Pelin Sueda, Aylardan Aşk'ı inceledi.
25 May 13:11 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Meral Kır,uzun zamandır tanışmak istediğim Türk yazarlardan birisiydi ve kitapları gerçekten çok övülüyordu,bu da merak katsayımı artırdı.Yazarın Sancaktarlar serisinin ilk kitabı olan Aylardan Aşk ile Meral Kır yolculuğuma başlamış oldum.

Öncelikle kitap çok keyifli bir üslupla kaleme alınmış.Sade ve açık bir anlatım hakimdi kitaba.Aşk temasına eklenen polisiye konusu da kitaba renk katmış.Kitabın Müptela Yayınları'ndan olan basımını okudum,kapak renkleri,ayraç çok hoş.Okuyucunun hem gözüne hem de kalbine hitap eden bir kitap diyebiliriz.

Tanem Sancaktar ve Yağız'ın hikayesini okumak bana merak,neşe,hüzün gibi pek çok farklı duyguyu yaşattı.Bu kitapla yeni karakterlere,yeni ufuklara açılmak bana büyük keyif yaşattı.Sancaktarlar Serisi'nin ikinci kitabı olan Aşkı Seçtim okunacaklar listeme alındı bile.Romantik kitapları sevenlere bu kitabı rahatlıkla tavsiye edebilirim.

Herkese bol kitap dolu,neşeli günler.Huzur yaşamınızdan eksik olmasın. :)

Bir gün değil Her günümüz Annelerimizin eseri
İrkildiğımde hem rüyamda
hem baş ucumdaydın
Gözlerimi sen diye açtım
Gamdan kederden zifiri karanlıklara gömüldüm
Bir ışık zerresi oldun
Hüzün dolusu odama
Neşe ile doldurdun
Yüreğim sızladı,  soldu umutlarım
Ama hep uçarcasına yüreklendirdin beni
Hayat çayıma
Dem oldun
Sensizlik hiçlik
Uzaklarda
Özlemlerim en çok sanadır
Babam görse yazdıklarımı
Kıskanır bir tutam
Ama sen benim bütünüm gibisin
Benim gözlerimle bakıp
Benimle nefes alan
Benimle hareket eden
Gölgem bile terk eder
Ama sen bir yerlere gitmezsin
Yavrusunu kaybetmiş
Annemi
 Ağlarken görmek
Ne koymuştu bana
Yanında ağlayamamak
Ne zor gelmişti
Bütün hayatım boğazımda düğümleniyordu
İçime akıttığım gözyaşından içim
Dahada körükleniyordu
Gizli gizli sabaha kadar ne çok
Gözlerim şiş ve
Nefeslerim soluksuz idi
Ben yine ağlarım
Sensizlik olmasın yeter ki
İyi ki varsın
Her şeyim

ABDESTSİZ DOLAŞMAMAK

İsviçreli bilim adamı Robert Kenzi Müslümanlığını ilan etti
İslamı seçmesindeki sebep:
Termal bir kamera ile abdest alan Müslümanları çevreleyen Nurani hare'yi gördükten sonra, Muslümanların yeryüzünde yaşayıp hareket eden en temiz en hijyenik(taharetli)
Kişiler olduğunu tespit etti*
63 yaşındaki bilim adamı termal(ısı ve ışın belirleyen)
Kamerasıyla
Abdestli Müslümanların vücudundan yayılan,onu çevreleyen ısıyı ve ışını tespit için çekim yapıyordu.
Bu hareler yedi kattan oluşmaktaydı
İlk önce kırmızı hare
Kırmızı hare sürekli insanı çevrelerse insanda güven hissini ve huzuru temin ediyordu
Buna delil olarak
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin:
"Kul abdest aldığında günahları iki gözünün arasından çıkar,ikikulağının arasından çıkar,iki elinin arasından çıkar,iki ayağının arasından çıkar abdestten sonra oturduğunda
Bağışlanmış olarak oturur
Bağışlanmış demek yani güvendedir anlamına gelir
Robert kenzi bu araştırmasını avrupada 50 bin kişi üzerinde uygulamıştır
50 bin kişide bu ışın ve sıcaklığı ölçmüş(ayrıca bu ışınlar hastalığı teşhiste kullanılan bir metodtur)
Bu hareyi göremediği bölgelerde hastalık olduğunu belirlemekteydi
50 bin kişide bazı bölgelerde görülmeyen harelerin belkide normal olduğuna kanaat getirmişken kendisine nijeryadan önemli bir işadamı hastalığı yüzünden müracaat edince kanısı değişti
Bu kişinin vücudunda ışın hareleri eşit orandaydı
Kendisiyle sohbet etmek icin tercüman ararken cok iyi ingilizce konuştuğunu farketti
Adam kendisinde abdest aldıktan sonra harelerin tam görülüp gorülmediğini sorduğunda evet cevabını aldı
Ve şöyle dedi :Ben abdest almadan hareket etmem çünkü abdest Müminin kalkanı gibidir"dedi
Bunun üzerine bilim adamı bu termal kamerada kendisini tespit etmek istedi
Abdestin düzenini bilmeksizin oylesine gördüklerini uyguladı ışın hareleri tam eşit değildi
Müslüman birisinden kendisine İslami usüle göre abdest almayı öğretmesini istedi
Ve harelerin tamamını düzenli olarak tespit etti
Bunu bir çok kiside 37 kez tekrarladı
Hareleri eksiksiz hepsinde tespit etti
Üstelik bu kişiler Müslüman değillerdi
Robert kenzi bu araştırmasindan sonra Müslüman oldu 67 yaşında Kur'anı Kerim'i ezberledi
Ve bu cihazına "İmanı ölçen cihaz"adını verdi
Hastalarına bundan sonra sakinlestirici olarak İslami usülde abdesti reçete verdi
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
Benim Ümmetim kiyamet gününde el ve ayaklarının(abdest uzuvları)
Nurundan tanınır kim bunun kendisinde bulunmasını isterse ona devam etsin"

