7/10
·363 syf.··
2025 19. kitabı
yakut kırmızı kitabı ile başlayan zamanda yolculuk ve sırlarla dolu bir locaya 12. zaman yolcusu olarak katılan gwendolyn, kendisinden saklanan bilgileri öğrenme ve araştırma merakı ile, neyin neden olduğunu biraz daha anlamaya başladığı bir bölüm bu kitap. kilit bilgilerin çoğuna sahip oluyor. lucy ve paul kimdi? neden kaçtılar? neyi korumaya çalışıyorlardı? kronografın 12 çemberi neden tamamlanmamalı? hepsi bir koca sorun ve bunların içine yavaşça çekiliyor ne yazık ki. tabi bir de gideon konusu var ki, kalbini çarptırmadan duramıyor bu adama olan hayranlığı gwendolyn’nin. ama arada tabi kuzen var, ilginç bilgi açlığı var ve farklı bir eğitimden geçmiş gideon’un gel gitli ruh halleri tabi. söylemeden edemeyeceğim, kitapta en sevdiğim karakter olan gargoyle’nin katılması ile daha eğlenceli bir hal aldı. değişik yorumları, sürekli olarak durumun dalga geçilir bir tarafını bulmasıyla en iyi karakter bence. diğerlerinin hepsinde hep bir sıkıcılık var. sayesinde okunabilirliği artıyor kitabın. sain germain kontu’nunda cinsiyetçi konuşmalarını gördükçe ağzına iki tane çakma isteği doğuyor insanın içinde. engel olamıyorsun. ilk kitaba göre biraz daha karışık ama daha sıkıcı atlatırsak sona ulaşacağız diye okumaya devam ediyoruz.
Safir MaviKerstin Gier · Pegasus Yayınları · 20162,314 okunma
Ölmem ya da yaşamam neye gerek?
Puan vermedi
Bir hikaye kahramanının ya da karakterinin, bir efsaneleşmiş gerçek tanınmış kişinin, sıradan bir insanın ve gerçek (?) öznenin (senin/sizin) ölümü hakkında paralel ve asimetrik dağılan düzleminde toplumun ağır görünür ya da görünmez etkisinin yayıldığı oldukça olağan bir durumun yani ölümün oldukça olağan bir anlatısıyla karşılaşıyoruz kitapta. Hemen ansızın ölmek üzerinden değil bu, doktorların laf salatası yaptığı hastanın ölünceye dek boğazından geçirmeyi hedeflerine koymayı düşündükleri türden. Vakit belirsiz ama yakın olduğu kesin. Ivan İlyiç hayatına bakıyor, tüm yaşadıklarına... Ama bir dakika, yaşamak söz konusu ölümken fazla kaçmadı mı? (İtirazım Var, Müslüm Baba'dan iyi gider) Hem... Gerçekten yaşamış mıydı? Oldukça işinde usta, titiz bir yargıcın yüzeyde hiç sorunu olmayan bir hayatı var, öyle değil mi? En azından herkes tarafından bilinen bu. Kitap öyle acımasız bir başlangıç bölümü sunuyor ki aklımda kalanlar olarak ilk karakterin toplumdaki kimliği geliyor, eh tabi bu benliğini de yontuyor. Üçüncü kişi anlatımın tanrısal bakışına kapılmam beni de hikayenin hem dışına hem de birebir içine dahil etti, Ivan İlyiç olurken bir baktım ki o çekilmez aile üyelerinden herhangi biriyim, düşüncesi bile korkunçtu ama işte kitap, düşüncesini akla getirdi ya işte orada hakkını vermek lazım; okuduğum zaman düşünmeye özellikle de empatiye itmesini ki bunu da dolambaçlı yollardan yapmıyor, tekniği falan diye bir yerlerde geçiyor mu bilmem ama anladığım kadarıyla yaptığı yalnızca iyi bir gözlem ve objektif bakış açılarının hakiminde karakterleri görmemizi sağlaması. Gaius'un (Sezar'mış) ölümlü olmasına tümdengelimle bahseden yerde Ivan İlyiç kıyasa geçiyor tıpkı cenazesinde en yakın dostu dediği kişinin bile yaptığı gibi (Ölen ben değilim, şükrü). "Gaius hiç
