• Zaten eserin aslında da böcek anlamına gelen Käfer'den değil, haşere anlamındaki Ungeziefer'den bahsedilmektedir.
    Franz Kafka
    Sayfa 8 - Indigo
  • 447 syf.
    ·14 günde·Puan vermedi
    Roger Garaudy'nin Endülüs'te İslam ve Cemil Meriç'in Bu Ülke kitabını okuduktan sonra evdeki kütüphanede de görünce bir başlayayım bakalım dedim.Çünkü Cemil Meriç "Mukaddime" için "İbn Haldun'un büyük emsalsiz eseri, kendi semasında tek yıldız." demiş.
    .
    .
    İBN Haldun 1332 yılında Tunus'ta doğmuş büyük bir alim.Kendisi büyük bir okuma ve öğrenme arzusu olan,sık sık Fas'taki büyük kütüphanelere giden,zamanın devletlerindeki olaylara büyük bir gözlemci olarak bakan,kanıta dayalı tarih bilimini geliştiren,toplumların oluşumu ve düzenini "çevre determinizmi" olarak yapan aynı zamanda varoluşçuluk,hayatın anlamı gibi kavramlar üzerine felsefî eserleri de olan Ortaçağ'ın büyük İslam bilgini.
    Eserleri Aydınlanma sonrasında Avrupa'da büyük etkiler yapmış.Jean Jacque Rousseau,Schumpeter gibi ünlü Avrupalı düşünürleri etkilemiş.
    Böylesine büyük bir bilginin eserinin önsözüne de şunları yazması kendisine bir kez daha hayran bıraktırıyor ve ilim öğrenme sürecinin ölüme dek var olduğunu hatırlıyoruz.
    "İlimdeki sermayemin azlığını,bu konudaki eksikliğimi itiraf ediyor,dostlardan yapıcı eleştirilerini bekliyor ve Allah'tan çalışmalarımızı sadece kendi rızası için yapmayı nasip etmesini diliyorum."
    iyi bir tarihçide olması gereken kriterlerden örneğin hikmetli,bilgili,iyi bir gözlemci olması,her bilgiyi doğru olarak ele almaması üzerinde düşünüp sorgulamalar yapıp araştırması çünkü İbn Haldun diyor ki: "Geçmiş ise geleceğe,suyun suya benzediğinden daha çok benziyor."
    Herhangi bir devletin geçmiş yapısını incelerken o coğrafyanın yaşam koşullarından,toplum yapısına kadar ayrıntılı bir inceleme yapmamız gerektiğini ifade ediyor.Bunu yedi kuşak(iklim) olarak büyük araştırmalar yaparak yazmış hatta bazı kısımları idrak edemedim doğrusu.
    Ayrıca şu ana kadar okuduğum bölümlerden biri ilgi çekici idi bu kitap da her türlü bilgi varmış dedim Gaybtan haber vermek,rüya alemi,vahiyler,gaybı bilen insanların özellikleri gibi ilginç konular da vardı bu kısımlarda da kafam epey karıştı
    Fakat genel itibariyle heyecanlanarak okuyorum Ortaçağ ve öncesine uzun bir yolculuk içerisindeyim.
    Son olarak Cemil Meriç'in Umrandan Uygarlığa kitabını incelerken gözüme çarpan #Toynbee #mukaddime için şu sözleri ile yorumu bitireyim.
    ◾Mukaddime'deki tarih felsefesi,nevinin en büyük eseri.Şimdiye kadar,hiçbir ülkede,hiçbir çağda,hiçbir insan zekâsı böyle bir eser yaratmamıştır.◾