Abdestin etkisi vücudu nurani hareler şeklinde çevreler
Sizleri Müslüman olarak yarattığı için Rabbinize ne kadar şükretseniz az'dır
Bir başka mucizede 14 asır sonra keşfedilmiş SubhanAllah
Resulullaha Salavat(Allahumme Salli ve Sellim ve Barik âla nebiyyina Muhammed)
Muhteşem bir bilgi:
İnsan vücudu bir depo gibidir neşe acı ve hüzün hepsi birarada bulunmaktadır
Göz bir kusursuz bir kamera gibidir her gördüğünü kaydeder faydalı veya zararlı herşeyi kaydeder .
yaşadığı olumsuzluklar uykusunda kabus gibi şeyler gosterir insana
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere uykudan önce bolca İstiğfarda bulunmamızı emretmiştir
Bunun ilmi araştırması sonucunda :
İstiğfar sırasında dil üst dişlerin ardına değdiğinde
Hipofiz bezine değer
Hipofiz bezi başın üst bölümünde yer alır
Görevi hücreleri kötü düşüncelerden,vesveseden,kahredici duygulardan,evhamdan(endişe) arındırır
Olumlu duygulara sevkeder,vücudu oksidanlardan temizler tüm bedene oksijene doyurur
SubhanAllah
İblis Allah (Azze ve Celle'ye)
"Senin izzeti ve Celaline yemin ederimki kullarını saptıracağım"
Allahu Teâla'da:
İzzetim ve Celâlime yemin olsunki
Onlar istiğfar ettikçe bende onları bağışlayacağım"buyurur
Çokça İstiğfarda bulununuz
(Allahım bu tebliğimi bana, anne ve babama,bunu okuyan ve paylaşan,insanlara fayda sağlayacak ilme yönlendiren
kardeşlerime sadaka_i cariye (ardı kesilmeyen ,devam ettikçe fayda sağlayacak amel)eyle

'gece gece öten kuş mu olurmuş..'
k.

"kalbim sancır ve uykulu bir uyuşukluk ağrıtır
algımı, sanki baldıran zehri içmişim gibi,
veya su şebekesine dökülmüşcesine ağır bir afyon
bir dakika geçti, ve lethe-diyarları suya battı:
bu senin mutlu yazgını kıskandığımdan değil
ancak senin mutluluğunla epeyce mutlu olmamdan,-
ki sen, ağaçların hafif kanatlı orman dryad’i
melodik bir düzlükte
kayın ağacı yeşiliyle bezeli, ve sayısız gölgelerle,
dolu gerdanının rahatıyla söylersin yazın şarkısını.