Yaşamak Gerek
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·336 syf.··
2026 163. kitabı
Kılıf #okudumbitti Masal’ın derdi yalnızca geçmişle değil; geçmişin bugüne sızan gölgesiyle… Çocukluktan kalan o eksik parça, terk edilme korkusu, “güvende olayım da nasıl olursa olsun” diye kurulan seçimler… Hepsi birikip insanın üstüne giydiği görünmez bir kabuk haline geliyor. Masal’ın yıllardır tuttuğu evlilik, dışarıdan bakınca “düzen” gibi dururken; içeride bambaşka bir yalnızlığın sesi var. Ne dramatize ediyor, ne de okura “şöyle düşün” diye zorla bir yerden tutuyor. O “kılıf” fikri o kadar yerli yerine oturuyor ki, bir süre sonra insan ister istemez kendi hayatındaki kılıfları yokluyor… Neyi korumak için saklıyorum? Neyi sakladıkça büyütüyorum? diye. Ve sonra o röportaj… Hikâyenin yönünü değiştiren şey aslında bir olaydan çok, bir kapı aralığı gibi. Geçmiş bir anda geri dönünce, herkesin zamanı başka türlü akmaya başlıyor. Kırgınlıkların, pişmanlıkların, yarım kalmış cümlelerin “bitmediğini” ama bitirilebileceğini görmek; kitabın duygusunu daha da yoğunlaştırdı. Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Kalemi çok içten, çok akıcı ve duyguyu sahici kuruyor. Karakterlerin kusurları var; bu da onları daha gerçek yapıyor. Bazı anlarda Masal’a kızdım, bazı anlarda sarılıp “tamam” demek istedim… İyileşmek bazen “kopup gitmek” değil; kökünü görüp, orayı onarmayı seçmek. Eğer siz de “ben aslında neyin arkasına saklanıyorum?” sorusunu kendinize sormaya hazırsanız, Kılıf tam zamanında bir okuma olabilir. @emeloda @mumkunkitap #kılıf #bookstagramturkey #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
KılıfEmel Şimşir · Mümkün Kitap · 20268 okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 137. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
"SONRA BİRDEN UYANDIM" "Dünya tam da bıraktığım gibi ve bunda insanı ferahlatan bir yan var sanırım, öyle değil mi? Ne kadar uzağa giderseniz gidin, geri dönebileceğiniz bu yerin, bu dayanak noktasının hep var olması gibi. Ev. Ya da ona benzer bir şey. Bilmiyorum." Dünya garip bir salgının pençesinde. Etrafta canavarlar var. Bazıları tam da yanı başımızda, belki en sevdiklerimiz. Zemin çatırdıyor, güvenilir hiçbir şey kalmamış gibi. Peki ya kendimize bile güvenemiyorsak? Yazar, bu soruyu, içimizi kemirecek kadar gerçekçi ve katmanlı bir biçimde soruyor biz okuyucularına. Gece demek karanlık demek. Karanlık demek iç hesaplaşmanın zihni basması demek. İç hesaplaşma da envaiçeşit canavarı ininden çıkarır. Bir gece vakti, bir iç hesaplaşma ve ininden çıkmış canavarlar… Ancak bu canavarlar sandığımız gibi değil. Bazıları belki tam da yanı başımızda. Belki de aynada gördüğümüz. Dünya tuhaf bir hastalığın etkisi altında. İnsanlar canavarlaşıp diğer insanları – ailelerini bile – parçalayıp yemeye başlıyor. Bu kaostan kurtulmaya çalışanlar, kaçanlar, sevdiklerinin canavarlaştığını görmemek için onları yakanlar, yok edenler, tüm bu karmaşanın içinde akıl sağlığını korumaya çalışanlar. Enfekte olanlar, iyileşenler, bağışıklığı olanlar. Spence, Ironside tesisinde kalan “iyileşmiş” hastalardan biri. Dışarıdaki kıyameti reddetmiş, vicdan azabıyla boğuşuyor. Ta ki Leila gelene kadar. Leila’nın aklına sığmayan bir planı var ve Spence’in yardımına ihtiyacı var. Ama işte asıl mesele şu: Kimin hasta, kimin sağlıklı olduğuna iktidardakiler karar verirken, neyin gerçek olduğunu nasıl bileceksin? Hastalık zaten algınıla oynuyorsa… Mira Grant’ın Parazit üçlemesinin ve Stephen Graham Jones’un gerilim dolu anlatısının izinden giden Devlin, bu kez bize “canavar salgını” üzerinden bambaşka
