şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim*
aynada kendi yüzümle karşı karşıya gelmekten bariz bir şekilde kaçınıyorum. ondan nefret ediyorum. on saniyelik kısa bir mesajı bile midemi böylesine altüst etmeye yetiyor. aslında yapmam gereken tek şey, ''zamanım yok'' gibi bir cümle geveleyerek ona mesaj atmak. bu karara bağlı kalmak için büyük çaba harcıyorum, zaman akıyor. sonra derin bir nefes alıyorum ve hızla yazmaya başlıyorum. başımdan aşağıya soğuk terler boşanırken 'gönder' tuşuna basıyorum. parmaklarımın istemim dışında bir şeyler yazdığını anladığımda, midem yanmaya başlamıştı bile. ''selam. mesajını dinledim. yarın bana uyar. beni nerede bulacağını biliyorsun.'' işte bunları yazdım. gözlerimi kapıyorum ve başımı sallıyorum. çaresiz durumdayım. bu durumu kontrol edemiyorum. ne kötü! aynı zamanda hem suçlu ve hem de rahatlamış hissediyorum.
"Deniz uzar şimdi mavi haritalarda, uzamalıdır Oysa ne gereği var ölümden konuşmamanın? Böylece biraz daha yoğun yaşar olmanın, biraz kafiyeli ne var? Sadece korkuyorum biraz, yani korkağım... Ben hep biraz aptalımdır deniz üstünde, deniz akıllıdır da ondan. Hiçbir şeye bağlı olmayan kendi sorumsuzluğunda. Bir gemi gider, gider ve deniz yaşar. Böylece ölüm hep en uzakta... Biliyorum biliyorum ölüm için şimdilik yorgunum. Yani herkes kadar son çarşıya bakmadan. Bir deniz ufalır ölüm karşısında Ben ölümü bir kente övüyorum Bir küçük çocuğa, sokakta ezilen parçalanmış başı ve alfabesi zabıtlara geçmiş. Her gün değişen şarkılarla avunan, her gün ısmarlanan gazoz.... Sonsuz düzen kimi haklı çıkarır? Tren durmadan uzuyor, geç kalıyoruz. Ne yazık bir haziran da biter sonunda Nerede şimdi o çılgın gün doğumu, o herkesin karmakarışık olduğu, kirazlara ve sulara günlerce bakılan dönem?"
263, 264, 265·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İppolit Kirilloviç konuşmasına sinirli bir ürperti içinde, alnıyla şakaklarından ter boşanarak, nöbet geçirir gibi bir halde başladı. Bunları sonradan kendisi söylüyordu. Bu konuşmayı tam bir chef d'oeuvre,⁴² hayatının chef d'oeuvre'ü, kuğunun son şarkısı sayıyordu. Gerçekten, dokuz ay sonra veremden giden İppolit Kirilloviç ölümünü önceden kestirebilseydi, son şarkısını söyleyen kuğuyla yaptığı benzetmede ne kadar haklı olduğunu anlardı. Konuşmasına bütün kalbini, olanca zekâsını döktü. Medeni duygulara ve "belalı" konulara da kişiliğine göre yabancı olmadığını göstermişti fukara... Konuşması bütün gücünü içten oluşundan alıyordu. İppolit Kirilloviç sanığın suçluluğuna yürekten inanmıştı. Görevi gereği değil, işlenen suç için "öç alma" isteğiyle, "topluluğu korumak" amacıyla suçlamıştı onu. Hatta İppolit Kirilloviç'e düşmanca duygular besleyen bayanlar çevresinde bile konuşmasının uyandırdığı olağanüstü etki inkâr edilemedi. Okumaya çatallı, zaman zaman kopuveren bir sesle başladı, ama az sonra sesi kuvvetlendi, bütün salonu doldurdu. Bitirdiği zaman neredeyse bayılacak haldeydi. — Sayın jüri üyeleri, diye başladı Savcı. Rusya çapında ilgi uyandıran bu davanın bu kadar üstünde durulacak, dehşete düşülecek nesi vardı, düşünmek gerekir; özellikle, böyle olaylara artık iyice alışmış olan bizim toplumumuz için! Esasen işin en korkunç tarafı bu derece meşum olayların bile bizim için dehşetini kaybetmiş olması. Falanca filancanın işlediği suçun değil, fakat bütün bunları kanıksamış olmamızın korkusunu duymak zorundayız. Böyle davranışlara, hiç de parlak olmayan bir yarına götüren bugünün bu çeşit olaylarına karşı kayıtsızlığımızın, onları hafiften almamızın sebeplerini nerede aramalı? Sinizmimizde mi, henüz pek genç toplumumuzda mı? Temellerine kadar sarsılmış ahlâk
Sayfa 923·Kitabı okudu
Bir an neredeyse gözlerimden yaşlar getirecek bir keder sanyordu ki içimi, gururla silkindim: Ruhumu açacağım kişileri kitaptaki dünyada yaşayan gölgeler arasından seçecektim. Böylece kendi gideceğime bütünüyle sahip olduğuma inanacağım geldi, ama biliyordum, şimdi kitaptı bana sahip olan. Kitap içime yalnızca bir sır ve günah gibi sinmekle kalmamış, beni bir rüyadaki gibi bir çeşit dilsizliğe sürüklemişti. Neredeydi konuşabileceğim bana benzer kişiler, yüreğime seslenen rüyayı bulabileceğim ülke neredeydi, kitabı okumuş öteki kişiler nerede?
Sayfa 12 - Yapı Kredi Yayınları: 15. Baskı / Temmuz 2023 İstanbul·Kitabı okuyor
Edebiyat
Hanı sevdiğin,anlaştığın bir okul arkadaşın vardır,yıllar sonra bir yerde karşılaşırsın,dönüp birbirine,nerede kalmıştık,dersin ve kaldığın yerden devam edersin ya...
Sayfa 460·Kitabı okuyor
Alıntı
Ve sonra bir gece o trajedi yaşandı. İlkbahar mevsimiydi,o geceki masal anlatılmış, Jane yatağında uykuya dalmıştı .Wendy, elindeki dikişi görebilmek için şöminenin çok yakınında yerde oturuyordu, çünkü odada başka ışık yoktu; tam dikişe oturduğunda bir horoz ötüşü duydu. Sonra, eskiden olduğu gibi pencere bir esintiyle açılıverdi ve Peter pat diye yere indi. Tıpatıp aynıydı. Wendy'nin ilk fark etiği, hala ağzında süt dişlerinin durduğuydu. O küçük bir oğlan çocuğu, Wendy ise bir yetişkindi. Hareket etmeye cesaret edemeyerek şöminenin yanında büzüşen, çaresizlik, suçluluk içinde yetişkin bir kadın. "Selam Wendy," dedi Peter, hiçbir değişiklik görememişti, çünkü aklı fikri kendisindeydi; o loş ışıkta Wendy'nin üzerindeki beyaz giysi, pekala da kızı ilk gördüğünde üzerinde olan beyaz gecelik olabilirdi. "Selam Peter," diye yanıtladı Wendy zayıf bir sesle; büzüşmüş, olabildiğince küçülmüştü. İçinden bir ses şöyle haykırıyordu: "Kadın, kadın, içimden çık git." "Hey, John nerede?" diye sordu oğlan, bir anda üçüncü yatağın olmadığını fark ederek. "John artık burada değil," diye iç geçirdi Wendy. "Michael uyuyor mu," diye öylesine sordu Jane'e bir bakış atarak. "Evet," diye yanıtladı Wendy ve o an hem Jane'e hem de Peter'e karşı dürüst olmadığını fark etti. "O Michael değil," dedi hızla daha fazla yanlış anlaşılmamak için. Peter ona baktı, "Hey, bu yeni biri mi?" "Evet." "Kız mı, oğlan mı?" "Kız." Evet şimdi anlayacaktı durumu; ama hayır, hiçbir şey anlamamıştı.
Alıntı