kitabın başlangıcında "ben hasta bir adamım" ifadesini fiziki bir hastalığa yormuştum, hakeza öyle de. ancak yalnızca fiziki bir hastalık değil ruhsal da bir hastalıktan bahsediyormuş. kitabın sonunda yeraltı adamının da ifade ettiği gibi aslında bu bir buhran halinde yazılmış. ilginçtir ki bu kitap tümüyle çıplak, çıplak olduğu için utanıyor, çıplak olduğu için kibirleniyor cesaretiyle, çıplak olduğu için bakmalarımıza kızıyor. kitap dostoyevski'nin bahsettiği şekilde canlı, iddiası gerçek. kendi kitabını daha kitapta anlatan çok azı vardır heralde, kitabın antikahramanla oluşturulduğunu yeraltı adamının kendisi söylüyor. bir varoluş mücadelesi verdiğini, dürüst olmak için kıvrandığını ancak kendini iyi anlatmak için de bir kavgasının olduğunu açıkça dile getiriyor. rosseau'nun itiraflarına açıkça laf atıyor, kendini iyi anlattığına dair alçakça bir yalan söylüyor "itiraflarım"da, diyor. kendisi ise sahici olarak bir yeraltı adamı olarak tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor. ilginç bir buhran hali, kendisinin tüm huysuzluklarını, kusurlarını yalın bir biçimde anlatırken müthiş bir farkındalıkla yazıyor. insanların onu sevmediğini, dahası onun da insanları pek sevmediğini de söylüyor. başkasını değil, kendini suçluyor. pek tabii bunları okurken çağrışan şeyler de oldu, daha en başından beri kendini suçlayan, yeren bir yaklaşımı var bu bir varoluş mücadelesi ancak o bu varoluş mücadelesini çok uçlarda yaşıyor. ya bütün alem açsın kollarını, sersin kırmızı halılarını, diksin kulaklarını ve beni yalnız beni dinlesin görsün, duysun, bilsin istiyor ya da yok saysın. asla arasını kabul etmiyor. düşündükçe, ihtimalleri analiz ettikçe her şeyin boşunalığına varıyor kendi içinde. kafasının içinde yaşayan bir adam, belki her şey tam olarak düşündüğü gibi olsa bile bunu yaşama