ah, bir yudumcuk olsa o bağbozumu şarabından! ki o
uzunca bir süre soğutulmuş olsa gömülüp toprağın derinlerine
tadını tabiat örtüsü ve memleket yeşilliğinden alsa,
dans, ve provence şarkısı, ve güneş yanığı bir neşe!
ah, bir kupa dolusu ılık güney,
gerçek, hippokrene çeşmesi kızıllığıyla dolu,
boncuklanan baloncukların bardağın ağzında göz kırptığı,
ve mor lekeli ağızla;
içsem de, görmez olup gitsem dünyayı,
ve seninle gözden kaybolsam ormanın loşluğunda:

gözden kaybolup uzaklarda, çözülsem, ve unutsam oldukça
senin yaprakların arasında hiç bir zaman bilemediklerini,
yorgunluğu, ateşi, ve endişeyi
burası, adamların oturup birbirlerin iniltilerini dinlediği yer;
felcin titretip birkaç, üzgün, son beyaz saçı döktürdüğü yer,
gençliğin solduğu, hayalet gibi inceldiği, ve öldüğü;
o yer ki düşününce hüzün kaplar içini
ve kurşuni gözlü hayal kırıklıkları,
o yer ki güzellik koruyamaz ışık saçan gözlerini,
veya yarının ötesinde duyacağı yeni aşk özlemini.

uzaklara! uzaklara! çünkü ben sana uçacağım,
baküs ve arkadaşlarının kağnısıyla taşınmaktansa,
poesy’nin manzarasız kanatları üzerinde ama,
hissiz beynim bulansa ve beni yavaşlatsa da:
çoktan seninleyim! gece merhametli,
ve tesadüfen ay-kraliçesi de tahtında
tüm o yıldızlı perileriyle dört bir yanında
ama işte burada hiç ışık yok,
meltemleri esen cennetten gelenler dışında
taze karanlıklar ve esintili yosun tutmuş yollar boyunca.

ayağımda hangi çiçeklerin olduğunu göremiyorum,
ne de hangi yumuşak tütsünün dallara asılı olduğunu,
ama, mumyalanmış karanlıkta, tahminimce hepsi tatlı
mevsimin ayının lütfu sayesinde
çimen, çalılık ve vahşi meyve ağacı;
beyaz alıç, ve kırsalların yaban gülüyle;
hızla solan menekşeler yapraklarla kaplanmış;
ve mayıs ortasının en büyük çocuğu,
geliyor misk-gül, çiyli şarapla dolu,
yaz arifelerinde sineklerin mırıltılı ziyareti.

karanlığı dinliyorum; ve, çok defalar
huzur verici ölüme yarı aşıktım
onu sevgi dolu isimlerle çağırdım pek çok ilhamlı kafiyelerde,
benim sessiz nefesimi kesip havaya karsın diye;
şimdi ölmek her zamankinden daha değerli görünüyor
geceyarısında acı çekmeden gidivermek,
ruhunu içinden taşırıp dışarı bırakmak
böyle bir vecd ile!
sen hala şarkı söylerdin, ve artık işe yaramazdı kulaklarım
yüksek ağıtların çimenliğe dönerdi.

sen ölmek için doğmamışsın, ölümsüz kuş!
hiç bir aç nesil seni ayaklarının altına alamaz;
bu geçen gecenin duyulan sesi benim duyduğum ses
antik zamanlarda hükümdar ve soytarısı tarafından:
belki de kendisinin-aynısı o şarkıdır yolunu bulan
merhamet’in üzgün kalbi boyunca, evini özlediği zamanlarda,
yabancı ekinlerin ortasında gözyaşlarıyla dururdu;
o sık sık yaşanan zamanlardakinin aynısı
meftun sihirli pencere kanatlarıyla, köpüklerine açılan
tehlikeli denizlerin, sahipsiz peri diyarlarındaki.

sahipsiz! tam da bu kelime bir çan gibi
beni çınlamalarıyla senden koparıp yalnız benliğime getiren!
adieu! tasavvur böyle kandıramazdı güzelce
adının çıktığı gibi, kılık değiştiren elfçesine.
adieu! adieu! ağlamaklı ilahin uzaklaşıp gidiyor
çayırların yakınından geçip, durgun akıntının üzerinden,
dağın yamacına çıkıyor; ve şimdi o çok derinlerde gömülü
bir sonraki vadi-kayranında:
bu bir düş müydü, yoksa uykudan uyandıran bir kabus mu?
o müzik kaçıp gitti:-uyanık mıyım uykuda mı?"

Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
09 Nis 15:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yaşlılık günleri, neşe ehlini mahzunluğa sürükler, insanın belini büküp hayatla vedalaştırır. Gönülde heves ve arzuların dalı kırılır, hatta gönül, bütün tereddüt ve hareketlerden uzaklaşıp sakinliğe kavuşur. Başını dik tutma hayali akıldan çıkar, pişmanlık ve hasret gözyaşının seli, beden köşkünün duvarını yıkar. Muradını alamamış olanların zindanı da budur, umutsuzların hüzün evi de budur. Belin bükülmesi, toprağa yönelmenin habercisi, güzellerden nefret ise bunu gösteren tanıktır. El titremesi, ömür şarabının sarhoşluğundan, gözden yaş gelmesi, hayat yasının çaresizliğinden. Hafızanın yerini unutma alır, kişi, öğrenmeyi hatta unutmayı da unutur. Beden sağlığından iz kalmaz, gönle ise akıldan ve anlama yeteneğinden haber kalmaz.

