• 256 syf.
    ·10/10
    Doğrusu kitabı elime aldığımda “Peygamberin Bir Günü” içerisinde Peygamberimiz bu saatte bunu yapar, şu saatte şunu yapar gibi bir akış beklemiştim. Ama elimdeki kitap öyle değildi. Kitabın sonunda şöyle cümlelerle karşılaştım:

    “Peygamberin bir gününü 24 saate sığdırmayı düşünmedik. Çünkü bu, okyanusu bir testiye sığdırmaya çalışmaktan daha abes bir çaba olurdu.”

    “Peygamberin günü mevsim değişikliklerine uğrayan, uzayan kısalan, aynı zamanda önemli sabiteleri olan bir gündür. Modern insanın statik zaman dilimlerine karşı O’nun günü devingendir. Sağlam temellere kurulmakla birlikte esnektir.”

    “Onun bir gününde müşahade, tefekkür, namaz, tezekkür, dua, merhamet, esmâ-i hüsnâ ahlâkı gibi temel sabiteler hep var olmakla birlikte, hayatı kesin çizgilerle bölen sözümona ‘programlı’ ve ‘disiplinli’ hakikat-i halde ise katı, soğuk ve ruhsuz bir zaman anlayışını asla görmüyoruz.”

    Böyle bir girişten sonra kitabın üzerimde bıraktığı tesirleri yazmak niyetindeyim.

    Bana göre kitabın en önemli cümlesi Huzur’da olmaktır. Her daim Huzur’da bulunduğunu bilen insan, hayatını buna göre dizayn eder. Huzur’da olan ise hep huzurdadır. Aynı mealde cümleleri Leyla İpekçi’nin Güzel’in Binbir Yüzü kitabını okurken de görüyorum. Peygamberimiz her an Huzur’da. Hal ve hareketleri, sözleri hep Huzur’dan bize aktardıklarıdır. Çünkü o hep kelamdır, sözdür. Allah’ın kelimesidir. Yürüyen Kur’an’dır. Onu görmek isteyen, yüzüne yüz sürmek isteyen Kur’an sayfalarına baksın. O’nun tüm yaşayışı Kur’an’dır.

    O, gününü üçe bölerdi. Üçte biri kendisine; üçte biri ailesine, yakınlarına, dostlarına; kalanı ise mescitte sahabilerine ayırırdı. Ayetler önce kendisine geldi. Namaz önce kendisine farz oldu. Sonra ailesine, yakınlarına. Silsile önemli. Kişinin kendisi önemli. Önce kendisini kurtaracak kişi. Sonra en yakınındaki ailesini. Sonra sonra çevresini. Aslında insan önce kendisini kurtarmakla çevresini de kurtarmış oluyor. Çünkü herkes inandığı gibi yaşasa çevreye bir şey kalmıyor. Çünkü herkes evinin önünü temizlese bütün bir mahalle, bütün bir kent tertemiz oluyor.

    Gecenin belli bir zamanlarında kalkardı peygamberimiz. Önce bahçede gökyüzünü seyreder, seyrederken gece ayetlerini okur, sonra da namaza durur, gözlerinde yaş bitinceye kadar secdede kalırdı. Bütün bunları da şükreden bir kul olmak için yapardı.

    Kitabı elime aldığım ilk zamanda şöyle bir not almışım: Metin Karabaşoğlu’nun Peygamberin Bir Günü kitabını okuyorum. “Benim susmam fikir, konuşmam zikir, bakışım ise ibret bakışıdır.” Hadisinden hareketle “O neye bakmışsa, dikkatle bakmış, ibretle gözlemiştir.” diyor. “Ve sonra ‘Üstlerindeki göğe bakmazlar mı onu nasıl bina edip süsledik ki, hiçbir gediği yoktur.’ Ayeti ilk geldiğinde bilinmelidir ki Peygamber aleyhisselatü vesselam üstündeki göğe bu nazarla bakmıştır.” Okudum ya şimdi, çıktım balkona bu bayram sabahında, ben de çevirdim gözlerimi semaya. Birden Allahü ekber nidaları kapladı her yeri. Zamanlama mükemmeldi. Ezan başlamıştı. Gökte yıldızlar hiç görmediğim kadar parlaktaydı. Önce birini, sonra birkaçını gördüm. Derinleştiğimde de diğerlerini. Durup düşündüm balkonumda. Ayet devam ediyor: “Yeryüzünü döşedik, onda sabit dağlar yarattık, onda her güzel çiftten bitkiler yeşerttik. Hakka yönelen her kul için bunlar ayetlerdir.” Hakka yönelmesi için kulun bakıp görmesi ve de elbette durup düşünmesi gerekir.

