İman ve İslam Atlası: Bir Ruh Haritası, Bir Kalp Çağrısı
Necip Fazıl Kısakürek’in kaleminden çıkan eserler arasında İman ve İslam Atlası, belki de en iddialı ve en içten olanıdır. Bu kitap, sıradan bir ilmihal kitabı değildir; ne de kuru bir teolojik derleme.
Yazarın kendisi de takdiminde bunu açıkça söyler:
Şekille ruhu, amelle hikmeti birbirine katmak, en sağlam ilmihali en derin tefekkürle harmanlamak istemiştir. Ve bunu yirmi yıla yayılan bir iç mücadeleyle, hapishane hücrelerinden evdeki yalnızlıklara kadar taşıyarak yapmıştır.
Kitabı elinize aldığınızda ilk hissettiğiniz şey, üslubun ağırlığıdır. Necip Fazıl burada şairliğini, düşünür yanını ve iman ateşini aynı potada eritmiş. Cümleler bazen bir hançer gibi keskin, bazen bir ney gibi içe işliyor. İtikadın temel meselelerinden –Allah, Peygamber, ahiret, kader– başlayarak ibadetlerin ruhuna, ahlakın inceliklerine, tasavvufun derin sularına uzanıyor. Ama hiçbirini “öğretme” kaygısıyla yapmıyor. Daha çok, okuyucuyu kendi içine doğru bir yolculuğa davet ediyor. Sanki eski bir dostla sohbet ediyorsunuz; yer yer sitem ediyor, yer yer coşuyor, yer yer susturup düşündürüyor.
En çarpıcı yanı, diyaloğlar ve benzetmelerle dolu olması. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatını veya sahabe örneklerini anlatırken kuru kronolojiye düşmüyor. Olayları adeta canlandırıyor, iç dünyalarını açıyor. Okurken birden kendinizi o sahnede buluyorsunuz; imanınızın ne kadar diri olduğunu, amelinizin ne kadar samimi olduğunu sorguluyorsunuz. Bu yönüyle kitap, sadece bilgi vermiyor, vicdanı harekete geçiriyor. İman bir “atlas” ise, Necip Fazıl burada hem haritayı çiziyor hem de o haritanın yollarında yürümeyi zorlaştıran nefs engellerini gösteriyor.Tabii ki herkes için kolay okunmayabilir.
Bazı bölümler ağır ilerliyor;
çünkü yazar papağan