Mahbubu'l Kulub, Ali Şir Nevai (Sayfa 157)Mahbubu'l Kulub, Ali Şir Nevai (Sayfa 157)
~Meral~, bir alıntı ekledi.
 07 Nis 23:30 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aşk... Kainatın yaratılış vetiresini, özünü ve esasını oluşturmak bakımından başlangıcı ezel gününe dayanan ve ebede kadar süreceğinde şüphe bulunmayan macera... Gönülleri terbiye eden, ruhlara derinlik katan, dimağlara yükseklik veren bir hüzün ve neşe. Varlıkla birlikte var olan ve varlıkta en son yok olacak olan..

Kitab-ı Aşk, İskender PalaKitab-ı Aşk, İskender Pala
Yusuf, bir alıntı ekledi.
02 Nis 21:34 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Yüreğimde ister hüzün ister neşe olsun, varlığımdaki güç bunların üstünde dinginlik içinde duruyor, durumu izliyor, aydınlık ve karanlığın birbirinden ayrılmaz kardeşler olduğunu görüyordu, üzüntü ve huzur aynı büyük müziğin ölçüleri, güçleri ve parçalarıydı.

Gertrud, Hermann HesseGertrud, Hermann Hesse

Dokununca gök'yüzüne, sıyrılmak istiyorum her şeyden.. kaçmak, kurtulmak, kendimi ötekileyip, kendime hayıflanmak.. Zaman geçsin istiyorum, vakitsizleşeyim, günün ilk saatlerinde; arsız ve ansız bir ölüm ile raks edeyim.. Meselâ gece şiir olmak istiyorum, gündüz gölge. Gece hüzün olmak istiyorum, gündüz neşe.. ve mütemadiyen kaybolmak istiyorum gök'yüzünde, sessizce ve kimsesizce …

Ali Rıza MALKOÇ, Tirende Bir Keman'ı inceledi.
11 Mar 11:17 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap inceleme yazısı

Kitap adı: Tirende bir keman
Yazarı. : Mustafa Kutlu
Yayınevi : Dergâh Yayınları
Baskı. : 3.baskı /152 sayfa

Bu Mustafa Kutlu'dan okuduğum ilk kitap.
Bir hikâye. Hikâye dediysek, kurt tilki hikâyelerinden değil tabi.
Umduğumdan fazlasını buldum kitapta.
Sade bir yaşam, sevgi, aşk, vefa derken şöhret ve zenginliğin kirlettiği / mağdur ettiği bir yaşam öyküsüyle sürüyor.
Sanat, zevk, ihtiyaç ve estetik ölçülerini kaçıranların akibetinin, yürüdüğü çıkmaz sokağın resmidir bu.

Neşe, hüzün, düşünce, ibret, gözyaşı buluşmuşlar hikâyede. Hikâye de olsa içi burkuluyor insanın. Farklı bir deneyim, gözlem olsun düşüncesiyle okumalarıma bu tür eserleri de serpiştiriyorum.
Çehov ve Aytmatov'un hikâyeleri çok fazla ilgimi çekmedi. Mustafa Kutlu'nun toplumsal kurgusu ve halk diliyle anlatımlarını gönül ve düşünce dünyama daha yakın buldum.
Hele bir de Türk Sanat müziğine ilginiz varsa, kitap ilmek ilmek nağmelerle inliyor.
Hayat bu, iniş ve çıkışlarla dolu.
İyi bir sürücüsün sen kimseye çarpmazsın da gelip sana çarparlar. Kimseye taş atmazsın fakat bir gün camının kırık olduğunu görürsün.
Haset, kıskançlık, çekememezlik; hayır ve başarıyla ilerleyenin yoluna dikenli tel çeker.
Neşe hüznün kardeşi, ölüm yaşamın gerçeği.
Maksat iyi bir iz, unutulmaz anı, hoş bir sadâ bırakabilmek.
Hikâyedeki ayrılığa gönlü, gözü dayanamayan, gerçeğine nasıl dayansın.
'Göze yaş da lâzım" diyenlerdenseniz okuyabilirsiniz bu eseri.
Dünya da bir tren gibi işte. Bindik ve hepimiz bir gün ineceğiz. Var mı sonsuza dek makinist veya yolcu kalan?
Ali Rıza Malkoç
10.03.2018
#armozdeyis