    Okudum ya kitabı öğrendim ki onun her anı dua, zikir ve tefekkür. Her zaman halkın içinde. Çocukla çocuk, gençle genç. Her hareketinde mutedil. Merhametli şefkatli. onda olan her şey kararınca. Yerinde bir celal, yerinde bir cemal ve sonuç kemal.

    Kitabın üslubu ve verdiği örnekler belki hamasi değil. Kalben sevmek ayrı, aklen kavrayıp kalben sevmek ayrı. Bizim sevmelerimiz yüzeysel. Anlık. Yaz yağmuru gibi. O anda. Sonrası yok. Huzur’dan çıkıyoruz. Yine dünya âlem meşgalemiz. Bir mübarek gece gelecek de, ya da bir yakınımızı kaybedeceğiz; birkaç saat, birkaç gün uhrevileşeceğiz. Sonra yine vur patlasın, çal oynasın. Ne yazık ki insan nankör. Unutuyor. İşte unutmamak için bol bol onu, yani Kur’an’ı okumalıyız. Onu, yani o nasıl yaşardı’yı, rehberimizi anlatan kitapları okumalıyız.

    Yazı uzuyor. Kitap üzerine kitap yazılır neredeyse. Ama fazla söze gerek yok. Siz bu kitabı okuyun. Çok şey kazanırsınız.
  • Su anda Tv de Elazığ için toplanan yardımları izliyorum. Allahim ne güzel bir milletiz. Herkes dört bir yandan yaraları sarmak için ugrasiyor. Hamd olsun binlerce kez hamd olsun iyiki bu topraklar da doğdum. İyi ki bu ülkenin vatandasiyim... İyi ki bu ülkenin evladiyim... İşte Türkiye budur!!!! En büyük kültür bir olmaktir!!!! kardeşi için kalbinin atması onun için üzülmek onun için sevinmektir.... Allahım ne güzel bir milletiz. Burada katkıda bulunan dua eden herkese sonsuz selamlar saygılar
  • Passion Elizabeth Dare, iki yıl önce kocasını kaybeden bir duldur. Yastan çıkmasına çok az bir vakit kala Londra’ya halasının yanına gelmiştir. Bir gece kuzeni Charlotte ile buluşmak için halasıyla beraber ünlü Kristal Saraya gelir. Kuzenini ararken üç afacan çocuğun devirdiği palmiye üzerine düşmek üzereyken kendini aniden güçlü kollarla sarıp sarmalanmış bir halde bulur. Kurtarıcı o kadar yakışıklı ve güçlüymüş ki Passion’un adeta gözleri kamaşır. Kurtarıcı onu bırakıp giderken arkasından bakakalır. Tam hayal gördüğünü düşünürken kurtarıcı birden dönüp Passion’un gözlerinin içine bakar ve karalı bir şekilde ona doğru gelmeye başlar. Sarayın her bölümünde onu takip eder. Yanına yaklaşır veee ona dokunmaya başlar. Passion ona mani olamaz,, olmak istemez. Hayatında bir kere rutinin dışına çıkmak ister. Ve kurtarıcı onu gotik mobilya bölümündeki büyük bir panonun arkasına çekip öpmeye başlar...Ve orada panonun arkasında birlikte olular. 
    Langley Kontu Mark Randolf’a, cadı annesinin pis bir arkadaşı tarafından şantaj yapılmaktadır. Bu zamana kadar kardeşi bildiği Mathew meğer bir bahçıvanın oğluymuş. Annesi o vakit bu sefilliğini ballandıra ballandıra bir arkadaşına mektupla anlatmış. Ve kardeşi şimdi nişanlı, saygın, babasını seven, onun hatıralarına saygı duyan bir erkek. Abigail Lawrence eğer kızıyla evlenmezse bu mektubu gazetede yayınlayacağını söyler. Çaresiz Mark şantajcıya boyun eğer. Ama o mektubu evlenmeden önce bulmak için de bir casus tutmuş. O gece de kristal Saraya şantajcının kızını görmek için gitmiş ama o güzel kadınla karşılaşmış… 
