“Ey okuyucu! Şık’ın bu cehaletini, bu ahmaklığını romancının hayalhanesinde vücut bulmuş bir mübalağa olarak algılamayınız. Ben bu satırları sırf hayalimden yazmıyorum. Modelim, görüp işittiğim hakikatlerdir. Bu hakikatlere rastladığımda ben de şüphe ettim. Fakat denedim. Doğru buldum…” yazarımız Tercüman-i Hakikat gazetesinde tefrika ettiği bu eserini Şık adıyla 1889 yılında basmıştır.
Romanında ele aldığı tipleme Batı aşıklarındandır, Batı’nın Doğu’dan daha üstün olduğunu ve her konuda Batı’yı ele almamız gerektiğini düşünür. Fakat kendisi bu düşünceye ne kadar dahildir, evet muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak ve hatta onları geride bırakmak her zaman önemlidir, bunu savunmak da güzeldir, burada küçümsenecek ya da ayıplanacak bir şey yok. Fakat bu düşünceleri savunurken bunlara ne kadar uymaktayız? Eseri gerçekten beğendim ve zamansız olduğunu düşündüğüm eserlerden çünkü şöyle bir oturup düşündüğümüzde etrafımızda onlarca Şık görmekteyiz. Kitaptaki ana karakter Şık Şöhret cümlelerinin arasına 3-5 Fransızca kelime ekler, ama önüne Fransızca bir metin koysanız çevirmekten acizdir. Günümüz Şıkları ise bu acizliği İngilizcede yaşamaktadır bana göre. Şöhret Batı’nın bilim ve sanat konusunda bizlerden ileri olduğunu düşünmekteydi, fakat onunla alay etmek için ona ezberletilmiş bir bilimsel çalışma ve iki dizeden başka bir bilgisi yoktu. Bu bilgilere öyle körü körüne bağlıydı ki dost meclislerinde kendini rezil ederdi, farkına bile varmazdı. Çünkü o Şık’tı, her şeyin en iyisini o bilirdi. Şâtırzade Şık Şöhret giyim kuşama çok önem veren bir kişidir. İsminin başında Şâtırzade olduğuna bakmayın, kendisi bir ağa oğlu ya da bir mirasyedi değildir. Aslında hâli vakti pek yerinde bir kimse de değildir Şöhret. Bir devlet dairesinde çalışır, buna çalışmak denirse, maaşı da