Acımak...
Gözlerim dolu dolu bitirdiğim bir hikaye oldu. Kitapta iki önemli karakter ve iki farklı bakış var. Biri idealist öğretmen Zehra, diğeri ise babası Mürşit efendi. Zehra kendini eğitime adamış, mükemmeliyetçi, ideolojileri olan bir öğretmendir. Bir gün babasından haber gelir, yıllarca görmediği ve nefret ettiği babasının cenazesine gider, hatıra defterini okuduğunda başlar hikaye...
Annesi ve anneannesi tarafından babasına karşı nefretle büyütülen Zehra, bu defteri okudukça empati yapar, babasının çilekeş hayatını, doğru bildiği yanlışları en yalın ve acı biçimde öğrenir. Bu durum bana çok şey sorgulattı, en önce de önyargılarımızdan arınmamız gerektiğini bir kez daha anlamış oldum. Bir tartışmada iki tarafı da dinlemenin, farklı bakış açılarını görüp empati yapabilmenin, bazı şeylerin çok geç olmadan idrakine varmanın önemini çok net bir şekilde gördüm. Maalesef hayatta geri dönüşü olmayan yollara sapabiliyoruz, sevdiklerimiz uğruna kötülere katlanmak zorunda kalıyoruz, iyi bir insan olup vicdanımızın sesini dinlemek istedikçe hayat farklı yerlere sürükleyebiliyor. Binbir çeşit mücadele verirsin ama insanlar buzdağının görünen kısmıyla ilgilenir. Tıpkı Mürşit bey’in geçinmek için her türlü yola başvurması, o noktaya kadar yaşadıkları, kızları için çırpınışları, sessiz çığlıkları ve bunların hiç bilinmemesi gibi.
Hayat bazen geç kalmayı affetmez, zamanında kıymet bilip anlamak gerek. Bu hikayeden bize düşen pay da bu olsun.
Şiddetle tavsiye ederim!