Fıtrat
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) 2002 yılında başlayan iktidarı, neoliberal ekonomik yağmanın tamamlandığı evre oldu. Tarımdaki kotaların ve devlet güvencesinin kaldırılmasıyla milyonlarca köylü, birer işçi adayı olarak şehirlere ve metropollere akarken; güvencesiz işçilik ve taşeronlaşma yasal nitelik kazandı. Bilhassa inşaat, enerji, tersane ve madencilik sektörlerinde azami kâr hırsının bedelini, taşeron ve güvencesiz işçiler ödedi. Yere çakılan İnşaat asansöründe, bayram günü çıkarıldıkları yüksek gerilim hattında, elle pislik toplamaya mecbur bırakıldıkları atık su istasyonunda, tersanede Test için bindirildikleri filikada ve yerin yüzlerce metre altındaki bir madende, "fıtrat" adı verilen iş cinayetlerinde, canlarından kolaylıkla vazgeçilen onlardı. İlkel kapitalizmin ruhunu çağıran bu sömürüden geriye, Bursalı Necla'nın kömüre dönmüş cesetinde parıldayan bir altın kolye kaldı.
Sayfa 19 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanlık aydınlanma ile birey oldu. Ulus-devlet ile yurttaş,
Sonra vergisini ödeyen vatandaş, neoliberal ekonomiyle küresel tüketici olmayı öğrendi; bağlantısal bütünsellik bilimi ve ortaya çıkmak­ ta olan kültürüyle de yaşamdaş olmayı öğrenecek. Yaşamdaşlık zihnin "yaprak" olmaktan çıkıp, "ormanın" bağlantısallığı içine yerleşmesi demek. Bu uygarlığımızın yetmezlik noktasının özet­ lendiği "yaşam insan için var, yaşam benim için var" kendiliğinden kabullenişinin, "insan yaşamın bir parçası olarak ve onun için var, ben de bu yaşam ağı için varım" anlayışına geçişi demek. Or­man-yaprak metaforu ile anlatırsak; "yaprağın': ormanın kendisi için var olduğu zannından kurtularak, kendisinin "orman'' için olduğu gerçekliğini anlaması demek.
Sayfa 84 - Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
Bilim/Felsefe
Reklam
Özal'ın kardeşi Korkut Özal aracılığıyla Nakşibendi tarikatı çevreleriyle temas halinde olan sermaye gruplarına, üretim ilişkileri içerisinde yeni kapılar açılmıştır. Böylece MÜSİAD, yalnızca bir sermaye örgütü olarak değil, aynı zamanda neoliberal devlet formunun yeni bir ideolojik ve sınıfsal bileşeni olarak ortaya çıkmıştır.
..klasik refah devleti, yurttaşlara yalnızca teknik ilerlemenin nimetleri noktasında değil, aynı zamanda eşitlik, özgürlük ve dayanışma yönünde de kurumsal güvenceler sundu. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlar teknolojik gelişmenin toplumsallaştırıldığı zeminlerdi. Habermas'ın dediği gibi, devletin rolü "kamusal aklın taşıyıcısı" olmaktı. 1980 sonrası neoliberal dalga bu zemini sarstı. Devletten beklenen aydınlanmacı perspektif -yani ilerlemenin yurttaşlıkla birlikte düşünülmesi- geri çekildi. Onun yerine devlet, piyasanın hakemliğine indirenmiş bir işlev kazandı. Düzenleyici, özelleştirici ve sermaye hareketlerini kolaylaştırmaktan ibaret bir roldü bu. Meslektaşım Wendy Brown bunu çok iyi çerçeveler. Ona göre neoliberal devlet, yurttaşlığı "ekonomik özne"liğe indirger, yani bireyler artık hak sahibi yurttaş değil, risk yöneten girişimcilerdir.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Bir takım gerilim ve çatışmalar
TÜSİAD ile Özal iktidarı arasındaki ilişkiler, her ne kadar genel anlamda sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda bir yönelime sahip olsa da dönemsel olarak belirgin gerilim ve çatışmalara da sahne olmuştur. Bu inişli çıkışlı ilişki, sermaye fraksiyonları arasındaki farklılaşmaların ve neoliberal yeniden yapılanma sürecinin beraberinde getirdiği belirsizliklerin bir yansımasıdır. Bu dönemde yaşanan dikkat çekici olaylardan biri, TÜSİAD üyesi olan ve alkollü içecek sektöründe faaliyet gösteren iki önemli firma -Anadolu Endüstri Holding ve Yaşar Holding yöneticilerinin 1983 seçimlerinde Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni desteklemeleridir." Bu tercih, ANAP'in seçim zaferinden sonra Özal hükümeti tarafından dolaylı biçimde cezalandırılmış; devlet televizyonunda bira reklamları yasaklanarak bu şirketlerin pazarlama faaliyetleri sınırlandırılmıştır.
Neoliberal düşüncenin kurucuları, politik idealler olan insan haysiyeti ve bireysel hürriyeti temel aldılar, "medeniyetin merkezi değerleri" olarak kabul ettiler. Sonra da dediler ki, bu değerler sadece faşizm, diktatörlük, komünizm tehdidi altında değil, seçme özgürlüğüne sahip bireylerin yargıları yerine kolektif yargıları koyan her türden devlet müdahalesinin tehdidi altındadır.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam