Annem balerin, bu onunla da çok konuştuğumuz bir konu. Klasik balede kadın erkek ayrımı çok net. Çünkü kadın point giyiyor ve rol olarak kadın hep prenses. Erkek ise prens, kurtaran. Masallardaki gibi. Kuğu Gölü Balesi, Rapunzel... Ve annem de hep şunu söylüyor: "Klasik bale bitiyor." Çünkü artık bir bale topluluğuna biri alınırken, kendini tanımladığı cinsiyet soruluyor. Bazı erkekler point giyerek dans ediyor. Ama bu geçişkenliği klasik baleye oturtamazsınız.
Sayfa 310 - Tuhaf yayınları 2026
Felsefe-Düşünce Edebiyat Deneme-İnceleme
Artık gayet net bir şekilde biliyordum ki, arkadaşlığımızı beslememizin tek yolu dilimizi tutmaktan geçiyordu.
Sayfa 284 - Everest yayınları·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sesi tuhaftı, oysa annem genelde iyi yazılmış bir senaryodan tastamam cümleler okur gibi daima net ve kendinden emin konuşurdu. Bu sefer öyle değildi.
Kırmızı 1 İNSAN ÇOCUKKEN bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor… Fakat yaşlanınca adeta ikinci kez doğuyor insan, diriliyor, ahirete birkaç adım kalmışken tekrar yaşamaya başlıyor. Yaşlıların yetişkinliğin arafını unutmasına bunaklık diyorlar, çok yanlış, onlar unuttukça hatırlıyor. Yaşlılar, en huysuzları, en nemrutları bile, çok matrak, hazin ve dürüst oluyor… Benim bir Hamza dedem vardı, daha doğrusu annemin dedesi. Küçük bir çocuktum onu tanıdığımda. Aileler arasında nikah töreni sırasında vuku bulan bir kavgadan dolayı anne tarafıyla görüşüp tanışmak nasip olmamıştı. Küslük bitip aileler kalabalık bir yemek eşliğinde barıştığında beş yaşında falandım. Beni onun karşısına dikip, "Bak bu büyük deden, Hamza, öp elini," demişlerdi. Elinin üzerindeki kahverengi lekeleri, dudağımı zımpara gibi acıtan kuru, çatlak derisini dün gibi hatırlarım. Bir de dedenin "büyüğünün" ne manaya geldiğini merak ettiğimi. Ama en net hatırladığım şey, Hamza'nın yüzünün neredeyse yarısını kaplayan kocaman, kapkara güneş gözlüğüydü… Ben elini öperken babama doğru kafasını kaldırıp, "Nedir bunun ismi?" diye sormuştu. "Murat" cevabını verdiklerinde öfkelenip elini hışımla çekmiş ve bağırmıştı: "Ermeni ismi mi koydunuz çocuğa? Mehmet'in, Ahmet'in suyu mu çıktı? Allahsız kitapsızlar, sizin hiçbir işiniz rast gitmez, benden söylemesi…" Yaşlanmak Hamza'nın gövdesinde küçülmeden ziyade büyüme tesiri yapmıştı sanki, çok iri bir adamdı. Her daim
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Geçmişin net anılarını her gün içinde taşımak, geleceği fazla düşünmek ruhunu altüst ediyordu.
Sayfa 60 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Net
Hiçbirimiz o kadar önemli değiliz...
Sayfa 104 - Kronik kitap·Kitabı okudu
Alıntı