10/10
·368 syf.··
2026 5. kitabı
#okudumbitti Pardon ben ne okudum bitti Heyecanı, enerjisi bitmeyen , temposu hiç düşmeyen şimdi ne olacak diye sorular sorduran bir kitapla hatta diziye uyarlanmış bir kitapla geldim. “ Hayatından memnun musun? “ diye soruyor kitabın arka kapak fotoğrafında. Paralel evren, kuantum ve metafizik konularıyla harmanlanmış bir hayat sunuluyor. Sonrası mı? Hayal etmeye hazırsanız başlıyorum. Eşinizin öldürülüşünü görüyorsunuz. Korkunç bir hastalık yüzünden tekrar öldüğünü. Sizi tanıyamadığı zaman olduğunu. Başka insanlarla evli olduğunu . Sizin farklı versiyonlarınızla evli olduğu zamanları. Psikotik bir nöbet geçirmeden buna ne kadar devam edebilirsiniz? Bir yandan yaşamımızdaki yapmış olduğumuz seçimleri, yapmadıklarımızı, pişmanlıkları ve acabaları sorgulatırken diğer yandan da rutinde yaşadığımız hayatın aslında ne kadar kıymetli olduğunu tekrar hatırlatıyor. Kitabı okurken en çok sorguladığım şey; “sevdiğin insan için ne kadar ileri gidebilirsin? “sorusu oldu. Yazarın dili , anlatımı konusu o kadar etkileyiciydi ki, bitirdikten sonra yeni bir kitaba başlamak yerine dizisine başladım. Kitap herkese hitap etmiyor. Özellikle Paralel evren, kuantum ve metafizik konularını seviyorsanız arşivinizde yer almasını dilerim, aşağıya kitaptan sevdiğim sözlerden bazılarını bırakıyorum. Her şeyin değişeceğini, elinizden alınacağını kimse söylemiyor size. Yaklaşıken ikaz etmiyorlar, uçurumun kenarında durduğunuzu bilmiyorsunuz. Olabilecek her şey olacaktır. Her şey. Kollektif bilimçaltımız bu dünyalarla bağlantımızı ne ölçüde etkiliyor ? İnsanlar neden kontrolcü annelerine benzeyen kadınlarla evlenir? Ya da eve hiç uğramayan babaları gibi erkeklerle? Eski hataları düzeltebilmek için. Çocukken canını yakan şeyleri yetişkin olunca düzeltebilmek için. Belki ilk bakışta
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018420 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 24. kitabı
"Çok geç oldu, erkenden." Kitabı tek bir cümle ile özetlemem gerekseydi, kesinlikle kitaptan alıntıladığım bu cümle ile olurdu. Bu cümlenin derinliği ve ağırlığı insan üzerinde büyük etki yaratıyor. Kitabımızın ana karakteri Antonio. Antonio'nun anılarını okumak için 80'li yıllara gidiyoruz. Diğer karakterler anne, baba, doktor ve bir kaç arkadaş. Tabi temelde olaylar baba ve oğul üzerinden ilerliyor, diğerleri ayırntıları güçlendiriyor sadece. Anne babası o küçükken boşanan Antonio 15 yaşında nöbet geçirmeye başlar ve üç yıllık bir tedavi süreci yaşar. Sürecin sonunda ise tedaviyi bitirmeden önce son bir testten geçmesi ve iki gün boyunca uyumaması gerekir. Babası ile birlikte yaşadığı bu iki gün gerçek bir uyanıklık haline dönüşür diyebiliriz. Babası ile vakit geçirmek babasını ne kadar az ve belki de yanlış tanıdığı hissine sebep olurken diğer yandan da annesi ile ilgili de görmek istemediği gerçekler olduğunu farkeder. Tabi şunu belirtmek gerek ki konular çok da detaylandırılmıyor, neden ayrılık yaşandı, baba neler hissetti bunlar çok da derinleşmeden veriliyor. Antonio'nun yaşadığı uyanma hissi herşeyi bilmekten değil babasının içindeki adamı tanımak ve onu anlamaktan kaynaklanıyor. Kitabı aslında bu kadar etkileyici ve sarsıcı yapan şey bence birşeyleri anlamanın kaderi değiştirmeye gücünün olmaması. Kader her zaman bizden büyüktür, zaman ise bizden hızlı... O yüzden bir gün "çok geç oldu, erkenden" hissine kapılmamak için anı iyi değerlendirmeli, sevdiklerimizi gerçekten hak ettikleri gibi sevmeliyiz. Kaybettikten sonra kıymetini bilmek mi yoksa kıymetini bildikten sonra kaybetmek mi daha çok acı verir insana? Sizce hangisi daha zor... Anlatımı sade, akıcı, olayların oluşuna baktığınızda sabit ritimli bir kitap. Güzel bulsam da övüldüğü kadar büyük bir
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,998 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
