H.

Benjamin Button'un bedeni değil ruhu Siddhartha...
Puan vermedi·148 syf.··
2024 10. kitabı
(Spoiler içerebilir.) I.Bölüm: "Düşünmek, beklemek, oruç tutmak." Her şey kusursuzkenki şüphe, daha fazlası olmalı düşüncesi, arayışta olmak. Bir sonuçtayken bir sebep aramak. Bu da bir açgözlülük müydü? Siddhartha bu his içinde olduğu için mi Ben'inden kurtulamıyordu? Seyahat etti Siddhartha, kast sistemindeki yerinden vazgeçti, ormandaki keşişlerle dost oldu, yetmedi yolunu bulmuş olanla karşılaştı yolda: Buda. Buda'nın öğretisinin tek bir kusuru vardı Siddhartha için, Buda'nın kendi yolu bir sırdı. Buda bir hedef gösteriyordu sadece ama Siddhartha o sırrı öğrenmek (yasak elma?), o sırra yolculuk etmek istiyordu. Eleştirdi ve terk etti ermişi. II.Bölüm: "Giysiler, iskarpinler ve para pul." & III.Bölüm: "Beklemek, sabretmek, kulak verip dinlemek." "Siddhartha; kendi yolunu mu, kendi mahvını mı buldu?" 49.sayfaya kitabı okumaktayken böyle bir notta bulunmuştum. Zaman Siddhartha'ya gösterdi ki iyisiyle veya kötüsüyle kendi yolunda yürümüştü: Günahın tadına bakmıştı, tövbe etmeyi öğrenmişti ve böyle "erişmişti" ırmağın sırlarına. Fakat zaman ben okur için gösterdi ki mahvını buldu Siddhartha. İstemsizce rahatsız oldum Siddhartha'nın yolculuğundan, temiz şeyleri kirletmekle kalmıyor bir de bir arayışın lekesiz olamayacağını yüzüme haykırıyormuş gibi hissetmekten kendimi alamadım. Halbuki arayış saflık için, saf olmak değil midir?
Edebiyat
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu, Oblomov'un Savunmasıdır!
9/10
·622 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
Rusya'da serfliğin kaldırılması süreci, dünyada sanayi inkılapları; sürekli değişen gelişen insanoğlunu harekete geçirmek! Bu zamansız eser, yazıldığı dönemde bunlara sebep olmuş. Bir tarafta örnek teşkil eden Alman halkı, bir yandansa tüm eleştirilere tabi Rus halkı. Doğu ve Batı. Doğu'daki tembel ve zengin efendilerin, tembel ve yoksul hizmetkârları! Roman boyunca iki halk üzerinden olan ve olması gerekeni gözlemliyoruz. ! UYARI ! (En azından böyle diyenler de var. Oblomovluk'u tembel yahut üşengeç sözcüklerine indirgeyenler... Halbuki herkes Oblomov olamaz! Her tembel, Oblomov değildir!) Fakat ben bunlardan bahsetmeyeceğim. Şimdiden bahsedeceğim. Şimdi, "21. yüzyılda zaten değişmiş, gelişmiş çağdaş bir insanoğlu imparatorluğunda bunu okumak neye sebep olmuş olabilir?" diye soruyorum sizlere. Adımı öğrenmeme! Merhaba, benim ismim Oblomov. 21. yüzyıla doğdum. Kapitalist düzende nüfusa eklenen bir sayı olduğum için değersiz olduğum, değersiz olduğum kadar çalışmak zorunda olduğum, her anımın verimli olması gereken bir modern zaman işçisiyim. Ben de zaman zaman Oblomov gibi soruyorum kendime, "Ne zaman yaşayacağım ben?" diye. Her gün ruhumu öldüren, katlanmam gereken işler içinde; sahi ne zaman yaşayacağım ben? Ruhumu ayakta tutmak için başlattığım pasif protestoyla da mı aynı sonuca vararak ruhumu öldürdüm? ●ANNE KUCAĞI BİR DÜNYA Kalbim, Oblomov'unki gibi hassas. İkiyüzlülüğe, dedikoduya tahammülüm yok. Herkeste, her yerde; yuvamı, sıcaklığı samimiyeti ararım. Hayalkırıklıklarım hayatımı yaşamama engel olur. Böyle zamanlarda çocukluğuma sığınırım. Orası güvenlidir, şüphelere yer yoktur, dürüst bir sevgi vardır orada, bu dünyanın aksine. Sahi adaşım Oblomov da aramıştı memuriyet zamanında müdüründen babası gibi olmasını, böylelikle Oblomov da onun oğlu gibi
Edebiyat
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma
Kan, ter, gözyaşı ve güzellik: Martin Eden. (Spoiler!)
