8/10
·120 syf.··
2026 41. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 02:18
Gerçekten çok güzel bir kitaptı. Kısa ama etkileyici, vurucu bir anlatımı vardı. En çok hoşuma giden şeylerden biri de diliydi. Cümle yapıları o kadar güçlüydü ki neredeyse kitabın tamamının altını çizmek istedim. Bir noktada kendimi durdurdum. “Bütün kitabı da çizme artık” dedim. Çünkü altını çizdiğim yerler de zaten kısa cümleler değil, genelde uzun paragraflardı. Ama o paragrafları bölmek de mümkün değildi. Çünkü anlam o kadar bütün haldeydi ki, ortasından kesince etkisini kaybedecek gibiydi. Kitabın akışı da çok iyiydi. Ara ara yapılan geri dönüşler, karakterlerin geçmişini anlamamızı sağladı. Özellikle Henrik ve Konrad’ın dostluğunun nasıl başladığını, nasıl ilerlediğini görmek hikâyeyi daha derin hale getirdi. Henrik’in ailesi, yetiştiği ortam gibi detaylar da karakteri daha iyi anlamamı sağladı. Bir de Nini… Kitapta çok fazla yer kaplamıyor ama adı geçen her yerde içimi sıcacık yaptı. Şöyle bir eleştirim var: Kitapta diyalogdan çok monolog vardı. Yani aslında biz bir yüzleşme okuyoruz ama bu yüzleşme tek taraflıydı. Henrik, 41 yıl boyunca içinde biriktirdiği her şeyi uzun uzun anlattı. Ama Konrad neredeyse hiç konuşmadı. Bu durum bir noktadan sonra beni rahatsız etti. Evet, Henrik aslında cevap beklemiyor olabilir. Hatta belki de kendi içinde tüm cevapları çoktan vermiştir. Ama yine de bu bir yüzleşmeyse, bunun iki taraflı olması gerektiğini düşünüyorum. Karşı tarafın da kendini anlatması, en azından neden böyle davrandığını söylemesi gerekirdi. Özellikle bu kadar büyük bir kırılma yaşanmışken, Konrad’ın sessiz kalması bana eksik geldi. Mesela neden gitti? Neden böyle bir şey yaptı? Henrik’in karısıyla tanışmasına rağmen nasıl böyle bir noktaya geldi? Kıskançlık mıydı, başka bir şey mi? Bunları onun ağzından duymak isterdim. Çünkü Henrik her şeyi ortaya
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 14:42
Məndə sığar iki cahan, mən bu cahanə sığmazam, Gövhəri-laməkan mənəm, kövnü məkanə sığmazam. Ərşlə fər şu kafü nun məndə bulundu cümlə çün, Kəs sözünü və əbsəm ol, şərhü bəyanə sığmazam. Kövnü məkandır ayətim, zati dürür bidayətim, Sən bu nişanla bil məni, bil ki, nişanə sığmazam. Kimsə gümanü-zənn ilə olmadı həqq ilə biliş, Həqqi bilən bilir ki mən, zənnü gümanə sığmazam. Surətə baxu mə'nini surət içində tanı kim, Cism ilə can mənəm, vəli cism ilə canə sığmazam. Həm sədəfəm, həm inciyəm, həşru sirat əsinciyəm, Bunca qumaşu rəxt ilə mən bu dükanə sığmazam. Gənci-nihan mənəm mən uş, eyni-əyan mənəm, mən uş, Gövhəri-kan mənəm mən uş, bəhrəvu kanə sığmazam. Gərçi mühiti-əzəməm, adım Adəmdir, Adəməm, Dar ilə künfəkan mənəm, mən bu məkanə sığmazam. Can ilə həm cahan mənəm, dəhr ilə həm zaman mənəm, Gör bu lətifeyi ki mən, dəhru zəmanə sığmazam. Əncum ilə fələk mənəm, vəhy ilə həm mələk mənəm, Çək dilini və əbsəm ol, mən bu lisanə sığmazam. Zərrə mənəm, günəş mənəm, çar ilə pəncu şeş mənəm, Surəti gör bəyan ilə, çünki bəyanə sığmazam. Zat iləyəm sifat ilə, qədr iləyəm bərat ilə, Gülşəkərəm nəbat ilə, bəstə dəhanə sığmazam. Nar mənəm, şəcər mənəm, ərşə çıxan həcər mənəm, Gör bu odun zəbanəsin, mən bu zəbanə sığmazam. Şəms mənəm, qəmər mənəm, şəhd mənəm, şəkər mənəm, Ruhi-rəvan bağışlaram, ruhi-rəvanə sığmazam. Gərçi bu gün Nəsimiyəm, haşimiyəm, qureyşiyəm, Bundan uludur ayətim, ayətü şanə sığmazam.
