“sen geliyorsun. kalbim boğulacak. hasret sensin. bütün kapılar kavuşma. bütün sokaklar müjde. geleceksin. yağmur yağacak. ben ağlayacağım. bunu yazıyorum. bunu bin kez yazıyorum. yoksa yalnızlık öldürecek yoksa kimseye sevmeyeceğim.”
“Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekan ve zamandan kopalı yıllar oluyor. Bir kıza aşık olmuştum. Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Aşık olmaktan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bilirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı’dan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim.”
Ben sadece fazlasıyla ciddiye almıştım, küçükken babamın bana birini üzdüğünde söylediği o sözü, “kendini karşındakinin yerine koy.” Ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu yani kendimi bulamadım ve beynimin bir parçası boşluktan uçuşan, hayata uzaktan bakan, sadece seyreden bir çift göze dünüştü.
“ve ben usulca uykuya geçme haline benzer bir gevşeklik içine düştüğümü hissediyorum, ne olduğunu tam anlayamadığım, belirsiz bir kaygının heyacanı içindeyim. şu dünyada minnacık bir noktayım, bir hiç…”