9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2021 15. kitabı
● Girizgâh Martin Eden, Jack LondonJack London'ın Beyaz DişBeyaz Diş'ten sonra belki de en popüler kitabı. Eser yarı otobiyografik bir roman, küntslerroman geleneğinde yazılmış. * Küntslerroman: Künstlerroman kelime anlamı olarak çevirildiğinde "sanatçı'nın Romanı" olarak Türkçede karşılığını bulur. Bu anlam içeriğinden yola çıkıldığında Künstlerroman'ın; genç ve çıraklık dönemindeki sanatçıların, seçtikleri ve hayatlarını adamayı düşündükleri sanat alanının zorluklarını, güzelliklerini ya da çirkinliklerini anlatan, bu genç sanatçıları bilgilendirmeyi amaçlayan romanlar olduğunu söylenebilir. (Kaynak: Wikipedia) Üslubuna, diline Beyaz DişBeyaz Diş'ten aşina olduğum London'ın bu tek eseriyle bile beni kendisine olabilecek en üst mertebede hayran bıraktığını düşünmüştüm (yanılmışım, hem de nasıl!), ta ki bu mertebenin zirvesini Martin Eden'da yaşayacağımı anlayana kadar. (Belki de olabilecek en yakın gelecekte okuyacağım bir diğer London eseridir, kim bilir ama MARTIN EDEN BİR BAŞKA OLMALI, TAM DA BU YÜZDEN) Kendi hayatından izler taşıyan bu eserine hiç de hazır değilmişim anlaşılan. Ki belki de bu, eserin en güçlü yanı. Yazarın bizzat yaşadığı tecrübeleri ustaca kurgulaması okuru kitaba daha çok çekiyor. Kitaba bir başladınız mı adeta kitabın içinden kollar fışkırıyor ve sarıp sarmalıyor sizi. Kitaba dair tek pişmanlığım, günlük hayat imkansızlıklarım nedeniyle kitabı bir solukta okuyamamamdı. Birkaç günüm olsaydı da yemeden içmeden okuyabilseydim keşke. ● Martin Eden & Ruth: Âşk Ah, Martin Eden...Şuan tüm maddeselliğinle karşıma dikilsen ben de âşık olurum sana. Ne fizikselliğine, ne de yazar kimliğine âşık olurum, ben düpedüz Martin Eden'a âşık olurum. Maddeselliğine dahi gerek yok, sen sayfalardan ve kelimelerle varolduğunda bile ben sana âşık oldum. Engellere karşı yılmayışın, defalarca
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Kitabı okuduktan sonra okumanızı tavsiye ederim.