Məndə Sığar İki Cahanİmadəddin Nəsimi · Qanun Nəşriyyatı · 201921 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·120 syf.·
2026 5. kitabı
İyi bir kitabı bitirdiğinizde yalnızca son sayfayı çevirmiş olmazsınız; yazarın kurduğu dünyanın içinde bir süre daha kalır, ondan kolayca ayrılamazsınız. Bu kitabı bitirdiğinizde de yalnızca kapağını kapatmayacak; masadaki yanmış mumların kokusunu alacak, o şatonun ağır ve tozlu perdelerini üzerinize çekeceksiniz. ​Bu incelemeye, Sándor Márai’nin kederli gölgesini masaya davet ederek başlamak gerekir. Kendi vatanından ve dilinden koparılmış bir yazarın, General Henrik karakterinde kendini bulmaması mümkün değildir. Henrik’in kırk bir yıl süren bekleyişi, bir cevabı öğrenme isteğinden ziyade, kopamadığı geçmişine duyduğu marazi bir tutkudur. Márai’nin sürgün hayatı, bu bekleyişin arka planında sessizce hissedilir. 1989’da San Diego’da kendi hayatına son verdiğinde, bazı bekleyişlerin yalnızca bir sona ulaşmak için olduğunu söyler adeta. ​Roman, kırk yılı aşan bir suskunluğun ardından gerçekleşen o büyük buluşmayı anlatır. İki eski dost aynı masada oturur. Zaman geçmiş, hayat yön değiştirmiştir fakat bazı sorular ilk günkü yerini korur. Bu karşılaşma; geçmişin bir anılar yığını olmadığını, bugünün içine sızarak yaşamaya devam ettiğini kanıtlar. ​Konuşmalara baktığımızda Henrik’in mağduriyetine odaklanmak kolaydır: Aldatılan bir eş, ihanete uğrayan bir dost… Oysa satır aralarına yaklaştıkça başka bir gerçek belirir: Konrad, o masadaki "yaşayan" tek figürdür. Henrik hayatı bir görev ve bekleyiş olarak sürdürürken, Konrad tutkuyu bizzat deneyimlemiştir. Kaçmış, sürünmüş, bedel ödemiştir ama nihayetinde yaşamıştır. Henrik ise yıllar boyunca o tutkunun yalnızca küllerini izleyen bir seyircidir. ​Masada bulunmayan üçüncü kişi, aslında her şeyin merkezinde yer alır: Krisztina. Onun yokluğu, varlığından daha güçlü hissedilir. Henrik için ulaşılamayan bir anlam, Konrad için
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma
Leyla Yolalan
Puan vermedi·120 syf.··
2026 23. kitabı
Mumlar Sonuna Kadar Yanar, Măcar yazar Șandor Marai’nin ölümünden sonra keşfedilerek birçok dile çevrilen romanı. Yetmiş beş yaşında iki eski dostun, kırk iki yıl sonra bir akşam yemeğinde buluşup masadaki mumlar sönene kadar geç kalınmış hesaplaşmalarının öyküsü. General Henrik ve Konrad…Biri iyi bir ailenin ve disiplinin, diğeri yokluğun ve sanatın içinden gelen iki çocuk… Ve yıllar içinde aralarındaki güven duygusunun içten içe zedelenip dostluklarının kırılması…Sonunda Konrad’ın haber vermeden kaçışı, Henrik’in hayatının tümden değişmesi. Henrik’e o günlerden kalan tek şey sütnine Nini ve kırk iki yıl sonra ortaya çıkan Konrad’dır. Kırk iki yıl sonra bu buluşma gerçekleşmek zorundadır. Çünkü aralarındaki sırrın ve dostluğun özel bir gücü vardır. Ve Henrik , Konrad’a iki soru soracaktır. Kırk iki yıldır bekleyen sorular. Henrik, belki de bu soruların cevabını beklemiyordu ya da cevaplansa bile bir şeyin değişmeyeceğini biliyordu. Burada okuru etkileyen nokta da bence burasıydı: Henrik’in kırk iki yılını, bu iki soruya bağlayarak yaşaması. Ömrünün kırk iki yılını boşa yaşayıp yaşamadığını anlamak için yıllarca bu iki soruyla yaşamak zorunda kalması. Birbirinden farklı olan ama birbirine bağlı, birbirini tamamlayan iki dost bu masada kozlarını paylaşacabilecek mi, Henrik sorularının cevabını alıp kırk iki yılın muhasebesini yapabilecek mi? Ve en önemlisi Konrad, Henrik’in karısı Kristina ile ilgili bilgiyi verecek mi? Sandor Márai’nin dili çok sarsıcı, okurun doğrudan içine işliyor adeta. Sabırla örülmüş kurgu sımsıkı sarıyor okuru. Yaşanan her şey tek bir gecede geçer ama o gece, iki ömrün tüm acılarını, yaşanmışlıklarını taşır ve bu okura hissettirilir. Kısacası okuyup bitirdikten sonra da okurun zihnini meşgul eden bir roman Mumlar Sonuna Kadar Yanar.
