yöneltilen hakarete aynen karşılık verebilirdi, ama kutsal saydığı şeylere tecavüz edilince acı çekerdi. Bu durum ruhunun yeteri kadar güçlü olmayışından gelmiyordu. Kendi dünyasında yaşayanların çoğunda olduğu gibi toplum hayatından, insanlardan uzak yaşamaktan geliyordu. O da tüm hayatını, neredeyse hiç çıkmadan kendi dünyasında geçirmişti. Ayrıca Nataşa’nın belki babasından geçmiş, bütün iyi kalpli insanlara has bir özelliği vardı: Karşısındakini olduğundan iyi görür, daha ilk bakıştan büyük bir heyecanla meziyetlerini büyütürdü. Bu çeşit insanların hayal kırıklığına, hele sebebin kendileri olduğunu bilerek uğramaları pek acı olur. Ne diye kendilerine verilebilecekten fazlasını umarlar sanki? Böyleleri, her an hayal kırıklığı tehlikesiyle karşılaşmaktansa, köşelerine çekilip dünyayla bağlantıyı kesmeli en iyisi. Dikkat ettim, köşelerini öyle severler ki, zamanla büsbütün yabanileşirler. Üstelik Nataşa birçok felaket, acı, hakaret görmüştü. Bu bakımdan onu sağlam yapılı saymaya imkân yoktu. Yani onun için söylediklerimde bir kusuru varsa bile hoş görülmeliydi.
Sayfa 148·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Böyle yaşanır mı be Nataşa bacı :)
“Hayal kırıklığı tehlikesiyle karşılaşmaktansa, köşelerine çekilip dünyayla bağını koparmalıdır. Çünkü bu en doğru olanıdır.”
Sayfa 131·Kitabı okuyor
Komünist kız Veronique, hiç fransızca bilmeyen Linda, fransızca bildiğini sanan Sugar, çılgın kız Annie, Valerie, Sylvia, Judith, rus kız Nataşa, Helene ve daha bir sürüsü med cezirlerimdir labrador soğuk su akıntısına inat. Kadınlar tarafından paylaşılmazlık duygusunu yaşar, “bütün kadınlar bana bayılıyor” salak merhalesini de aşarım hayatın çok gençliğinde.
—Gülümsemene bakıyorum Nataşa. Eskiden böyle gülmezdin sen. — Ne var gülüşümde? — Hoş o çocukça saflığın henüz gitmemiş ya.
“Film bitmiş de, herkes salondan çıkarken, aklı son sahneye takılı kalmış, koltuğuna çakılı adam ruhuyla baktım. “Ulan,” dedim, “bu milletin tarih kitabına ihtiyacı yok. Şarkıları peş peşe diz, koy kasete, ver radyodan...” Kışlanın önünde redif sesi ile başla, Çanakkale içinde vurul, az zamanda, çok işler başar, açık alınla on yılda çık, araya bir fokstrot, bir yurttan sesler korosu koy, Şişli’de bir apartmana takıl, yârin İstanbul’u mesken tutsun, görsün güzelleri seni unutsun, gurbet halde bir hal gelsin başına, “Yaşa! Var ol!” muhabbetiyle Harbiye önlerinden geç, deniz ve mehtap sorsunlar seni, mani olsun halini takrire hicabın, Kalamış’ta huzur ara, havanı al, ak güvercinler uçur, Gemerek’ten dön gel, sararsın rengi ruhsarın, kolbaşının kıratını şahlandır, geç arı, kovan, petek muhabbetine, sarı çiğdeme sor, bir de Nataşa patlat... Meraklısı varsa, aralara Elvis, Bitıls atsın, mevzuyu renklendirsin isterse.”
Alıntı