Öncelikle denizi, okyanusu mekan seçmiş kitapların ruhu her zaman beni çekmiştir. Bu havaya aldanarak okumaya başladığım bir kitaptı. Fakat bana oldukça abartılmış bir roman olduğunu gösterdi. Karakter anlatımları, iç dünyalarının yansımaları ve yaşanan olayların nasıl duygulara dönüştüğü tahlilleri başarılı olsa da asla diğer klasiklerin yanına bile getiremeyeceğim bir roman. Okuduğumdan pişman değilim tabi ki ama zamanımı daha iyi de değerlendirebilirmişim. Yazarın seçtiği Ishmael karakteri özellikle ilk başlarda bana tamamen ırkçı ve hristiyanlık dışında hiçbir dine saygısı olmayan biri gibi geldi. Romandır tabi ki böyle bir karakter yaratılabilir fakat diğer dinlere saygısı varmış gibi anlatımlarda bulunup sonrasında yeri geldiğinde diğer dinlere alaycı yakıştırmalar yapan bu karaktere, aynı zamanda yazarın yansıması olarak gördüğüm için ısınamadım. Kendisi bu anlatımlarıyla ve kendi bakış açısıyla bana tipik bir Amerikalı gibi geldi. Aynı zamanda bir gemi adamın, hatta öve öve bitiremediği balina avcılarının, deniz canlılarına nasıl kinlendiklerini, kendi dünyalarında normal bir şekilde yaşayan hayvanlara ne denli takıntılı olduklarını hatta yağından faydalanmanın ötesine geçip meseleyi bir intikama dönüştürmelerini okumak beni yer yer yordu. Zaten anlatılan bu olsa da karakterleri anlayarak değil anlam veremeyerek okudum. Okuma zevkimi düşürdü. Ayrıca yaşam mücadelesi uğruna Ahab'ın bacağını koparan beyaz balinanın kinini(!) sarıklı bir Türk'e benzeten yazarımıza, öldürmeyi kendine hak gördüğü balinayı vahşice katletmeye çalışırken bacağını kaybederek kurtulduğu hadiseyi şeytani bir intikama dönüştüren Ahab'ın bir Amerikalı olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım. Kitabın şuanda yarısındayım, sonunda fikrimde değişiklikler olursa mutlaka güncellerim bu yorumumu.
Çok net, çok açık, mükemmel bir sistem eleştirisi. Dönemine göndermeler yapsa da bence her döneme, her ülkenin politikasına göz kırpan analizler, aforizmalar mevcut.