birey olabilmek zordur toplumda
6/10
·69 syf.··
2026 74. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 11:17
"Hiç kimse gece gündüz, sürekli olarak açlık sanatçısını izleyemezdi. Bu yüzden de hiç kimse açlığın çok sıkı ve sürekli olduğuna dair ilk elden bir kanıt sunamazdı; bunu yalnızca açlık sanatçısı bilebilirdi." Dünya klasiklerinden Franz Kafka kaleminden Açlık Sanatçısı kitabı koridor yayıncılıktan Ahmet Arpat çevirisi ile hikaye türünde kitap. Açlık Sanatçısı, insanın varoluşsal yalnızlığını ,modern bireyin kendini anlama ve ifade etme arayışını, toplumun bu çabayı anlamaktaki yetersizliğini ve sanatın doğasına dair derin bir alegori sunar. Hikayede, sanatçı şehir meydanlarında ve sirklerde insanlara bir kafesin içinde günlerce, hatta haftalarca hiçbir şey yemeyerek aç kalarak izleyicilerine ve kendisine ruhsal doyum sağlayan bir gösteri sunmaktadır. Hayatını sadece bu yolla idame ettiren sanatçı kafeste aç kalmayı büyük bir tutkuyla yapar. İnsanların, sanatçı üzerindeki ne zaman yemek yiyecek düşüncesiyle yaptığı psikolojik baskı ve merak duygusu gece-gündüz yorulmak bilmeden sanatçının başında acaba yemek yer mi düşüncesiyle deyim yerindeyse nöbet tutma süreçlerini de kitapta aktarılır. Ancak zamanla merak ve ilgi de azalır halkın eğlence anlayışı değişir. Açlık sanatçısı bir sirk köşesinde, unutulmuş kafeste yapayalnız kalır. Açlık sanatçısının yerine panter konur. Panteri izlemeye gelen seyirciler açlık sanatçısına göre daha fazladır. Bunun nedeni de panterin hayattan daha fazla keyif almasıdır. Hikâyede ayrıca panterin canı ne isterse verildiğinden bahseder. Bu da okuyuculara birçok açıdan yorumlanabilecek bir ipucudur. Sanatçılara verilen değeri gösteren Açlık Sanatçısı, Kafka’nın ölmeden önce yayımlanan son eseridir. "Birey büyük ölçüde toplum tarafından yalnız bırakılır ve mağdur edilir." Dönemin ve toplumun dişlileri arasında sıkışmış, kendini bulmayı
1000Kitap
Açlık SanatçısıFranz Kafka · Altıkırkbeş Basın Yayın · 20007,5bin okunma
Kimsesizler Coğrafyası
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
Aynı Ateşin Başında İki Yabancı; Coğrafyanın Yetim Bıraktığı Adamlar ​İstanbul’da yaşayan anlatıcı 6 Şubat sabahı yüzyılın felaketiyle uyanır.Hatay’daki kuzeni Ferit’ten haber alamayınca tüm tehlikeleri göze alıp yola çıkar. Şehre vardığında karşılaştığı manzara tam bir kıyamet tasviridir tanıdığı tüm sokaklar silinmiş binalar yerle bir olmuştur. Ferit’in yıkılan apartmanının önünde,dondurucu soğukta ve yetersiz iş makinelerinin gölgesinde çaresiz bir nöbet başlar. ​Anlatıcı enkaz başında günlerce umutla beklerken, yanı başında kendisi gibi donmuş halde duran bir adamı fark eder:Irak’taki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan Ali Kader. Ali’nin de hamile karısı ve küçük kızı aynı enkazın altındadır. İki yabancı, dondurucu soğukta bir ateşin başında ısınmaya çalışırken acılarını paylaşır. Ali, bombalar altında geçen Bağdat çocukluğunu, Suriye'de uğradığı insanlık dışı işkenceleri, ardından Van ve İstanbul’a uzanan zorlu öyküsünü anlatır.Tam Hatay’da geçmişi unutup yeni bir sayfa açmışken,bu kez yerin altından gelen o amansız sarsıntı vurmuştur. ​Biri Batılı, eğitimli ve düzenli hayatı olan bir adam; diğeri ise ömrü savaşlardan,işkencelerden kaçmakla geçmiş bir mülteci... Ancak bu enkazın başında ikisi de eşit; sadece sevdiklerinin sesini duymak isteyen iki çaresiz insan. ​Günler süren bekleyiş ağır bir trajediyle sonlanır.Önce Ferit sonra Ali’nin hamile eşi ve çocuğunun cansız bedenleri çıkarılır enkazdan. Ali,onca şeyden ailesini korumayı başarmış,ancak Hatay’da yerin altından gelen bir sarsıntıya yenik düşmüştür. Kitap,Ali'nin bu korkunç kayıpla tamamen sessizliğe gömülmesi ve anlatıcının "Coğrafya gerçekten bir insanın kaçamayacağı mutlak kaderi midir"sorusuyla baş başa kalmasıyla sonlanıyor.Ağır bir keder duygusuyla perdesini kapatıyor; Bazı insanların ayaklarına