    Passion onu tekrar görmek umuduyla ertesi gün yine Kristal saraya gider. Ve kurtarıcıyla yine karşılaşır. birbilerine sadece isimlerini söylerler ve yine büyük panonun arkasında birlikte olurlar ama bu sefer ilkinden daha tutkuludurlar. O günün ilerleyen saatlerinde Passion kuzeni Charlette’ye resim dersi verirken aklınde sürekli Mark ve onunla yaşadıkları vardır. Aşıklar sürekli birbirlerini düşünür,bir sonraki karşılaşmalarını dört gözle beklerler. Fakat Passion böyle devam edemeyeceğini düşünmektedir. İki gün, sadece iki gün sonra Mark’a veda etmesi gerektiğini bilir,ondan sonra kendisine sadece yalnız ve mutsuz hayatında hatırlayacağı güzel anıları kalacaktır. Sonraki gün görüştüklerinde Mark onu sadece müzede değil evde, dışarıda, heryerde görmek istediğini tanınmamak ve hamile kalmaması için bütün önlemleri alacağını söyler heyecanla. Passion zaten üç yıllık evliliğinde hamile kalamadığını, sorunun sadece böyle devam edemeyecek olduklarını,iki ay sonra Londra'dan ayrılması gerektiğini, ertesi gün son kez görüşeceklerini söyler ve çeker gider. Mark şaşırır kalır ve hemen kardeşine koşup onu evine kadar takip etmesini söyler. Kendisi mecburen evleneceği kızla tanışmaya gidecektir. Kızla tanışır ama ondan hiç hoşlanmaz. O’na göre annesinin bakısında, pısırık bir kızdır ve şantajdan mutlaka haberi vardır. Kıza tahammül edemez, soğuk davranır.Gecenin ilerleyen saatinde Passion'un evinin önüne gelir ve penceresine taş atar.(penceresi olduğunu nereden mi biliyor? Çünkü kardeşi,Passion'u evine kadar takip edince o pencerede görünene kadar evin önünde beklemiş) Passion onu görünce panikler, şaşırır. Mark zorda olsa onu görüşmeye devam etmek için ikna eder. Ve artık Passion sevgilisini şehirden gideceği zamana kadar geceleri odasına almaya razı olur… 
    Passion’un kuzeni Charlotte bir gün elinde gazeteyle eve gelir, bir kontla nişanlandığını ilanın gazete de yayınlandığını söyler, nişanlısının ona soğuk davrandığını anlatır. Passion kuzenini teselli eder kontun onu bir mutlaka seveceğini söyler. Charlotte Passion’a nişan yemeğine gelmesi için yalvarır. Passion kuzeninin annesini sevmediği halde kuzeni için kabul eder davetini. Davetin yapılacağı eve gelir,,, içeriye girer ve kuzeninin yanında sevdiği adamı, Mark’ı görür.... şok olur ne yapacağını bilemez hemen oradan ayrılır. Mark da şok olmuştur, giden kadının arkasından çaresizce bakakalır. Ama yemek bitince koşar Passion’a her şeyi anlatır, görüşmeye devam etmek istediğini söyler. Ama Passion kuzeninin masum olduğunu görüşmelerinin doğru olmadığını söyler. Mark çılgına döner. Nasıl dönmesin Passion onu yalnız bırakmış, annesi kendinden başkasını umursamaz, adi bir kadının şantajına uğruyor, kardeşinin hiçbir şeyden haberi yok ve tuttuğu casus mektubu hala bulamadı… 
    Passion ertesi gün artık evine dönmeye kararlı kuzeninin evine gider, nişan yemeğinde olanlar için özür diler ve gideceğini söyler. Kuzeni annesi ile birlikte evlilik hazırlıkları ve kutlamalar için kontun malikânesine gidecektir.Charlotte, Kontun soğuk tavırlarına karşı kendisine destek olmak için Passion’un da gelmesini ister. Kontla evlenmesi gerektiğini, eğer onu bırakırsa itibarının sarsılacağını anlatır. Passion sevdiği adamın kuzeninden ayrılmamasını önlemek için bu teklifi kabul etmek zorunda kalır. Kardeşlerini de (Patience ve Primrose) gittiği yere çağırır. İki sevgili birbirlerini artık sadece uzaktan uzağa görürler ve hiç konuşmazlar.Günden güne erirler... Mark kapana kısılmıştır ne yapacağını bilemez. Passion’un kardeşleri ile olan bağını gördüğünde O na sevgisini itiraf etmesi gerektiğini anlar. Belki o zaman her şey daha kolay olacaktır… kararlı bir şekilde Passion’un odasına gider ‘’Seni seviyorum… lütfen…Passion sev beni’’ diye yalvarır. Passion duyduklarına inanamaz O da Mark’a aşkını itiraf eder. Birbirlerine sarılıp dakikalarca ağlarlar, sözler verirler… ve Mark Passion’un odasından ayrılınca Charlotte O na bir mektup verir. Mektubu okumadığını ama annesinin bu mektupla şantaj yaptığını anladığını söyler. Mark geç gelen bu mucizeye şaşırır...kıza teşekkür edip mektubu alır ve ateşe atar… 
    Diğer taraftan Passion Mark odasından ayrılır ayrılmaz bütün bu yaşadıklarını kaldıramaz ve tüm yediğini çıkarır. Bu rahatsızlık günlerce sürer odasından çıkamaz olur. Ve kardeşlerinin de uyarmasıyla Passion hamile kaldığını, Mark’ın bebeğini taşıdığını anlar. Ona göre bu bir mucizedir. Mark Ona önce sevgisini, şimdi de bebeğini vermiştir. Ama bebeği babasız büyütmek zorunda kalacaktır. Bir bahane bularak ertesi gün malikâneden ayrılmaya karar verir. O akşamki kutlamada bir yolunu bulup bahçede buluşurlar, son kez dans ederler. Passion Mark’a ayrılacağını bildirir, Mark itiraz edemez çünkü her şey onun içinde çok zordur. Ayrılırken birbirlerine en derin hasretle, bir daha görüşmeyeceklerini bilerek sarılır, ağlarlar… ve ertesi gün Passion karnında Mark’ın bebeği, yüreğinde onun aşkı gider uzaklara… 
    Düğün sabahı her şey hazırdır artık. Mark hayatını bitiren imzayı atmaya çok yaklaşmıştır. Ama oda ne? Tuttuğu casus elinde bir gazete koşarak gelir okumasını ister, her şeyin ortaya çıktığını söyler. Meğer annesi Abigail’e iki mektup yazmıştır. Abigail’in hizmetçileri de kadını sevmedikleri için evde kalan diğer mektubu çalıp gazetede yayınlatırlar. Mathew her şeyi öğrenir,kahrolur, Mark’a hala zamanı varken sevdiği kadına koşmasını söyler. Mark önce Charlotte ile konuşur itibarını korumak için isterse hala onunla evlenebileceğini söyler ve içinden kabul etmemesi için dua etmeye başlar. Veeeee Charlotte böyle bir evliliği kabul edemeyeceğini söyler. Bunun üzerine Mark Charlotte’ye kuzenini sevdiğini şimdi ona gideceğini anlatır. Ve Passion’a gider, her şeyin bittiğini, kabusun sona erdiğini, artık kavuşmaları için hiçbir engel kalmadığını anlatır ve önünde diz çöküp evlilik teklifi eder. Passion gözyaşlarıyla onlarca evet diyerek kabul eder, hamile olduğunu söyler,,, birbirlerine sıkı sıkı sarılırlar veeee sonnn.
  • 208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Muhteşem ötesi bir kitap okudum.Düşündüğünüz her şeyin,