Puan vermedi·336 syf.··
2021 1. kitabı
youtube.com/watch?v=rrZwKmc... ● Mai ve Siyah: Baran-ı elmastan baran-ı dürr-i siyaha uzanan, çalkantılı, inişli-çıkışlı; hülyaların hakikatlere meydan okuduğu; okurun hayal kırıklığının hazinliğini ensesinde soluduğunu iliklerine kadar hissedeceği bir yolculuk: gök ve toprak, mai ve siyah! Edebiyat-ı Cedide’nin ‘’batı tekniğine uygun ilk realist roman’’ meyvesini veren bu değerli roman, Halid Ziya’nın elinde adeta bir müzik aleti (dönemin meşhur sembolizmciliği) olup çıkmış, leziz betimlemelerle okuyucuya yıllardır roman vasıtasıyla şiiri tattırıyor. Unutamayacağınız, belki de tanıdık gelen, yarım kalmış bir gülümseme gibi bir tat…Ahmed Cemil’in hayalleriyle beslenen, hayat bulan gençliğinin şiiri bu… Ahmed Cemil, sıcak bir aile ortamında büyümüş, edebiyat düşkünü hayalperest bir gençtir. Hüseyin Nazmi ile arkadaşlıkları edebiyatla mühürlenmiştir. Ta ki Ahmed Cemil’in dudakları kendi deyimiyle ‘’piyale-i telhi-i hayatın zehrabesi’ne (acı hayat kadehinin zehirli suyuna) dokunana kadar. Babasının yasıyla beraber bu genç ve şairane ruhun omuzlarına kız kardeşi ve annesinin geçim yükü de binmiştir artık. Ahmed Cemil, türlü zorluklara katlanarak, hülyalarının verdiği güçle, Mekteb-i Mülkiye’yi bitirmeyi başarır. Mirat-ı Şuun mecmuasında da devamlı çalışmaya başlar, özel dersler verir. Bir gün o ‘’eser’’i yazmak, buna bağlı ün kazanmak (ün kazanmak bu şairane ruh için saf bir arzudur, o eserine yönelik saygıyı ve sevgiyi ister yalnızca), kendi matbaasını açmak umuduyla… Ahmed Cemil öyle bir şey yazacaktır ki, gözler yukarı çevrildiğinde masmavi bir gökyüzü bulunacak, gözler aşağı çevrildiğinde ise kara toprağın ta kendisi bulunacak! Ahmed Cemil şiirini yazar, dost meclisinde okur…Mailiğini, siyahlığını bilmiyoruz şiirinin
Edebiyat
Mai ve SiyahHalid Ziya Uşaklıgil · Can Yayınları · 201934,7bin okunma
Yusuf artık özgür mü?
Puan vermedi·222 syf.··
2020 34. kitabı
Yusuf, sürekli kalıplara sokulan bir yetim. İstekleri, arzuları yasaklardan; imkansızlıklardan oluşuyor. Kaderin mahkûmu. Davranışları ise olayların mecburi sonucundan ibaret. Hiçbir zaman yerini, kim olduğunu, ne yapmak istediğini bulamamış. Bir şeyden emin: o da mektebin, katipliğin kendisine uygun olmadığı. Bir şeyden daha emin: o da Muazzez'in yokluğunun müthiş olacağı. Hiçbir zaman içinden geldiği gibi hareket etmemiş o. O Kuyucaklı Yusuf. Roman boyunca gerçekten de oradan oraya koşuyor -sürükleniyor mu desem- Yusuf. Yusuf'u okur olarak ilk ana-babasının ölümüne karşı takındığı hayret verici ve belki de korkutucu -çocuk ne de olsa-soğukkanlılığıyla tanıyoruz. Kaymakam Salahattin Bey onu evlatlık alıyor. Kendi kızından ayırmıyor. Fakat Yusuf kendi içinde hep ayrı, hep yetim. Mektep okumayı reddediyor, mektep onun doğasına aykırı. Seneler geçiyor. Kız kardeşi o farkında olmadan bir genç kıza dönüşüyor. Yusuf kendini öyle bir baskı altına almış ki kız kardeşine karşı olan duygularını kendine bile itiraf edememiş. Hayatında ilk defa dizginleri kendi eline almaya çalışıyor fakat başarısız olarak Salahattin Bey'e yine boyun eğiyor. (Muazzez'le kaçtıktan sonra Salahattin Bey'in isteğiyle Edremit'e dönmeleri.) Salahattin Bey'in ölümü, yeni kaymakamın gelmesi, Yusuf'un yeni vazifesi derken...Yeşilçam filmelerine yaraşır bomba gibi bir son! Yusuf'un baş kaldırışı, dizginleri eline alışının ilk başarısı... İçinden geldiği gibi davranıyor Yusuf... Evde çıkan çatışmada öldürdüğü kimseler belki sadece kimselerden ibaret değil... Muazzez de belki onu tutan bir zincir... Şimdi tekrar soruyorum: Yusuf artık özgür mü? NOT: Eklemeliyim ki, romanda dönem toplumu başarıyla işlenmiş. Özellikle taşradaki eşraf - mütegallibe çatışması. Fakat ben özellikle baş kahramanımız Yusuf
Edebiyat
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,4bin okunma