"Bir şeyden ya da kişiden (eş, sevgili, iş, para ya da öldü) ayrıldığın zaman, neden benim hayatımdan gitti demek yerine, zaten en başında da benim hayatımda değildi, geldiği yere geri döndü diye bakabilmek insana iyi hissettiriyor.
Kardeşlerine bakıyordun:
Bedenleri birbirine benziyordu, ama sen ikisine de benzemiyordun. Birlikte öyle mutluydular ki senin neden kendilerinden uzak durduğunu düşünmüyorlardı bile. Sizi ayıran farklılıkları görmek kendi ailene yabancı olduğun duygusunu veriyordu sana.
Madem ki bu dünya bile yok olacak bir gün Sevginin bitmesine insan neden üzülsün?
Sevgi mi kaderi kovalar,kader mi sevgiyi?
Daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi.
Ailelerimizin ve
toplumumuzun kuralları biz kadınların kendimizi, diğerlerinin istek ve
beklentilerinden farklı şekilde tanımlamamızı güçleştiriyor ve önceliği
kendi yaşamlarımızın niteliğine ya da yönüne verdiğimizde, diğerlerinden
gelen olumsuz tepkiler kendimizi huzursuz ve suçlu hissetmemize neden
oluyor.
Eğer öfkemizi, giriştiğimiz tüm önemli ilişkilerde kendimizi açıkça
tanımlamak için kullanmaz –ve duygularımızla oldukları gibi başa
çıkmazsak– bu sorumluluğu bizim yerimize üstlenecek başka birisi
olmayacaktır.
Neden hiç aklına gelmez bu gibilerin bir gün öldürülecekleri? Neden hep yaşayacaklarına,hep egemen olacaklarına kesinkes inanırlar? Başkalarını da inandırırlar üstelik.