"Böyle yaşanmaz!" dedim. "Anı yaşamayı bilmiyorsun! Haya tını kaçırıyorsun! Bir şeyler kaçırmaktan korktujun için o ekrana bakıp duruyorsun! Asıl böyle yaparak kaçırıyorsun! Bir tanecik ha yatını kaçırıyorsun! Gözünün önünde duran şeyleri, çocuklujundan beri görmek istedijin şeyleri göremiyorsun! Bu insanların hiçbiri göremiyor! Hallerine baksana!"
Boy yapılanması ve bu yapının 24 boy üzerine oturtulması, bu örgütlenmenin daha sonraki Türk topluluklarınca aynen sürdürülmesi; Hunların kökeni konusunda çok önemli başka bir ipucu olarak ortaya çıkar (23)
Hun aristokrasisi üç bölüğe ayrılıyordu: Doğuştan prensler, hizmet aristokratları ve boy beyleri. Beyler ve kabile ileri gelenleri hem gelenekleri kullanarak, hem kanunları dverye sokrark hem de ellerindeki silahlı güçleri hatırlatarak yabgunun iktidarının despotlaşmasına engel olabiliryorlardı. Hun devleti ataerkil şartların ortaya çıkardığı oligarşik bir yönetime sahipti (24).
Saka Türkleri'nin demir teknolojisini kullanmak, daha sonra Türklerin tekeli altına girecek ve onları Asya'nın fatihleri haline getirecektir (27).
Adam Kazanma
Çinliler Li komutasında 99 yılında HUnlara saldırıyor. Hunlar yeniyorlar. Li'yi öldürmüyorlar HUn Yabgusu Küdihav ona kızını veriyor. Hakas boyuna yönetici yapıyor (32).
Türklere Ting ling tegreg, tıgrıg yani tekerlekli anlamına gelen adlar veriliyor. Kao-ch'e MÖ 700 bu da kağnılı demekmiş (43).
Chou hanedanı Türk (44).
Chou kültürü ile Hun ve genel Türk kültürünün uyuştuğunu maddi kültür eserleri açıkça ortaya koymaktadır. Tekerlekli arabalar, özellikle de "kün-ay" motifi, Chouların eski TÜrklerden olduğunu gösteren sadece iki örnektir. Kün-ay piktogramı, Türklerin Gök Tanrı innacındaki güneşi ve ayı temsil etmektedir (45).
430 yılında Hun orduları Ren Nehri sınırına ulaştı. Rugila öldü Bleda ve Attila başa geçti (48)
Anadoluya Gelme Tarihi
Suriyeli tarihçi Yeşu Stilit 395-408 yılları arasında tüm Suriye'nin Hunlar'ın eline geçtiğini yazıyor (56).
O dönemde yaşayan Bizans tarihçisi Jahannes de Nikiou, Kubrat'ı Hun prensi gösterir ve onun gençliğinde Konstanopolis'te, Hıristiyan bir çevrede, Bizans sarayında yetişiğini, Hıristiyan
Carthage: Reflections of a Martian
Thy expected alien
Am I.
Weird of shade
And doomfire face:
All thy senses
Cry to my
Mourning mysteries
Which yesterday
Were commonplace.
We sit at Sunday breakfast
And I smell the dust of Carthage.
It drowns the spang
Of our automatic toaster.
That strange woman across from me
Smiles, butters two slices.
Her smiles arouses a multitude in me!
Her smile...
Frightens us.
I must look away!
Out the window beside my arm,
Sunglow warms a brick walk.
Grass, a tree, a planting of forsythia.
It is spring.
In the spring...
The earth is covered with dust.
"For someone used to life in a civilized community, like the city states of Greece, the kingdoms of Asia Minor, or the empires of Assyria or Persia, those living beyond the frontiers were "Other"-people different from us, foreigners. To the Greeks, they were Barbarians, aliens who made incomprehensible sounds like 'bar bar'. Yet the Other, by their very nature, were worthy of attention. They commanded valuable resources such as gold, tin, furs and horses and they had worthwhile skills, like their ability to use the bow and to fight in close formation on horseback, which could be learned or their horsemen hired."