8/10
·276 syf.··
2026 1. kitabı
Not: Bu inceleme yazısı, bu platformdaki diğer insanlardan çok kendim için — sonraları “Bu kitap neden bahsediyordu?” dediğimde tekrar okumak için — yazılmıştır. Kitap hakkında teferruatlı bir inceleme yazısı değildir. Kitap bana, “Deli insanları mutlu oldukları deliler diyarında bırakmak gerekir, onları biz akıllıların arasına katmaya çalışmak faydadan çok zarar getirir.” demeye çalışıyormuş gibi geldi. Hikayedeki kahraman, çok fazla kitap okumaktan aklını yitirmiş önemli biri ve onun başından geçenler anlatılırken toplumsal bazı sorunlara da yer yer değinilmiş. Yanında bulunan seyis, Sanco Panza, ise bana "eğer benim bir çıkarım varsa bana emir veren kişi ister akıllı olsun ister deli olsun, ben kendi çıkarıma bakarım ve söylenenlerin makul olup olmaması beni ilgilendirmez" diyen modern toplum insanının iyi bir örneğini hatırlattı. Sürükleyici ve güzel yazılmış bir kitap olmasına rağmen, bu denli kült hâline gelmesini tam olarak anlayamadım. Hepimiz netice itibarı ile acı çeken, ve en nihayetinde yalnız kalan "Mahzun şövalyeler" değil miyiz bu hayatta.. Sonradan eklenen bilgi: Modern romanın başlangıcı olarak kabul edildiği için kült sayılıyormuş
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 200827,5bin okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 00:19
Kitabı araştırırken ilk önce kitabın adı ilgimi çekti ve kitap kapağında da yazdığı üzere Ela Gözlü Pars Celile Nâzım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal’in sevgilisi, Osmanlı’nın ilk kadın nü ressamı. Kitap zamansal olarak ileri ve geri zaman dilimini anlatmakta. İlk olarak 1950 yılından dan kitaba giriş yapılıyor ve Celile' nin durumunu anlatıyor. Hemen ardından 1902 yılına geçiş yaparak Celile' nin Selanik de ki aile yaşamı, hamileliği, eşi Hikmet Bey ile olan fikir farklılıkları nı anlatıyor. Celile ve eşi Hikmet Bey Osmanlı’nın son dönem ünlü devlet adamlarının soylarından gelen kişilerdir. İkisi de aile olarak birbirlerine uyumlu olsalarda Celile hiç bir zaman eşinin fikirlerini kendi fikirlerine uyumlu görmedi ve en sonunda kendi fikirlerine uygun Yahya Kemal ile tanıştı ve sevgili oldu. Yahya Kemal aynı zamanda oğlu Nâzım Hikmet' in öğretmeni idi. Zamanla Nazım bu ikili arasında ki yakınlaşmaya sezer ve öğretmeni Yahya Kemal’in cebine bir not bırakır. Nazım'ın burada ki baş kaldırısı Celile için bir farkındalık olur oğlunun böyle bir duruma bile netice itibari ile hiç bir zaman olumlu bakmaması halinde olayların seyrini değiştirir. Celile oğlunun taa ilk yaşlarından beri başkaldıran, haksızlığa sessiz kalmayan tarafını sezdiğinden ötürü bu huyunun onun başına çok işler açacağının bilincindedir fakat elinden de bir şey gelmemektedir. Ki zaman ilerledikçe Celile' nin de korktuğu başına gelmiştir 13 yıl hapiste yatan oğlunun 60 yaşına gelene kadar peşinden koştuğunu bir anne yüreğinin verdiği çabayı okumak çok da etkiledi. İtiraf etmek gerekirse kitabı ilk aldığımda Celile'nin aşk hikayelerini okuyacağımı düşündüm ama ilerleyen sayfalarda tarihe ışık tutan bir çok olayı okumak ve Osman Balcıgil' in dipnotlarını okumak hoşuma gitti. Ayrıca kitabın başında gerçek
İnceleme
CelileOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20166,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·256 syf.··
2025 22. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2025 18:50
