Günümüzde sıkça duyduğumuz, hatta çoğu zaman gelişigüzel kullandığımız bir kavram belkide "narsistlik" ama bu kitapla bir kez daha fark ediyoruz ki narsistlik yalnızca kendini beğenmişlik ya da bencillik değil. Bazen bir insanın ruhuna usul usul işleyen, onu kendi benliğinden uzaklaştıran, hislerini ve hatta gerçeklik algısını bile kaybetmesine neden olan görünmez bir savaş gibi..
Melal ve Sadberk'in hikâyeleri ile ele almis Funda hanim bu konuyu. Bu iki hikayede karakterlerin yaşadıkları kırgınlıklardan çok bu kırgınlıkların onların iç dünyalarında açtığı yaralar oldu. Bir süre sonra insanın karşısındaki kişiyi sorgulamayı bırakıp kendisini sorgulamaya başlaması, kendi hislerinden şüphe duyması ve attığı her adım için suçluluk hissetmesi öylesine gerçekçiydi k, birçok okurun satırlar arasında kendinden parçalar bulacağından eminim.
Bir insan ne zaman kendinden vazgeçmeye başlar?
Bir ilişkinin içinde kendi sesini kaybettiğini ne zaman fark eder insan?
Ve daha da önemlisi, kaybettiği o sesi yeniden bulmak mümkün müdür? Sizce...
okuru rahatsız eden ama üzerine düşünmeye mecbur bırakan bu soruları karakterlerin yaşamları üzerinden başarılı bir şekilde bizlere aktarmış Funda hanim.
Karakterlerin yaşadığı kırılmaları, hayal kırıklıklarını ve iç çatışmaları okurken aslında yalnızca onların hikâyesine tanıklık etmiyoruz. Bir insanın adım adım nasıl yıpratılabileceğini, sürekli eleştirilmenin, değersiz hissettirilmenin ve duygusal manipülasyonun insan üzerinde nasıl bir etki bıraktığını da görüyoruz.
İnsan bir sabah uyandığında kendini kaybetmiş olmuyor. Bazen küçük cümleler, bazen görmezden gelinen davranışlar, bazen de yıllarca taşınan yükler birikerek insanın omuzlarına çöküyor..
Melal ve Sadberk iliskillerinde kendini surekli sorgulamalari, kendi hislerinden suphe