Il dit aussi qu'il voulait laisser un message pour que Florence le trouve après sa mort et que pendant ces journées d'entre Noël et le Nouvel An il n'a cessé de faire des brouillons. De lettre mais aussi de cassette qu'il enregistrait, seul dans sa voiture, sur un petit magnétophone : « Pardon, je ne suis pas digne de vivre, je t'ai menti mais mon amour pour toi et nos enfants n'était pas un mensonge… » Il n'a pas pu. « Chaque fois que je commençais, je me mettais à sa place en train de lire ou d'écouter cela et… » Il s'étrangle, baisse la tête.
Bir düşünür olarak, yalnızca kendi kendini eğitmekten söz edilmeli. Başkalarının verdiği gençlik-eğitimi ya henüz bilinmeyen, bilinemez olan üzerinde yapılmış bir deneydir, ya da yeni varlığı, her kim olursa olsun, egemen alışkanlıklara ve törelere uydurmak için yapılan esaslı bir düzlemedir: demek ki her iki durumda da düşünüre yakışmayan bir şeydir. Gözüpek dürüstlerden birinin nos ennemis naturels(Doğal düşmanlarımız) dediği anne-babaların ve öğretmenlerin işidir. - Kişi uzun süre dünyanın görüşüne göre eğitildikten sonra, günün birinde kendisini keşfeder: işte şimdi düşünürün görevi başlar, şimdi zamanıdır onu yardıma çağırmanın - bir eğitici olarak değil, kendi kendini eğitmekte deneyim sahibi biri olarak.
Uygurların maruz bırakıldığı sistematik baskıların sebepleri arasında, düzenli biçimde beş vakit namaz kılmak, üst sıralarda yer alan bir "suç." Çin polisi tarafindan gözaltına alınan, tutuklanan veya "eğitim kamplarında" tutulan çok sayıda Uygur'un tanıklığı, namazın bir "suç" şeklinde algılandığını ortaya koyuyor. Konuyla alakalı yaptığım okumalarda, karşıma çok absürt, inanılması güç ama aynı derecede hazin ve trajik örnekler çıktı. Mesela onlardan birinde, nos işlemediği halde gözaltına alınan bir Uygur, ifadesi sırasında polisin kendisine su teklifi yaptığını anlatıyordu: "Bize yakın çevrenden, bizzat tanıdığın, günde beş vakit düzenli namaz kılan birkaç kışının ismini ver, seni serbest bırakalım!"