"Günümüz küresel dünyasında bilgi, modern ekonominin en stratejik ham maddesi olarak hem soyut hem de somut boyutlarda katma değere dönüştürülmektedir. Bilginin soyut kullanımı; yapay zeka algoritmaları, büyük veri analitiği ve bilgisayar yazılımları gibi günümüz dünyasını şekillendiren entelektüel sermaye ürünlerini doğururken; somut kullanımı ise bu algoritmaların fabrikalarda hayat bularak endüstriyel makinelere, mikroçiplere, tabletlere ve akıllı cihazlara dönüşmesini sağlar. Ekonomi biliminde 'Bilgi Ekonomisi' (Knowledge Economy) olarak adlandırılan bu döngü, gelişmiş ülkelerin kalkınma modellerinin temelini oluşturmaktadır; çünkü küresel rekabette öne çıkmak artık ham madde zenginliğine değil, o ham maddeyi Ar-Ge ve yüksek teknolojiyle işleyerek miligramı binlerce dolar eden nitelikli ürünlere dönüştürebilme becerisine bağlıdır. Netice itibarıyla bir ülke, bilgiyi hem dijital sistemlerde hem de fiziksel üretimde ne kadar etkin kullanırsa, ham maddelerini o kadar yüksek katma değerli hale getirir, makroekonomik olarak güçlenir ve toplumsal refahını sürdürülebilir şekilde zirveye taşır."
Üstad Hazretlerinin şartlı önermeyi kullandığı yere bakar mısınız ? ''Evet, şu âyet-i kerime, kıyâsât-ı mantıkıye içinde, kıyas-ı istisnâî kısmının en kuvvetli ve kat'î bir kıyasıdır. Şöyle ki: Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnâî misali olarak deniliyor: "Eğer güneş çıksa gündüz olacak." Müsbet netice için denilir: "Güneş çıktı. Öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür." Menfi netice için deniliyor: "Gündüz yok. Öyleyse netice veriyor ki, güneş çıkmamış." Mantıkça, bu müsbet ve menfi iki netice kat'îdirler. Aynen böyle de, şu âyet-i kerime der ki: Eğer Allah'a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittibâ edilecek. İttibâ edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki, Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibâı intaç eder. Evet, Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.'' Lem'alar Burada iki önerme var. 1. Güneş doğmuştur. 2. Gündüz olmuştur. Yani birincisi varsa, ikincide vardır. Yani gündüz olmuşsa, güneş doğmuştur. Buna şartlı önerme denir. On Birinci Lem'a, Mirkatü's- Sünnede Şartlı önerme kullanılmıştırr. Eğer Allah'a muhabbet varsa, Habibullah'a ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki, Allah'a muhabbetiniz yoktur. Müspet düşün. Güneş çıkarsa, gündüz olur. Güneş çıkmıştır. Öyleyse gündüzdür. Gel böyle, Eğer Allah'a muhabbet varsa, Habibullah'a ittiba vardır. Allaha muhabbet varsa, Habibullah'a ittiba vardır.
Risale-i Nur

gavvas

@purkusur_
·
Eğer kaziyye-i şartiyenin iki cüz'ü arasında birbirini gerektirme yahut nefyetme söz konusu ise buna, kaziyye- şartıyye-i muttasıla diyoruz. ''Eğer güneş doğdu ise, gündüz oldu demektir.'' kaziyyesi gibi.
Sayfa 124 - Osmanlı Araştırmaları Vakfı·Kitabı okuyor
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
NETİCE ve TARİHSELCİLİK...
(...) Tarihselcilik “tarih-üstülük” kavramına itiraz ederken çoğu zaman “tarih-üstü” ile “tarih-dışı”nı bilerek veya bilmeyerek karıştırır. Tarih-dışı okuma, Kur’ân ve Sünnet’i nüzûl vasatından, Nebevî tatbikten, Sahâbe anlayışından, icmâdan, mezhepten ve fıkıh usûlünden kopararak donmuş metinler hâlinde okumaktır. Böyle bir okuma zaten Ehl-i Sünnet’in ana yolu değildir. Ehl-i Sünnet, Kur’ân’ı Sünnet’ten, Sünnet’i sahâbeden, sahâbeyi icmâdan, icmâı mezhep ve usûlden koparmaz. O hâlde tarihselciliğin Ehl-i Sünnet’e yönelttiği “tarihi görmüyorsunuz” ithamı, hedefini şaşırmış bir ithamdır. Ehl-i Sünnet’e göre tarih, hüküm koyan değil, hükme muhatap olan sahadır. Tarihselcilik bu düzeni tersine çevirir. Onda tarih, metnin anlamını tayin eden üst çerçeve hâline gelir. Böylece Kur’ân artık tarihe hükmeden Allah Kelâmı değil, tarihî şartlar içinde anlaşılması ve bugüne “uygun” ilkeler hâlinde tercüme edilmesi gereken bir hitap malzemesi olur. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -IV. Sonuç-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
"İSLÂM TARİH-ÜSTÜDÜR!.."