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026106 okunma
İnkisâr-ı Hayâl
Puan vermedi·264 syf.··
2026 54. kitabı
Selam canlarım Ben geldim ve sizlere yepyeni bir kitap ile geldim Özge Yıldırım'ın kaleminden İnkisâr-ı Hayâl ile geldiiim Hemen kısacık konusundan bahsedeyim Sofia Vassielou, Kapadokya’da tanınmış bir ailenin kızı olan annesi Mayda ve Yunan asıllı babası Nicolaus’un ölümünün ardından Yunanistan’daki hayatını geride bırakarak Türkiye’ye, Kapadokya’ya geliyor Ancak havalimanına indiğinde, taksiye binmek üzereyken tanıştığı adamla birlikte neye uğradığını şaşırır Çünkü karşısındaki adam, uzun zamandır rüyalarında gördüğü kişinin ta kendisi… Başta bu duruma anlam veremeyen Sofia, havalimanında tanıştığı Serhat Kadıoğlu ile sık sık karşılaşmaya devam ettikçe aralarındaki ilişkinin boyutunu da değiştirmeye başlar Ama bilmedikleri çok büyük bir gerçek var ki Geçmişten gelen sırlar, saklanan gerçekler ve yaşananlar ikisinin de kaderini tamamen değiştirecektir Öncelikle yazarın kaleminden başlamam gerekirse Ben Özge Yıldırım’ın kalemiyle ilk defa bu kitapta tanıştım ve bu aynı zamanda yazarın ilk basılı kitabıymış Kalem genel anlamda akıcıydı. Okurken beni sıkmadı, sayfalar rahat ilerledi diyebilirim Özellikle olayların durağanlaşmaması kitabı daha rahat okumamı sağladı. Yazım dili sade ve boğmayan bir yapıdaydı. Ben yazarın kalemini genel olarak orta seviyede buldum Yine de ilk basılı kitap olması açısından bence güzel bir başlangıçtı Karakterlerimize gelecek olursak öncelikle Sofia Vassielou ile başlayayım Sofia gerçekten tatlı ve sempatik bir kızdı. Türkiye’ye geldikten sonra annesinin ailesine yaklaşımı, Kapadokya’ya adapte olma süreci ve orada eğitim verdiği öğrencilerle olan diyalogları güzeldi Özellikle ortama hızlı alışması ve insanlarla kurduğu bağ hoşuma gitti. Ama Sofia’ya kızdığım bazı noktalar da oldu. Özellikle hastalığı konusundaki bazı
İnkisâr-ı HayâlÖzge Yıldırım · Ulysess Yayınları · 20262 okunma
Puan vermedi·494 syf.··
2025 11. kitabı
Olasılıksız, ilk bakışta bir bilimkurgu ya da gerilim romanı gibi duruyor ama okudukça bunun biraz daha farklı bir şey olduğunu fark ediyorsunuz. Çünkü kitap sadece olay örgüsüyle ilerlemiyor; sürekli kafanıza bir fikir atıp onunla uğraşmanızı istiyor. Hikâyenin merkezinde David Caine var. İstatistik profesörü ama hayatı pek de yolunda gitmiyor. Kumar bağımlılığıyla uğraşıyor, epilepsi nöbetleri geçiriyor ve bir noktadan sonra yaşadığı bir nöbet her şeyi değiştiriyor. Bundan sonra olaylar bildiğimiz anlamda ilerlememeye başlıyor. Kitabın en ilginç tarafı da burada. David, olası gelecekleri görebilmeye başlıyor. İlk başta kulağa süper güç gibi geliyor ama roman bunu öyle işlemiyor. Tam tersine, ne kadar çok şey görürse durum o kadar karmaşık hâle geliyor. Okurken sık sık özgür irade meselesine dönüyorsunuz. Gerçekten seçim yapıyor muyuz, yoksa sadece bize seçim yapıyormuşuz gibi mi geliyor? Fawer bu soruları ortaya atıp geçmiyor. Olasılık teorisi, matematik ve nöroloji gibi konuları hikâyenin içine yerleştiriyor. İlginç olan şu ki bunlar ders gibi durmuyor; aksine merakı artırıyor. Benim en sevdiğim tarafı, bilimsel fikirleri kullanırken hikâyeyi geri plana atmaması oldu. Bir yandan ne olacağını merak ederek sayfaları çeviriyorsunuz, bir yandan da anlatılan fikirler üzerine düşünüyorsunuz. Olasılıksız bittikten sonra akılda kalan şey sadece olaylar değil. İnsan ister istemez geçmişte verdiği kararları düşünüyor. Hayat gerçekten seçimlerimizin sonucu mu, yoksa biz sadece ihtimaller arasından ilerleyen bir yolun üzerinde mi yürüyoruz?
Duygu ve Düşünce
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,4bin okunma