"Netice-i Kelâm; cehaletle birlikte ne hayat ne de makam söz konusu olmaz.. Yani, şer-i ilimlerden cahil olan bir şahsın ne hayatının ne de makamının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur"
Hz. Ebubekir, hilâfet döneminde Kur'ân ve sünnete uygun hareket etmiş, şer'i hükümleri uygulamış, dinden dönenlerin üzerine yürüyüp onlarla cihâd etmiş ve netice itibarıyla tüm Arap kabileleri müslüman olmuştur. Sonrasında gelen Hz. Ömer, Hz. Osman ve Allah'ın aslanı Hz. Ali'ye geçen hilâfet zincirinde, hepsi de insaf ve adalet yolunda kalmış ve zulüm çıkmazına sapmamışlardır.
Benzetmek gerekirse şiir bir yağmurdur .
Sadece dostun ,çevrenin tarlasına yağdırır ve bazı kelimelerden iltifat meyvesi beklerseniz netice hüsrandır.
Yağmurun bana göre sınırı olmamalı .
134
Evet Kur'anın dediği gibi, insan seyyiatından tamamen mes'uldür. Çünki seyyiatı isteyen odur. Seyyiat tahribat nev'inden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribat yapabilir. Müdhiş bir cezaya kesb-i istihkak eder. Bir kibrit ile bir evi yakmak gibi. Fakat hasenatta iftihara hakkı yoktur. Onda onun hakkı pek azdır. Çünki hasenatı isteyen, iktiza eden rahmet-i İlahiye ve icad eden kudret-i Rabbaniyedir. Sual ve cevab, dâî ve sebeb, ikisi de Hak'tandır. İnsan yalnız dua ile, iman ile, şuur ile, rıza ile onlara sahib olur. Fakat seyyiatı isteyen, nefs-i insaniyedir (ya istidad ile, ya ihtiyar ile).
...
Demek sebebiyet ve sual nefistendir ki, mes'uliyeti o çeker. Hakk'a ait olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır. İşte şu sırdandır ki: Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir.