-ah, bir kere Rus'un ezildiğini görecek miyiz? biz hakim, o esir; biz efendi, o köle olacak mı? bütün bize yaptıklarını biz de onlara iade edecek miyiz? nihayet?
-hayır Ali, böyle düşünme... bunu isteme. o günü görmeyeceğiz ve görmememiz insaniyet namına daha iyidir. mazlumların hakim oldukları gün zalimler kahredilmeyecek, onlar da özgür ve memnun kalacaklar. çünkü bizim aradığımız mazlumla zalimin vaziyetlerini değiştirmek değil, bu ilelebet iki tarafı da yıkarak perişan edecek neticesiz bir işkence olurdu. biz, insanlığın saadetini arıyoruz. biz de mesut olalım, onlar da olsun. eğer onlara zulümle ceza vermek istiyorsan aldanırsın oğlum, zira emin ol ki zulmetmek, zulüm görmek kadar işkencelidir. mağdurlar bedbaht olurlar, fakat iyi kalabilirler. halbuki zulmeden zalim oluyor. bundan daha büyük ceza olur mu? hayır, hakim olmak, zalim olmak istemiyoruz, bir zaman gelecek ki mağdur milletler, hakim milletlerin elinden kurtulunca ikisi de birer özgür ve bahtiyar millet olacaklar. biz bunu bekliyoruz.
Zihnim karıştı. Şer olmazsa hayır olmaz. Soğuk olmazsa sıcağı, karanlık olmazsa aydınlığı takdir edemeyiz. Bu biri olunca öbürünün de olması şart iki zıt şey arasında kıvranıp duruyoruz. Kötülük iyiliğin gereği var olunca kötüden ne hakla nefret ediyoruz? Her şey zıddıyla belirlenmek zorunda olunca dünyadan yekpare bir huzur ve asayiş nasıl beklenir? Hayat ve ahlak teorilerinde öyle akıl almaz ukalalıklar vardır ki...
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor
Görmemek iki kişiye yakışır, kör olan kimse ile akılsız olan kimseye! Nasıl kör yeryüzünü ve gökyüzüyle yıldızlarını göremez, uzağı yakını idrak etmezse, aklı olmayan da iyiyi kötüden ve iyilik yapanı kötülük edenden ayırt edemez.