    Geçenlerde Ahmet Haşim'den Bize Göre diye bir deneme okumuştum .Orada "Seyahat ruhun bütün dertlerine devadır." diyordu.
    Zaman makinasının içindeymiş gibi 15 gündür Ortaçağ'ın Endülüs,Tunus,Fas,Isfahan,Kudüs,Horasan,Mezopotamya gibi şehirlerinde deve üstünde bir seyahat yaptım adeta.İçerisindeki kıssalar ile hem ruhumu besledim,hem tarihten ders aldım,kendime göre dersler çıkardım,bilmediğim hükümdarları tanıdım,duymadığım şehirlere gittim ve daha sayamadığım birçok şey.
    Bundan önceki paylaşımlarımda okuduğum yere kadar kitaptan elimden geldiğince bahsetmiştim zaten.Son 150 sayfasında ise "Devlet yönetimi üzerindeki esaslar" dan bahsetmiş İbn Haldun.Öyle bir inceleme yapmış ki bundan yüzyıllar öncesinde yazılmış olsa dahi hala günümüzde geçerliliğini koruyan mevzular.Lüks,israf ve sefahat kavramları üzerinde sıkça durmuş mesela.Abbasi,Emevi,Fars gibi büyük devletlerin bu kavramlar üzerindeki olaylarını ele almış.En çok durduğu konulardan biri de "Adalet". Devlet yönetimi olsun,bireyin umrandaki(toplum) daki rolleri olsun adaletin en temel kavramlardan biri olduğunu sürekli dile getirmiş.Çünkü " Adalet insanlar arasına dikilmiş bir terazidir." diyor kendileri.51.fasılda Abbasi hükümdarlarından olan Tahir Bin Hüseyin'in ,oğlu Abdullah'a yöneticilerin dikkat etmesi gereken hususlar üzerine yazdığı mektup var ki dönüp dönüp okunmalık.
    Son olarak Mukaddime kelime manasıyla "Önsöz" demekmiş.Kuran'Kerim'den,Aristo'dan,İbn Rüşd'den,Farabi'den peygamberler tarihindeki kıssaların büyük bir harmanlamanın Önsözü olarak da düşünebiliriz.Batıların Tunus'lu Büyük Bilge olarak tanımladığı İbn Haldun'u tarih,sosyoloji, iktisat, felsefe,yöneticilik,coğrafya gibi sosyal bilimlere meraklılar için önerimdir.
  • Bizlerin korkusu, geçmişin de elimizden alınması olasılığından kaynaklanmıyor muydu?
    Enis Batur..
  • 128 syf.
    ·3 günde·Beğendi·5/10
    Fütürist (geleceği okumak) [bu kavram hakkında daha fazla bilgi için http://futurizm.org/futurizm/ bağlantısına bakılabilir] görüşleriyle tanınan Alvin Toffler'in Türkçeye 'Ekonominin Çöküşü (Eko-Spazm)' adıyla tercüme edilen kitabı, ekonomik sistemlerin çıkmazlarına kısaca değiniyor.

    Kitabın ABD'de 1970'lerin ortasında, Türkiye'de ise 1996 yılında yayımlandığı unutulmadan okunmasında fayda var.

    Kitabın önsöz kısmında kitabın yazılım süreci hakkında kısa bilgilendirme sunuluyor. 1970'li yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar üzerine Toffler'den bir rapor yazması istenmesi ve bunun sunulmasından sonra gelen olumlu ve olumsuz tepkiler doğrultusunda konu biraz daha genişletilerek bu kitabın ortaya çıkmış.

    Çeşitli başlıklar altında toplanan bilgiler önemli. Bankalardan bankalara, devletlerden devletlere sınırsız, kuralsız bir şekilde dolaşan paraların hem devletlere hem de sistemlere baskı yaparak bazı şeylerin, nasıl yönlendirebildiğini de anlatıyor.

    1929 ekonomik krizinden ders çıkartarak, özellikle denetimsiz dolaşan yüksek miktardaki paranın zapturapt altına alınması gerektiğini ifade ettikten sonra 'çok uluslu' ya da 'ulus üzeri' şirketlerin artık devletlerin içlerine bile karıştıklarından bahseder.

    Alvin Toffler'in 1970'lere ait paylaştığı bilgiler günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Artık sanayi şirketleri yerine internet ve hizmet sektörünün ön plana çıktığını görmekteyiz. Bunların da 'vergisiz' bir şekilde ya da tek bir yerden yönetilmesine karşılık, elde etikleri paranın heryerden gelmesi ama sadece var oldukları ülkelere vergi vermeleri sonucu ortaya çıkar.