(...) Bir kere şu gerçeği ifade edelim: “Tarih-üstü” demek, tarih-dışı demek değildir; hatta bambaşka bir şeydir. İslâm’ın tarih-üstü oluşu, tarihle bağsız olması değildir. Kur’ân tarih içinde nazil olmuştur; Sünnet tarih içinde yaşanmıştır; Sahabe bu hakikate tarih içinde muhatap olmuştur. Fakat bütün bunlar, İslâm’ın tarihî bir tecrübeye indirgenmesini değil, tarih içinde tecelli eden mutlak ölçü oluşunu gösterir. Tarih-üstülük, Kur’ân ve Sünnet’in belli bir tarih içinde zuhûr etmediği anlamına gelmez; bilakis, zuhûr ettiği anlamına gelir. Bu yüzden tarihselciliğin asıl problemi, Kur’ân’ın tarih içinde nazil olduğunu söylemesi değildir; bu zâten İslâm ilim geleneğinin başından beri bildiği ve esbâb-ı nüzûl, Mekkî-Medenî, nesh, siyak-sibak, örf, maslahat, illet ve hikmet gibi kavramlarla işlediği bir hakikattir. Tarihselciliğin en temel yanlış varsayımı, bir hükmün belirli bir tarihî vasatta nazil olmuş olmasına bakarak, o hükmün normatif değerinin de o vasatla sınırlı olduğunu iddia etmesidir. Burada tarihselcilik, doğru bir gözlemden yanlış bir netice çıkarır. Doğru gözlem şudur: Kur’ân belli bir dilde, belli bir toplumda, belli olaylar içinde nazil olmuştur. Yanlış netice ise şudur: O hâlde Kur’ân’daki hükümlerin bağlayıcılığı da bu olaylar, toplum ve şartlarla kayıtlıdır. Oysa nüzûl sebebi, hükmün iniş vesilesidir; hükmün hakikatini ve bağlayıcılığını kendiliğinden sınırlayan bir unsur değildir. Dolayısıyla “İslâm tarih-üstüdür” hükmü, tarihî bağlamı inkâr eden bir tecrid değil, tarihin kendisini İslâm karşısında tali ve muhatap konuma yerleştiren temel bir dünya görüşü hükmüdür. __Tarihselcilik ise bunun tersini yapar; İslâm’ı tarih karşısında tali konuma yerleştirir. Mustafa Öztürk’ün hatası, tarih içinde gerçekleşmiş olmayı tarih tarafından
İslam'da Tarihselcilik
Yks Sınavına girecek Öğrencilere başarılar diliyorum umarım hayal ettiğinizden daha iyi netice alırsınız
1000Kitap
Bir ilim yolcusunun öğrenmeyi hedeflediği şey âli yani uhrevi ilimlerdir. Tabiki bu amaca ulaşmak için de o ilimlere ulaşacak alet ilimler yani yardımcı ilimler de gerekmektedir. Bu alet ilimlerinin başında Arapça dili, grameri (sarf ve nahiv) ve belagatı gelir. Arapça ilmini öğrenmeye başlanırken kitaplarda genel olarak sabit bir fiil verilir. نصر (nasara) fiili. Hemen hemen her konu bu fiil üzerinden anlatılabilir. Peki bunun hikmeti nedir? Bu نصر fiili yardım etmek ve zafer manalarına gelir. (Nasr suresinde olduğu gibi) Bu ilme de başlarken Allah'ın yardım ve inayeti ile yine O'nunla zafere ulaşmak amaçlanır. Ek olarak kelime de kendi içerisinde incelenir. نصر fiili 3 harften oluşmaktadır: Bunların ilki ن (nun) harfidir. Bu نية niyet kelimesini temsil etmektedir. İkincisi ص (sad) harfidir. Bu da صبر sabrı temsil etmektedir. Üçüncüsü ise ر (ra) harfidir. Bu da رحمة rahmeti temsil etmektedir. Netice olarak Allah'ın yardımıyla (yani bu fiil ile) zaferi için çıktığımız bu yolda sağlam ve salih bir "niyet" alıp, hakkıyla "sabrederse" bi-iznİllah "rahmetine" ulaşacaktır. Ne demişler نصر زيد عمرا (nasara zeydün amran) yani seven sevdiğiyle güzelleşir... (!) Amenna 😏🌀
Din