Travma Nedir?
Bir olay birini eksiltiyorsa, yani ruhsal (veya fiziksel) olarak eskisinden daha sınırlı bir hale getiriyor ve bu durum devamlılık gösteriyorsa ancak o zaman travmatize edici veya yeniden travmatize edicidir.
Sayfa 36·Kitabı okudu
Zaman geçtikçe “normal” hakkındaki karmakarışık fikirlerimi de yitirdim, artık gerçekten bir annenin bendeki yeri nedir, bilmiyorum. Sanki sağlığımı kaybetmişim gibi, korunaksız kalmışım ya da gerçekliğimi yitirmişim gibi. Tanıdığım ama alt edemediğim inatçı bir boşluk âdeta. İçime baktıkça başım dönüyor. Öyle ıssız bir manzara ki ya uykularımı kaçırıyor ya da beni kâbuslara boğuyor. Korkularım artık benim yegâne annem.
Sayfa 114 - Domingo yayınları
Reklam
Zaman geçtikce "normal" hakkındaki karmakarışık fikirlerimi de yitırdim, artık gerçekten bir annenin bendeki yeri nedir bilmiyorum. Sanki sağlığımı kaybetmişim gibi, korunaksız kalmışım ya da gerçekliğimi yitirmişim gibi. Tanıdığım ama alt edemediğim inatçı bir boşluk adeta. İçime baktıkça başım dönüyor. Öyle ıssız bir manzara ki ya uykularımı kaçırıyor ya da beni kabuslara boğuyor. Korkularım artık benim yegâne annem.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Son otuz yılda sosyal ve kültürel açıdan öyle çok ve hızlı değişimler yaşandı ki, bu olguyu kışkırtan tek bir neden söylemek çok zor: 70'li yıllardan itibaren, o güne dek kadın ve erkek arasında var olan ve ailenin klasik yapısını oluşturan geleneksel ilişkileri altüst eden bir davranış evrimi yaşandı. Hepimiz bu devrimden daha adil bir dünyanın doğacağından emindik; bu yeni dünyada kadınlar kurban rolünden sıyrılacaklar ve gerçekliğin farkında olan kahramanlar, eşlerinin bilinçli arkadaşları olacaklardı. Erkekler de değişmişti; kişiliklerinin tutucu yönlerini terk etmişlerdi ve önyargı ve kıskançlık barındırmayan yeni zamanlarla yüzleşmeye hazırlardı. O günlerden bugüne kadar kırk yıl geçti ve kadınların tartışılmayan ve tartışılması mümkün olmayan fetihlerinin ötesinde belirginleşen durum, dişi modelin erkek modele amansızca uyum sağlamış olması oldu. Birbirimize uyduk, çünkü daha önce de söylediğim gibi medyanın bize -büyük bölümü yiğitçe direnen bilinçli kadınlara-sunduğu imge sadece baştan çıkarma ve haz verme nesnesi olan bir dişiden başka şey değildir. Uyum sağladık, çünkü cinselliği üreme kavramından sıyırmış olmamız erkeklerden özgürleşmemizi sağladı. Kendimizi gerçekleştirebiliriz, ikili serüvenlerine taşkınlıklarını dışa vurma gözüyle bakan erkekler misali biz de keyfimize göre farklı serüvenler yaşayabilir ve bunu duygulara bulaştırmadan yapabiliriz. Doğurganlığımızı yönetmeyi, anneliği hayat amaçlarımızın son sıralarına ötelemeyi öğrendik; ne var ki zaman saatinin hızla ilerlemeye başladığını fark ettiğimiz zaman da annelik arzusunun dayanılmaz dürtüsünü hisseder olduk. __Bir şekilde toplumun pornografikleşmesi durumu ortaya çıktı. Her şey cinsellik etrafında döner oldu - sergilenen, konuşulan, yaşanan, tüketilen, paylaşılan bir cinsellik.
Sayfa 74·Kitabı okuyor
Dolaylı Kapitalist Marx'ın Komünist Düşüncesinin İflası
FAŞİZMİN ÇALIŞMA SİSTEMİ İşgünü nedir? Sermaye bir günlük değerini satın aldığı emek gücünü ne kadarlık bir süreyle kullanma hakkına sahiptir? Gün bu gücün yeniden üretimi için gerekli işin ötesinde hangi noktaya değin uzatılabilir? Bütün bu sorulara görülebildiği gibi sermaye şu yanıtı verir: İşgünü, emek gücünün işine yeniden başlaması için kesinlikle gerekli birkaç dinlenme saati çıktıktan sonra, 24 tam saatin geri kalan bölümünü kapsar. Emekçinin yaşamı boyunca emek gücünden başka bir şey olmadığı ve dolayısıyla kullanılabilir bütün zamanının da hukukça ve doğal olarak sermayenin ve sermayeleştirmenin malı olduğu kendiliğinden anlaşılır. Eğitim için, entelektüel gelişme için, beden ve kafa güçlerini özgürce kullanmak için, hatta (ve hem de pazar gününü kutsallaştıranların ülkelerinde) pazar günü için bile zaman ayrılması, saçmalığın ta kendisidir. Ama gözü bağlı ve ölçüsüz tutkusuyla, ek emek oburluğuyla sermaye, işgününün yalnız moral sınırlarını değil, en üst fizyolojik sınırını da aşar. Sağlıklı gövdenin büyüme, gelişme ve bakımının gerektirdiği zamana zorbaca el koyar. Açık havayı solumak ve güneş ışığından yararlanmak için kullanılacak zamanı çalar. Yemek zamanını pintice kısar ve yapabildiği her zaman onu da üretim sürecine katar. Öyle ki, basit bir alet durumuna düşürülen emekçiye, buhar kazanına kömür, makineye yağ verildiği gibi yemek verilir. Yaşam gücünü yenileyip tazelemeye yönelik uyku zamanını, tükenmiş bedenin yeniden çalışabilir bir duruma gelmesi için kaçınılmaz birkaç ağır uyuşukluk saatine indirger. İşgününün sınırlandırılması için emek gücünün normal bakımının ölçü hizmetini görmesi şöyle dursun, tersine işçinin soluk alma zamanının ölçüsünü, ne denli zorlu ve ne denli güç olursa olsun, günde en çok ne kadar çalışabileceği belirler. Sermaye,
Hayata Dair
"Eğer kendimize 'Normal nedir?' diye sorarsak, cevabın büyük ölçüde kültürel bir kurgu olduğunu görürüz. Günümüz toplumunda 'normal' kabul edilen pek çok şey—kronik stres, sürekli bir rekabet duygusu, duygusal ihtiyaçların bastırılması ve kendimizden kopuk yaşamamız—biyolojik olarak sağlıksızdır. 'Normal' olmak, çoğu zaman hastalıklı bir toplumda yaşamanın getirdiği acılara uyum sağlamış olmaktır."
Alıntı
Reklam
Reklam