    yaşayacağınız her şeyin belirleyicisi olduğunu bilseydiniz ne yapardınız?

    Bu kitap sizin için cennet gibi bir hayatın kapılarını aralıyor. Bu dünyada sevgisizliğe,ilgisizliğe,nefrete,kine,düşmanlığa,kısaca olumsuz düşüncelere yer yok. Seviyorsunuz,affediyorsunuz,iyileşiyorsunuz ama her türlü.

    Tüm,tüm ve tüm hastalıklarımızın sebebi psikolojik olumsuzluklarımızdan kaynaklı.

    Bilmek istediğim her şeyi iç rehberim bana söyler,İhtiyacım olan her şeyi evren bana sunar,Hayatımda her şey olduğu gibi iyi ve güzel.

    Bu cümlelerle yaşamaya,inanmaya var mısınız? Ne kaybedersiniz? En kötü ihtimalle psikolojik iyileşme garanti. Bana çok iyi geldi,hayatımızda şükretmek ve dua,işte bu kitapta anlatılanların özü aslında ama, inanarak...

    Sevgiyle,mutlulukla,huzurla kalın, her türlü olumsuzluğa rağmen️️️

    Şiddetle Tavsiye Ediyorum.
  • KÖY OKULUNA YARDIM KAMPANYASI

    Herkese merhaba :) Ben küçük bir köy okulunda matematik öğretmeniyim. Birçok okulda olduğu gibi bizim okulda da umut ve heyecan dolu bir dönemi başarı ve mutlulukla yaşamanın sevinci, gerek öğretmen olarak bizlerin gerek mutluluğu en çok hak eden olan öğrencilerimizin yüreklerimizi sardığı o gün yaşadığım bir hâlet-i ruhiyemi sizlerle de paylaşmak istedim:
    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Buhârî)
    Karne günü, sınıf düzeni ve disiplini açısından ve kuzularımın gelişiminin de gereğiyle sınıfın süslenmesi ve düzeni için sınıfın hazırlanmasını onlara bıraktım. Önceki günlerde konuştuğum bir öğrencimin, gerek maddi gerek manevi eksikliğinden oluşan, sıkıntıları yüreğimde iken başka bir öğrencim ile konuşmak için uğraştım. Kuzum, o gün, yani bir öğrencinin en mutlu olması gerektiği gün, hüznü yüreğinden dökülürcesine mutsuzdu. Nedenini merak etmiştim:
    -Anlat bakalım, kızım.
    -Öğretmenim, ben okumak istiyorum.
    Kelimeler boğazıma düğümlendi o an... Ne diyeceğimi, nasıl bir cevap vereceğimi düşünürken ruhumda oluşan bir hâlet beni bu yazıyı yazmaya sevk etti: Okulumuzda gerek kıyafet gerek ayakkabı gerek kırtasiye malzemesi gerekse test kitabı eksiği olan birçok öğrencimiz var. Biz öğretmenler olarak ilk dönem bu masumlar için bir yardım kampanyası başlattık ve Allah'ın nasip etmesiyle kış mevsiminin zor günlerindeki eksiklikleri bir nebze, vesile cihetiyle, tamamladık. Bu dönemki eksikliklerimiz ayakkabı, kıyafet, kırtasiye malzemesi ve test kitabı.
    "Ben ne yapabilirim?" düşüncesi yüreğini kaplayan arkadaşım! Eski ayakkabı ve kıyafetlerini gönderebilirsin..çevrene bu durumu anlatıp hayırsever insanları bu güzelliğe sevk edebilirsin..dua edebilirsin..en azından bu gönderiyi paylaşabilirsin.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    21 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    İHTİYAÇ LİSTESİ
    AMBARTEPE İLKOKULU VE ORTAOKULU

