Gecenin tuhfesi:
Ney gibi her dem ki geçmiş ömrümü yâd eylerim. Tâ nefes var ise kuru cismimde feryat eylerim. Bir ticaret kılmadım, nakd-i ömür oldu heba, Yola geldim lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenha garib, Dîde giryan, sine biryan, akıl hayran, bîhaber
Niyâzi-i Mısri
Göl neyi sakladı, ney, açıkladı bir şeyi gösterdi, her şeyi sakladı çok baktım, balığın bilgisini aldım dilini denedim gömü diplerdeydi, yüzeyi açıkladı
Sayfa 119 - YKB Yayınları·Kitabı okudu
Şiir
Reklam
TURİST TERLİĞİ Mevlâna Hazretlerini nihayet bir turist terliği veya Hacı Bekir lokumu halinde yabancılara dil şapırdatacak yerli bir mamul haline getirdiler. Artık o büyük velî, içine kapanık derin müminler müstesna, içeride (vizon) kürklü sosyete hanımlarının, dışarıda da, elindeki saplı gözlükle garip şeyleri seyretmeye bayılan amerikan kokonalarının mevzuu... Koca Mevlâna; bu hale mi getirilecektin? Mevlevî âyinlerindeki ney çığlıklariyle, deveranla, eteklerin handiyse altından çıplak bacak çıkacağı hissini veren dalgalanışlariyle bir (defile) zevkine mi alet edilecektin? Sen bu sefil zevkten münezzehsin; ve Mevleviliğin ilk tatbikatında bunların olmadığı muhakkak. Mevlâna Hazretleri, Allah ve Resûl aşkı ve onlara bağlı olarak şeriat riayetiyle yanan bir velî bilinmek; ve Allah, Resûl ve şeriat aşkına yabancı olanların da onu sevmeye ve benimsemeye hakları olmadığını kabul etmek lâzımdır. Yoksa bugünkü benimsenmiş şekliyle Mevlâna, bir (lâik), bir (ate), bir maddeci, bir komünist tarafından da yüceltilebilir ve bu yüceltiş, o münezzeh Velî’yi yerin dibine indirmek olur. Vâkıa Mevlevîlik, Nakşîlikte olduğu gibi, emanet kevserini tek damlasına kıymadan avuçtan avuca aktaran bir inzibat çizgisi üzerinde yürüyememiş, arada bir sürü «Bid’at-uydurma yenilik» oyunlarına gelmiş ve Üçüncü Selim Devrinde son sesini ve şiirini Dede’ler ve Şeyh Galip’lerde bularak sönüp gitmiştir. İşte bu hâl de nihayet Mevlâna’nın bu şekilde istismarına kadar varmakta... 20’nci Milâdî ve 14’üncü Hicrî Asrın büyük kutbu Esseyyid Abdülhâkim Arvasî Hazretleri şöyle buyurur: – Bektaşî’nin küfrü ve Mevlevî’nin gururu olmasaydı. Allah, aslında münezzeh olan Bektaşîliğin bu mânada hortlatılmasından bizi korusun!.. Onu da yapabilirler... Bedestende ahmak turistlere sahte tarihî eşya imal eden
Ney çalmayı gericilik, bağlama çalmayı köylülük, türkü söylemeyi ilkellik, şarkı söylemeyi Osmanlıcılık olarak niteleyen insanların önemli bir kısmı hala hayattalar.
Alıntı
Başlangıç
“Ney dinleyen her insan, benim neler dediğimi anlayamaz, benim feryadımı duyamaz, ayrılık acısı çekmiş, gönlü yaralanmış, içli bir insan isterim ki, dertlerimi, acılarımı ona anlatayım.”
Alıntı
Kamışlıkta bir kamış yetişiyor; bu, cansız diyebileceğimiz bir nesne; ama insanoğlu o kamışı kesiyor, terbiye ediyor, bağrını deliyor, oradan Allah'ın kulağa ve gönle hoş gelen frekanslarını üretiyor ve ortaya ney taksimi çıkıyor. Bu ses de tabiat kanunları muvacehesinde gerçekleşiyor; ama o seste fiziğin de ötesine geçen bir duygusallık var. İnsandan başka hiçbir varlık, o kamışı kesip terbiye ederek oradan insan duygularına hitap eden bir alet yapamaz. Neden Dügâh perdesindeki "la" sesini 444 frekansında beğeniyoruz da 454 frekansında kakofonik buluyoruz? Çünkü o ses hoşumuza gidiyor, ezelden beri kulağımız o şekilde programlanmış Çok hassas kulaklar perdelerdeki komayı fark ediyorlar. Aynı şekilde hat sanatında elif harfinin bir yazım şekli var, biraz sağa ya da sola kaysa gözümüze güzel gelmeyecek.
Reklam
Reklam