    Eko-spazm adlı raporun kitap haline getirilmesini okuyoruz. 1970'li yıllarda ABD'de yaşanan çeşitli ekonomik sıkıntıların sebepleri anlatılmaya çalışılmış. 1929 buhranının yaşattığı sıkıntılar, Almanya'da yaşanan yüksek enflasyon, çok uluslu şirketlerin devletlerin üzerine çıkması anlatılıyor.
  • 178 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap; Haluk Sensei’nin önsöz de belirttiği gibi, Lafcadio Hearn’ün çeşitli eserleri içerisinden seçilmiş ve “kaidan” türüne giren yirmi adet Japon halk hikayesinden oluşmaktadır. Giriş kısmında bahsedilen Lafcadio Hearn’ün hayat hikayesine kısaca değinecek olursam:
    Lafcadio Hearn, 27 Haziran 1850’de İngiliz ordusunda görevli askeri tabip Charles Bush Hearn ve Yunanlı Rosa Antonia Cassimati’nin oğlu olarak; İngiliz işgalindeki Lefka adasında dünyaya gelir. 18 yaşında Amerika’ya göç eder ve yerel bir gazetede muhabirlik yapmaya başlar. Hearn’ün aile yapısından kaynaklanan özellikleri, küçük yaşlardan itibaren Hearn’ün dünya görüşünü “Doğu” ve “Batı” olarak ikiye ayırmasına zemin hazırlamış; annesini kendisinden ayırmakla suçladığı Batıya ve Batı unsurlarına karşı duyduğu öfke, Hearn’ün iç dünyasında ezilmişlere ve “Doğu”ya karşı özel bir yakınlık hissetmesini sağlamıştır.
    1890 yılında Japonya’ya ayak basan Hearn’ün yerleştiği ilk yer, Şimane eyaletinde küçük bir şehir olan Matsue olmuştur. Hearn’ün gözünde Matsue, bir anlamda Batı’nın çirkin elinin değmediği, ütopik ve kutsal bir başkent olmuştur ve kendisini “bir tuhaflıklar ülkesi olan Japonya’yı ziyaret eden gözü pek bir masal kahramanı”na benzetmiştir. Daha sonraları Japonya’nın çeşitli şehirlerinde ikamet eden Hearn, Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’nin öğretmenlik teklifini kabul ederek, 1896 yılında yaşamının sonuna kadar ikamet edeceği Tokyo’ya taşınır. Ancak Kumamoto ve Kobe’deki batılılaşmadan bunalan Hearn’ün Tokyo’yu sevmesi olanaksızdır. Eşi Setsuko da, anılarında, Hearn için “Tokyo’nun cehennemden farksız bir yer olduğunu” anlatır. Hearn, Tokyo’ya gelişinden sekiz yıl sonra, 1904 yılında bir kalp krizi sonucunda hayatını kaybeder.
    ***
    Çok bilinen bir yazar olmadığından kısaca Lafcadio Hearn’den bahsetmek istedim. Haluk Sensei’nin derlediği kitaptaki hikayelerden bahsedecek olursam; özellikle Japon edebiyatına ilgi duyanların okuması gereken bir kitap olduğu kanısındayım. Halk hikayeleri denince bizim kültürümüzde anlatılan hikayelerle alakası olmadığını söylemeliyim. Hikayeler genelde korku ağırlıklı ve doğaüstü olayları içeriyor. Gündüz vakti okumanızı tavsiye ederim, maazallah gece okursanız rüyanıza girebilecek ve geceyi pek de hoş geçiremeyeceğiniz öğeler mevcut :D İçerisindeki hikayelerden en çok “Azize Benten’in Merhameti” ve “Aynadaki Kız” ı beğendim. Hikayeler bittikten sonra gelen “Notlar” kısmında hikayelerin Japonya’da hangi dönemlerde ortaya çıktığı ve Japon kültürüne dair verilen bilgiler oldukça iyiydi. Dil bilimcilerin ve Japonya kültürüne meraklı kişilerin severek okuyacağını düşünüyorum. Paylaştığım alıntılardan da kısmen de olsa fikir edinebilirsiniz.
    Keyifli okumalar…
  • 181 syf.
    ·Beğendi·10/10
    20. yüzyıl "aykırı" edebiyatının en önemli eseridir. Sürrealist dünyaya uzanan bir yol arkadaşı, Gözün Hikayesi.

    Bu kitap ilk bakışta pornografik gibi düşünülüyor fakat aslında ölüm teması anlatılıyor ve bir anne. Bataille cinsel arzulardan bahsederken nesnelerdeki huzursuzlukları çok daha ön planda tutuyor ve bunda da inanılmaz başarı sağlıyor. Bu da onu Sade'den farklı kılıyor.

    Bu kitapta kötülük temalı edebi metinler yer almaktadır. 1928 yılına göre oldukça aykırı bir eserdir. Nietzsche etkileri derin hissediliyor. Ki şunu da belirtmek gerekir yazarın ilk eseridir ve o dönemde çok ilgi çeker...
    Aykırı kitap okumayı seviyorum ve okuduklarım arasında en iyisi, Gözün Hikayesi.

    Susan Sontag’ın yazdığı önsözü ilk önce okumanızı, Roland Barthes'in önsözünü ise sona saklamanızı tavsiye ederim çünkü betimleme orada saklı. Bir kitapta gördüğüm en uzun önsöz, Gözün Hikayesi’nde idi fakat oldukça başarılı. (87 sayfa önsöz)

    Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar.
  • Kitabımızın adı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK...
    “Gazi” unvanını hükümdarlarımıza, büyük devlet adamlarına veririz. Bunlar bizzat savaş sahasındaki kumandanlarsa, gayretleriyle zafer kazanmış veya askerin şerefini kurtaran bir savaş sonunda geri dönmüşlerse bu unvanı alırlar (Gazi Hasan Paşa, Gazi Hüsrev Paşa, Gazi Osman Paşa gibi).