Kitap bize diyor ki, insanlar genel olarak söyledikleri ve yaptıkları konusunda bir tutarsızlık gösteriyor. Bu yüzden de yazar insanlara hitaben bana yalan söylediler diyor. Yalanı ortaya cikarttigi yer ise büyük veri. Veri bilimcisi olan yazar bize dünyadaki farklı alanlardaki bildiğimiz gerçekleri veriler üzerinden okuyabilmeyi anlatıyor. Kitabın giriş kısmı uzun süre verinin neden önemli olduğu ile ilgili açıklamalara ait. Hatta bunu gerçek hayattaki bizzat veriye dayanmayan örneklerle anlatıyor. Ne demek istiyorum, veri deyince bilgisayarla yapılan bir iş geliyor benim aklıma. Yazar önce verinin ekrandan bağımsız olan tarafını ele alıyor. Bir at seçiciisi hikayesi var kitabın içerisinde, uzun uzun anlatıyor, oldukça da zihne kazınıyor.  iyi bir yarışatı Seçmenin bilinen geleneksel yollarından çıkarak farklı teknikler deneyen bir adam var. Hayvanların yarışa çıkmadan önceki at pislikleri ağırlığından, organlarındaki büyüklüğe kadar inceliyor. Notlar alıyor ve uzun süre takip ediyor. Bu çalışmaları sayesinde çok iyi bir ati seçerek sahibine ve kendisine iyi paralar kazandırıyor. Bu örnek sayesinde verinin bize farklı alanlarda ve konularda yardım edebileceğini anlatıyor yazar. Keza bilgisayar üzerinden yürüttüğü veri çalışmaları hakkında da oldukça fazla örnekler veriyor. Çok bilinen ve tartışmalı konulara bu bağlamda yanıtlar veriyor. Örneğin seks, porno, Nigga (zenci), cinsiyetçilik, siyaset gibi çok kapsamlı konular.  Örneklemlerin çoğu Amerika üzerinden ve doğal olarak Amerika insanı üzerinden ilerliyor. Bunun kendi Ülkem üzerinde olanını okumak gerçekten çok daha dikkatimi çekerdi, hatta hoşuma giderdi. Bunu ben yapabilmeyi çok isterdim üstelik. Sürekli büyük veri ve bunu kullanmak hakkında büyüklenmeli cümleler duyardım.  ilk defa bunun nasıl yapıldığı
Bana Yalan SöyledilerSeth Stephens-Davidowitz · Koç Üniversitesi Yayınları · 201866 okunma
Puan vermedi·296 syf.··
Beğendi
·
2025 109. kitabı
Çocuk Bayramının Milli Hakimiyet bayramı ile bir güne tesadüf ettirilmesi güzel bir buluştur. Netice itibari ile Milli Hakimiyet de Cumhuriyet de hep onlar için, hep onların ve daha ileride onlardan gelecek sayısız nesillerin bizden daha rahat ve bahtiyar yaşamaları için değil midir? Hududtaki nöbetçinin gözlerini diktiği nokta, onun mukaddes istikbalinden başka ne olabilir? İnsanlığın manasını anlamış milletler için hiç bir fedakarlık, hatta cephe arkasındaki çocukları gözden çıkarmak bile asla çok değildir. Dil değişmiş, zevkler değişmiş, edebiyatımızda yepyeni ve bambaşka bir ruh meydana gelmiştir. Buna rağmen onun dilini artık anlamayacak hâle gelmiş en yeni gençlerimiz de dâhil oldugu hâlde Namık Kemal'i okuduğumuz zaman aynı heyecanla sarsılıyoruz. Selam arkadaşlar sizlere bu günün anlamına yakışan harika bir kitapla geldim. Kitap @inkilapkitabevi kitaplarından #cumhuriyetimizveparisnotları kitabı. #reşatnurigüntekin'in 1938 ile 1949 yılları arasında gazete ve dergilerde yayınlanan yazıları ve Milli Mücadele, Cumhuriyet Atatürk. Sosyal, Kültürel ve İktisadi Hayat, Sanat,dil ve Edebiyat, Eğitim hakkında yazıları düşünceleri ve Paris notları kitapda yer almaktadır. Ben kitabı okurken o günlere gittim diyebilirim. Bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Ve bence her evde bu kitap olmalı. Bu harika kitap için @inkilapkitabevi 'ne çok teşekkür ederim. kitapfisiltisi sevtap @inkilapkitabevi #inkılapkitabeviile98yıl #inkilapkitabevi #cumhuriyetbayramı #cumhuriyetimiz102yaşında #atamizindeyiz #atatürkünizinde #nemutlutürkümdi̇yene #cumhuriyet
Cumhuriyetimiz Paris NotlarıReşat Nuri Güntekin · İnkılab Kitabevi · 202510 okunma
10/10
·269 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