Edebiyat
Sonra Birden UyandımMalcolm Devlin · Magus Kitap · 20266 okunma
8/10
·400 syf.··
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 03:03
Olay Yeri Kitap Kulübümüzün haziran ayındaki ilk kitabıydı ve uzun zamandır konusu bu kadar keyifli bir gerilim romanı okumamıştım. Margot, Anna ve Liv arasında tam anlamıyla bir dost-düşman ilişkisi var. Hikâye boyunca sürekli olarak kimin gerçekten suçlu, kimin masum olduğunu düşündüm. Bolca sürpriz ve beklenmedik olaylar, son sayfaya kadar neyin doğru olduğunu sorgulatıyor çünkü her yeni bölümde gerçekler yön değiştiriyor ve heycan hiç azalmıyor. Gerilim okumayı, Ters köşeleri sevenler için harika bir seçim! Her bölümde şüpheleriniz değişecek....
Önce Sen Beni ÖldürdünJohn Marrs · Ephesus Yayınları · 202638 okunma
Muhteşem üçlü
9/10
·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:09
Louis Gardel’in Sevenlerin Şafağı kitabı, Kanuni Sultan Süleyman, Pargalı İbrahim Paşa ve Hürrem Sultan üçgeninde ilerleyen kısa, akıcı ama tarihsel açıdan epey tartışmalı bir roman. Öncelikle şunu söylemeliyim: Kitap kötü bir okuma deneyimi sunmuyor. Aksine, sayfa sayısının azlığı, anlatımın hızlı ilerlemesi ve merkezine aldığı ilişki ağı sayesinde kendini kısa sürede okutuyor. Gardel, büyük bir imparatorluk anlatısından çok; iktidarın, yakınlığın, dostluğun, kıskançlığın ve insanın içindeki karanlık ihtirasların peşine düşüyor. Bu yönüyle kitabı tarihî bir roman gibi değil, tarihten ilham alan psikolojik ve dramatik bir kurgu olarak okumak daha doğru olur. Fakat benim için kitabın en büyük problemi de tam burada başlıyor. Sevenlerin Şafağı, Osmanlı tarihinin çok önemli isimlerini merkeze almasına rağmen tarihsel gerçeklik konusunda fazlasıyla serbest davranıyor. Bazı detaylar okurken insanı duraksatıyor. Özellikle karakterlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler, olayların yorumlanış biçimi ve tarihî kişiliklerin iç dünyalarının sunuluşu, yer yer “acaba bu gerçekten tarihsel bir zemine mi dayanıyor, yoksa tamamen yazarın hayal gücü mü?” sorusunu sorduruyor. Mustafa’nın annesi meselesi de buna örnek gösterilebilir. Kitapta Gülbahar adı geçince ilk bakışta bir hata varmış gibi durabiliyor; fakat Mahidevran’ın Gülbahar adıyla da anıldığı biliniyor. Yani burada sorun isimden çok, kitabın tarihî bilgileri yeterince açık ve güven verici biçimde aktarmaması. Okur, neyin tarihsel bilgi neyin kurgu olduğunu ayırt etmekte zorlanabiliyor. Kitapta Süleyman ile İbrahim arasındaki ilişki yer yer dostluk sınırlarını aşan, romantik ya da bedensel bir çekim ima ediyormuş gibi sunuluyor. Bu elbette yazarın edebi tercihi olabilir; fakat tarihsel kişileri bu kadar kesin ve tek bir
Edebiyat
Sevenlerin ŞafağıLouis Gardel · Can Yayınları · 199828 okunma