Roman
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma
Mumlar Sonuna Kadar Yanar
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 12:11
​Sándor Márai'nin "Mumlar Sonuna Kadar Yanar" eseri, sadece iki eski dostun yıllar sonraki yüzleşmesini anlatan bir roman değil; bencilliğin, aristokratik gururun ve insan psikolojisinin en karanlık köşelerinin kusursuz bir haritası. ​Kitabı okurken dostluk sandığımız şeyin aslında ne kadar toksik olabileceğini dehşetle fark ediyorsunuz. General'in çocukluktan gelen sevgi açlığı, Konrad'ı bir birey olarak değil, kendi yalnızlığını dolduracak bir "obje" olarak görmesine sebep oluyor. Ona ne istediğini hiç sormadan, içindeki o kırılgan sanatçı ruhunu görmezden gelerek onu kendi ritüellerine, biniciliğe ve askeri kurallara hapsediyor. Konrad ise minnet duygusu ve gururu altında ezilerek kendi kimliğinden vazgeçiyor. Bu bir dostluk değil, aslında sessiz bir asimilasyon. ​Ve tabii ki o kaçınılmaz ihanet... Konrad'ın içindeki o gizli sanatçıyı, o "gerçek" adamı gören tek kişi Krisztina oluyor. Generalin Krisztina'ya duyduğu sevgi ne kadar yüzeysel ve "şekilci" ise; Konrad ve Krisztina arasındaki bağ da bir o kadar tutkulu ve yıkıcı. Av günündeki o namlu, aslında sadece ihanetin değil, yıllarca süren bir "anlaşılmama" çığlığının da patlama noktası. ​Yazarın asıl ustalığı ise "sessizliği" bir silah olarak kullanmasında yatıyor. General ihaneti öğrendiğinde bağırıp çağırmıyor; eşini 8 yıl boyunca o korkunç sessizliğin ve vicdan azabının içine hapsederek cezalandırıyor. 41 yıl boyunca sadece iki sorunun cevabını bekliyor. Şöminenin başında, bütün gerçeklerin yazılı olduğu o sarı günlüğü okumadan ateşe atması ise romanın zirve noktasıydı. Çünkü General biliyordu ki; bazen birinin suskunluğu, binlerce kelimeden daha net bir cevaptır. O günlüğü yakmak, hem bir aristokratın ölmüş eşinin mahremine duyduğu son saygı hem de "Ben cevabımı senin sessizliğinden çoktan aldım" deme
Hayata Dair
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma
Dönüşün Çöküşü
8/10
·120 syf.··
2026 2. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 00:00
Bazı kitaplar sizi yavaşlatır. İçinde bulunduğunuz odanın havasını değiştirir, size saatin sesini duyurur. Sándor Márai 'nin Mumlar Sonuna Kadar Yanar'ı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu, bilinçsizce nefesimi tuttuğumu fark ettiğim türden. Kendimi sık sık, neredeyse bir cinayet romanı okur gibi hissettim. Tuttuğum nefesi bırakırken anladım: bu gerilimin altında umduğum şey yoktu. Anlatı tek geceye sığıyor. Kırk bir yıl önce vatanını terk eden Konrad, generale geri dönüyor. Bu kadar. Ama Márai bu "kadar" kelimesini, içini doldurmak için bir ömür isteyen bir taşıyıcıya dönüştürüyor. Çoğu okurun buradaki kurguyu; havada kalan soruları, yanıtsız geceyi, yakılan günlüğü çarpıcı bulduğunu görüyorum. Ben bulmadım. Daha doğrusu: Nereye varmak istediğini anladım; ancak oraya hangi yoldan gittiğini içime sindiremedim. Merkezinde bir aşk üçgeni var gibi görünüyor. General, Krisztina, Konrad. İhanet, sadakatsizlik, kıskançlık. Ve Márai'nin dahiyane hamlesi şu: Bu üçgeni önemsizleştiren cümleyi bizzat general söylüyor: "İki insan arasında, bir kadınla bir erkek arasında 'Neden' ve 'Nasıl' zaten daima acınacak kadar aynıdır. Konstelasyon küçümsenecek basitliktedir." Sanki yazar biliyor. Malzemesinin vasat olduğunu biliyor ve bunu metnin içine gömmüş. Bu bir özeleştiri mi, yoksa okuru silahsızlandırma stratejisi mi? Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bu kabul, eleştirimi bertaraf etmiyor, aksine keskinleştiriyor. Márai "bu hikâye sıradan" diyor ve ardından o hikâyeyle dinletiye çıkıyor. Kemancıya hayran oldum; keşke o parçayı seçmemiş olsaydı. Kırk bir yıllık bir bekleyişin, bu denli rafine bir dilin ve varoluşsal bir soruşturmanın (“hayatta kalmak bir suç mu?”) altında başka bir şeyin yatmasını isterdim. Belki bir sınıf meselesi,
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,6bin okunma