İnsan Eksenli Din Hasan Elik İfav Yayınları / 260 syf Hani ‘hocam ben bu dini öğrenmek istiyorum, nereden başlayayım?’ diye sorulur ya ‘işte bu kitaptan başlayabilirsin’ diyebileceğiniz bir kitap. Kitabı okurken ‘evet bu kitabı herkes okumalı’ dediğim gibi kendim de çok istifade ettim. Hatta keşke ders kitaplarımız da böyle bir anlatım ile yazılmış olsaydı diye düşünmeden edemedim. Kitapta İslam-siyaset, İslam-cihad ve insan hakları konuları da aynı şekilde... Kitaptan bazı notlar düşelim. Bugün gelinen noktada artık aklın/bilimin her şeyi çözeceğine dair 19. yüzyıl katı bilimciliğinin iddiası sona ermiş, insanın rasyonel olduğu kadar irrasyonel bir varlık olduğu dolayısıyla akıl ve inancın uzlaştıılması gereken değerler olduğu kabul görmeye başlamıştır. Bazı şeylerin akılla bazı şeylerin de vicdanla kavranılabileceği anlaşılmıştır ki vicdanı diri tutacak ve besleyecek olan da dindir. Dinin yerinin başka etkinliklerle örneğin bilim,felsefe, sanat, spor, eğlence ve benzeri doldurulması mümkün değildir. Dinin yerine başka değerleri ikame etme çabaları olmuşsa da dinin yerini ancak dinin doldurabileceği onun alternatifinin olmadığı anlaşılmıştır. O halde asli bir duygu olan dini var etmek de yok etmek de insanın elinde değildir. Öyleyse yapılacak şey onu doğru anlayıp amacı istikametinde uygulamaktır. Dünyada ve ülkemizde dinin siyasallaştırılmasından ve istismar edilmesinden haklı olarak rahatsızlık duyulmaktadır, ancak unutmamak gerekir ki bir şeyin istismar edilmesi onun aslına duyulan ihtiyacı gösterir. Dolayısıyla din adına sergilenen olumsuzluklardan kurtulmanın yolu şikayet etmek, dine karşı tavır almak değil dinin aslının bilinmesi ve ona sahip çıkılmasıdır. Hatta dinin önlediği zararlar temin ettiği yararlardan çok daha büyüktür. Zira din olmasaydı her şey mübah
İnsan Eksenli DinHasan Elik · M.Ü. İlahiyat Fak. Vakfı · 20129 okunma
Üç Yolun Biri: Türkçülüğün Manifestosu
10/10
·126 syf.··
2017 13. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2017 18:24
Boklu Türkiye gündeminden izole olmak için çabalarken önemli şeyleri kaçırdığımı fark ettim. Dün, Türkçülük için önemli bir yere sahip Yusuf Akçura'nın vefat yıl dönümüydü. Her Türk'üm diyenin mutlaka hafızasında olması gereken biri ve önemi asla yadsınamaz. Hele ki böyle buhranlı zamanlarda Akçura gibi büyükleri iyi tanımalı ve anmalıyız. Akçura ve Gökalp özellikle Osmanlı'nın son dönemleri ve yeni Türk devletinin ilk adımları atılırken ki süreçte Türk millyetçiliğinin temellerinin atılmasında önemli bir yere sahiptir. Her ikisi de ideolojik ve sosyolojik açıdan Türkçülüğün öne çıkmasına ve sonrasında gelen Türkçü, Turancı düşüncelerin ortaya çıkmasına ve gelişmesine katkı sağlamışlardır. Yusuf Akçura’nın 1904’te yayımlanan Üç Tarz-ı Siyaset makalesi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e giden fikrî hattı anlamak için mihenk taşıdır. Eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde ortaya çıkan üç ana siyasi akımı karşılaştırır: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük Osmanlıcılık: Akçura’ya göre Osmanlıcılık, Tanzimat’tan beri devletin gayrimüslim teb’ayı da Osmanlı kimliği altında toplama hayaliydi. Ama Balkan milletleri bağımsızlığını almış, Rumeli elden çıkmış, kalan Hristiyan teb’a da Avrupa devletlerinin müdahalesiyle Osmanlı’dan kopmaya hazırlanıyordu. Yani “Osmanlı milleti” yaratmak için tarih çoktan geçilmişti. Akçura burada, “Bir kere dağılmaya başlayan çok uluslu devletleri tutmak mümkün değildir” der. Yani Osmanlıcılık fikri, temelden çökmüş bir hayaldi. İslamcılık: II. Abdülhamid’in en sevdiği panzehirdi. “Halifelik” otoritesini öne çıkarıp tüm Müslümanları bir araya getirme iddiası vardı. Akçura, bu fikrin içindeki çelişkiyi net biçimde gösterir: Osmanlı Devleti’nin içinde gayrimüslimler vardı; onları dışlayarak devleti kurtaramazsın. Dahası, çağ milliyetçilik
Siyaset
Üç Tarzı SiyasetYusuf Akçura · Ötüken Neşriyat · 20182,915 okunma
Reklam
Reklam