    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Hadis-i şerif/Buhârî)

    MONT İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    10 kişi(yaş aralığı 3-5)
    3 erkek 7 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 6 kız

    3. SINIF
    17 kişi(yaş aralığı 7-9)
    8 erkek 9 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    8 kişi(yaş 10-11)
    3kız 5 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    8 kişi(yaş 13-14)
    4 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    6 kişi(yaş 14-15)
    3 erkek 3 kız

    EŞOFMAN İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    5 kişi(yaş aralığı 3-5)
    2 erkek 3 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 4 kız

    3. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 7-9)
    7 erkek 5 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    5 kişi(yaş 10-11)
    3 kız 2 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    6 kişi(yaş 13-14)
    2 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    4 kişi(yaş 14-15)
    2 erkek 2 kız


    AYAKKABI İHTİYACI LİSTESİ

    Anasınıfı(9)
    Erkek=>32=>4
    Kız=>25=>1
    Kız=>31=>1
    Kız=>30=>1
    Erkek=>27=>2

    1. Sınıf(5)
    Kız=>30=>1
    Erkek=>29=>1
    Kız=>33=>1
    Erkek=>32=>3

    2. Sınıf(9)
    Erkek=>32=>1
    Kız=>31=>1
    Erkek=>35=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>31=>1
    Erkek=>33=>1
    Kız=>33=>1
    Kız=>32=>1

    3. Sınıf(11)
    Erkek=>35=>4
    Erkek=>33=>1
    Kız=>34=>1
    Kız=>35=>1
    Kız=>34=>2
    Erkek=>34=>2

    4. Sınıf(9)
    Erkek=>37=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>32=>1
    Erkek=>35=>3
    Kız=>33=>2


    5. Sınıf(12)
    Kız=>35=>2
    Erkek=>37=>1
    Kız=>38=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>36=>3
    Erkek=>36=>3

    6. Sınıf(14)
    Erkek=>33=>1
    Kız=>37=>7
    Erkek=>38=>3
    Erkek=>36=>1
    Erkek=>37=>1


    7. Sınıf(8)
    Erkek=>37=>2
    Kız=>39=>2
    Kız=>38=>1
    Kız=>37=>1
    Erkek=>42=>1
    Erkek=>39=>1


    8. Sınıf(6)
    Erkek=>41=>1
    Erkek=>40=>1
    Kız=>40=>1
    Kız=>39=>1
    Kız=>37=>1
    Kız=>38=>1


    KAYNAK KİTAP İHTİYACI LİSTESİ

    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet
    Not: Bütün sınıf düzeylerinde hem soru bankası hem konu anlatımlı ihtiyacımız olduğu gibi eski, yeni, yırtılmış ve çizilmiş, hiç fark etmez, her kaynak kitap kabulümüz..yeter ki kuzularım üzülmesin.
    (Özelikle 8. sınıflar için elinizde LGS, SBS, TEOG ve OKS ile ilgili eski, yeni, yırtılmış, çizilmiş fark etmez, kuzularımın sınava hazırlanması için, okula göndermenizi naçizane rica ediyorum.)

    KIRTASİYE İHTİYACI LİSTESİ

    Çanta İhtiyacı
    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet

    Not: Kırtasiye ihtiyacımız, toplamda 102 adet olan çanta ihtiyacımızla orantılı olduğu için yazmadık. Fıkır vermesi amacıyla en çok ihtiyaç duyulan gereçleri yazıyoruz: Ana sınıfı ve birinci sınıf okuma kitapları, uçlu kalem, kalem ucu, tekli defter, boya takımı, kalem, kalemtraş, silgi, su matarası, kırmızı kalem, yapıştırıcı, bant, cetvel, beslenme çantası, resim ve türkçe defteri, matematik defteri, boyama kitapları, diş macunu ve diş fırçası.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Hadis-i şerif/Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    23 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA