Şu ülkenin elli altmış yıllık geçmişini iyi bilirim. Bu güne bakarken onu dünün yarattığını anlıyorum. Siz yüz yıllık bir çürümenin sonucusunuz. Bir ülke nasıl batar? Yalnızca savaşlarda yenilmekle değil, elindeki toprakları başkalarına yaptırmakla da degil... Ruhça çökerek, yaşamaktan kaparak batar.
Siyaset halkın da çıkarına değildir. Ondan ne tek tek insanlar ne de topluluklar yararlanabilir. Siyaset insan topluluklarının kaderidir. Bu kader bir takım dahilerin elinde arada bir yeniden yazılır ve bir takım bıkkınlıklar giderilerek insanlara yeni bir yasama ümidi aşılanır. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Sürüden nefret eden çobanlar idi bu âlemin insanları. Sürü ile yaşar, başka şey görmez onunla geçimini sağlardı, kendi de az koyun değildi ama. Aynılığa aşıktı, aynılığın tonlarına azıcık tahammülü vardı, anlayışı da bunaydı.